günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2024 Pazartesi

bekleyiş ama kavuşamayış

     hayatımın son 7 ayı bir kişiye kafayı takmakla geçti. aklımda sadece onun düşüncesi ile yaşamak, günümün verimi onun bana yazması veya yazmaması üzerine şekilleniyor olması beni çok üzüyor. ondan kaslı olarak bahsedeceğim, sanırım onu en iyi böyle tanımlayabilirim çünkü hakkında en net bildiğim şey bu. 

    geçen yılın aralık ayında bir dil öğrenme uygulamasında tanıştık. her akşam yaptığımız telefon görüşmeleri ve tatlı davranışlarıyla oldukça kısa bir süre içerisinde ona duygular beslemeye ve akşam olup birbirimizle konuşacağımız saati sabırsızlıkla beklemeye başladığımı fark ettim. aslında güneş ve contini'den sonra tekrar bir erkeğe karşı duygu beslemeyeceğime dair kendime onlarca kez söz vermeme rağmen bir şekilde kaslı'da beni çeken bir şeyler vardı. birincisi, kibar davranıyor olmasıydı. ikincisi, vakit ayırıyor olması ve son olarak telefon konuşmalarımız esnasında ona öğrettiğim türkçe kelimeleri telaffuz ederken çok tatlı görünüyor olmasıydı. 


    konuşmaya başladıktan bir buçuk yahut iki hafta sonra whatsapp ve ardından instagram'dan konuşmaya devam etmeye karar verdik. instagramını aldığım zaman aslında kaslı'nın oldukça fazla takipçiye ve en önemlisi sevgilisi olduğunu fark etmiştim. o dönemlerde ona olan duygularım başladığından bu haberi fark etmem ile histeri krizleri geçirmem bir olmuştu tabii... her neyse, ondan bir şey beklemiyordum... zaten benim için fazla iyi bir tipi var ve benimle konuşması hoşuma gidiyor diyordum. ama gün geçtikçe ve konuşmalarımız arttıkça elbette elimde olmadan benim hislerim iyice gelişmeye başladı. yanlış hatırlamıyorsam ocak ayının son haftasında birden mesajımı görmedi ve yaklaşık iki hafta hiç iletişim kurmadık. benim için oldukça zor dönemlerdi çünkü ben ondan beni sevmesini beklemiyordum, yalnızca hayatımın bir parçası olmasını seviyordum. doğum gününün akşamı bana bir şekilde yazdı ve ''uzun zamandır konuşamadık, neden birbirimize vakit ayıramıyoruz'' diye bir soru sordu. oysa ki ben onun için her zaman buradaydım, sadece o benim mesajıma dönüş yapmak istememişti...

    yazdığında sorun etmedim, doğum gününü kutladım ve sanki düne kadar hayatımın en kötü günlerini geçirmemiş gibi onunla sohbet ettim. ardından bu ghostlayıp geri dönme mesaisi belli aralıklara devam etti. rekorumuz 1 ay 10 gün. şu an yaklaşık 5 gündür ghostlanıyorum mesela. en son geldiğinde bana tekrar ''neden konuşamıyoruz'' diye sordu. ben de ''meşgul olduğunu düşündüm, onun için seni rahatsız etmek istemiyorum'' demiştim. o da bana ''hayır, beni rahatsız etmiyorsun seninle konuşmayı seviyorum'' dedi. ama gel gör ki şu an tekrar görmezden geliyorum. hala aşığım, hatta oldukça güçlü. önceden attığı sesli notları dinlerken gülümsüyorum. böyle olmamam gerekir ama elimde değil, uzun bir süre sonra aşk duygusunu tadıyorum ama hiç de hayal ettiğim bir şekilde değil. özellikle ghostlandığım dönemlerde sevgilisi ile olan hikayelerinde gerçek anlamda yıkılıyorum. kendime her seferinde ''bunu kendime neden yapıyorum'' diye soruyorum. ona asla açılamam, sevgilisi varken bunu yapamam. 

    o benim hayatımın her saniyesini işgal ederken muhtemelen ben onun aklına bile gelmiyorumdur. bilimsel değil, sadece hisler. oldukça zor, yazsa dert yazmasa ayrı dert. ama bir şekilde ondan vazgeçemiyorum. ne kadar yazmazsa yazmasın telefonumda adını gördüğüm an yüzümde oluşan o gülümseme ve midemde hissettiğim kelebekler bir anda unutturuyor öz saygımı. 

    ne olacak, nasıl ilerleyecek bilmiyorum. muhtemelen ilerlemeyecek. ama ilerlemesini isterdim, gerçekten isterdim... eğer olmazsa da 25 terapist seansı ile atlatamayacağımız şey yok dedikten sonra yolumuza bakacağız...


berry




18 Mayıs 2023 Perşembe

ne tatildi ama

     Şimdi anlatacağım olay aslında 2021 yazında geçti. O dönemlerde bloga online olmadığım için şimdi anlatmak farz oldu. Bir çılgınlık edip bu sefer de bir arkadaşımla tatile gidelim dedik ve gittik. Aslında bundan önceki sene de arkadaşlarımla tatile gitmiştim ama arkadaşlarımın ebeveyni de yanımızda olduğu için ona pek 'baş başa tatil' demiyorum. 

    Sezon sonu için harika uygun fiyatta bir yer bulup gittik. O dönemlerde de tatile gittiğim arkadaşımı sevgilisi aldatmıştı fakat sonrasında barışmışlardı yani sıkıntılı bir dönemden geçiyorlardı. Arkadaşım da içkiye alışık bir insan değildir kesinlikle, her akşam onun sarhoşluğuyla uğraşıyordum. Tatilin sabah saatleri mükemmelken akşamları benim için cehennemi aratmıyordu. Sürekli sevgilisiyle tartışıyor ve ben sürekli onlarının dramalarını çekmek zorunda kalıyordum. 

    İlk günlerde kafama koymuştum, tatilde biriyle tanışacaktım. Yine o eşcinsel chat sitelerine girip birileriyle konuşmaya başladım. Şans eseri kaldığım yerde çalışan biri ile iletişim kurmuşum. Tatil boyu kimliğini gizleyerek benimle konuştu. Aslında ufacık bir gözlemle arkadaşım ve ben onun kim olduğunu anlamıştık bile ama çaktırmadık işte. Tatilimizin bitişine iki gün kala sabah havuz başına içince ''Kahvaltınız hazır'' diye geldi o kişi... Arkadaşım da ''bak seninki bize jest yapıyor'' demişti. Gerçekten sanırım ilk kez bir erkek benim için jest yapıyordu. 

    Bana yüzünü ben kaldığımız yerden ayrıldıktan sonra gösterecekti, öyle anlaşmıştık. Mesajlaşırken birbirimize eski aşklarımızı ve travmalarımızı da anlatmıştık. Aslında bizden birşey olmayacağı çok açıktı çünkü kendisi hala bir travmayla uğraşmaktaydı. Yine de ümitlenmiştim işte. Tatil dönüşü otobüste İstanbul'a dönerken bana yüzünü gösterdi. Tam da düşündüğümüz kişi çıkmıştı. Biz daha restoranta girmeden bize kahvaltı servisini hazırlamasını sorduğumda ''sen gitmeden bir jest yapmak istedim'' dedi. Aslında ben ona oradayken sahile gitmeyi, sohbet etmeyi önermiştim ama belki de cinsel kimliğinin ortaya çıkabilecek olması tedirginliğini yaşıyordu. Olabilir, bende insanlara oldukça zor güvenen biriyimdir. 

    Bir süre daha instagram üzerinden sohbet ettik fakat sonrasında iletişimimiz kesildi. Ben buraya böyle zamanın alakasız olduğu hikayeler yazıyorum. şuan ''berry bize ne 2021 yazından bize günümüzden bahset'' diyebilirsiniz ama ben böyle üzerinden yıllar geçince geçmiş yazılarımı okuyup o kişilerin kim olduklarını düşünürken çok eğleniyorum. İnternet günlüğümde bu kişinin de olması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta ilk kez tatilde biri ile bir iletişim kurmuştum... Daha nicelerinin olmasını ümit ediyorum... 

    berry

11 Ağustos 2022 Perşembe

benim güzel oğlum

     Ben uzun zamandır buraya yazı yazıyorum fakat hiç kedimden bahsetmediğimi fark ettim az evvel. Madem geleceğe kendi hayatımı aktarmaya uğraşıyorum, kedimle daha doğrusu oğlumla da tanıştırayım. 

    Kendisi ile yollarımız 14 Haziran 2021 tarihinde kesişti. Aslında kendisinden haberimiz vardı sahiplenme sürecinde ama kimi olumsuzluklar vardı. Benim sarmanım ve kardeşi, diğer kardeşlerin arasında tek yaşayabilen ikiliydi. Anneleri de onlar bir kaç günlükken ölmüştü. Benim oğlum da bir süt anneye nakledildi ve 14 Haziran günü evimize geldi. 

    Utangaç, oyuncu ve sevgi dolu bir çocuk o. İlk gününü hatırlıyorum da, benimle oyun oynamak istiyordu ama korkusundan ve utancından bir türlü cesaret edemiyordu. Biz hazırlıklıydık onun bizden korkmasına veya saklanmasına onun için başlarda onu hiç zorlamadık. Yeni evdeki ilk gece her kedi için oldukça zor bir süreçtir, özellikle ailesinden ayrıldıysa. Bu arada oğlumun kardeşini de başka bir akrabamız sahiplenmişti onun bilgisini de atlamayayım. İlk gecesinde oğlum korkusunu aşıp korkak adımlarla tuvaletine gitti ve tekrar yanıma geldi. Benim yatak odam biraz karmaşık olduğu için ilk gecemizde oturma odasında uyumaya karar vermiştik. Böylece daha az eşya olduğu için kaybolma veya birşeylerin arasına sıkışma ihtimali kalmayacaktı. Daha sonrasında bir kuytu köşe bulup orada uyudu. Sabah uyandığımda beni koklamaya çalışan ama korkan bir sarman vardı yanımda. Daha doğrusu ben koltukta yatarken yerden beni izleyip kokluyordu. Bende gelmek isteyeceğini düşünüp yanıma aldım ve yorganı üzerimize çektim. Gırıltısının sesiyle birlikte uyuyuverdik orada. Gerçekten inanılmaz bir histi. Ben kendimi bizden korkacağına, uzun bir süre saklanacağına hazırlamışken daha ilk günden birlikte uyuyacağımızı düşünmemiştim doğrusu. 

    Ertesi gün elbette yine utangaç bir bebekti ama daha aktifti. Bir yerlerde saklanma ihtiyacı olmadan oyun oynayabiliyordu. O günden itibaren gün geçtikçe utangaçlığını daha çok kırdı. Örnek verecek olursam ilk önce misafirler geldiği vakitlerde hemen bir yere saklanır ve çok tedirgin olurdu. Artık misafirler geldiğinde beyefendi kılını bile kıpırdatmıyor... 

    Benim için dünyadaki en güzel hislerden biri onu öpmek... Üstelik biraz oburuz ve şişkoyuz... Artık yanımda yattığı zamanlarda bir insanla yatarmışcasına yer kaplıyor. O kadar tatlı bir uyku pozisyonumuz var ki keşke görseniz...

    Şimdi benim oğlum bir yaşında! Daha doğrusu Mayıs ayında bir yaşında olacak. Onun her yarım saatte bir başıma gelip oyun oynamak istediği için miyavlamasını veya o kadar yer varken gözümüzün önüne gelip yatmasına aşığım! Ben bu satırları yazarken de yanımda ve miyavlamakta! İyi ki hayatımdasın oğluşum benim... 

    berry

8 Ağustos 2022 Pazartesi

bu sıralar beğendiğim erkekler

     İki yazı peş peşe melankolik olduğumu fark edince biraz kafa dağıtacak bir şeyler yazmak istedim. Ayrıca bu ''Yakışıklı günlükleri'' serisini sonrasından okumak çok eğlenceli oluyor benim açımdan. O zaman başlayalım. hazır 💕hornylik perileri💕 gelmişken niyet ettim allah rızası için 2015 yılından beri bıkmadan ve usanmadan devam ettiğim yakışıklı günlükleri serisine bir yenisini daha eklemeye...

    Serinin önceki yazıları için;

    Yakışıklı günlüğü #1 → 

    Yakışıklı günlüğü #2 → 

    Yakışıklı günlüğü #3 → 

    Yakışıklı günlüğü #4 → 

    Bu sıralar tiktokta çok fazla vakit geçiriyorum. İzlediğim içeriklerin bir çoğunluğunu türkçe ve ingilizce mizah videoları oluştururken kalan yüzde ellilik dilimi yakışıklı ünlülere yapılan editler kaplıyor. Genelde günün büyük bölümünde arkadaşlarıma o editleri gönderip darlamaktayım. İşte başlıyoruz. 

    1) Timothée Chalamet 
Kimilerine göre hot kimilerine göre not olsa da benim için hot!!!! olduğu kesin. Gerçekten sırf o var diye hiç ilgimi çekmeyen filmleri bile izledim işte ben aşık olunca böyle oluyor. Yüz hatları yunan tanrısını aratmayan bu kişiliğe puan verecek olsam kesinlikle 10/10 olurdu. Özellikle tiktok kullanıcıları pov videolarında kesinlikle çok iyi iş çıkarıyorlar....
bu sıralar horny periler de sürekli aklıma bu kişiyi getiriyorlar...
 

               


2) Aaron Taylor-Johnson 

Bu aşk adamın açıklamaya bile ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Söyleyeceğim tek şey varsa o da aldığım BDE!!!!!!! açıklama sonu. Benim ıslak rüyalarımı süsleyen biri olduğu için kutluyorum. Ayrıca Anna Karenina filmindeki imajı 💖💗💘💕💞 beni kendine aşık etti...





3) Jacob Elordi
Evet, I AM IN LOVE WITH NATE JACOBS AND HE IS IN LOVE WITH ME AND DONT YOU FUCKING GIVE ME THAT LOOK MADDIE BECAUSE I DIDNT HAVE FUCKED YOUR BF. Karakteri iğrenç olsa da Euphoria izlerken düştüm kendisine.... Beni yargılamayı kesin.......





4) Sebastian Stan
Yine söylenecek sözlerin tükendiği bir yerdeyim... Bu adama o kadar büyük bir aşk besliyorum ki buraya yazmaya çalışsam asla bitmez bu yazı. Tip desen var, eğlence desen var, seksilik desen var daha ne isterim ki? Sebastian Stan kapıdan çıkıp gelse 5 çocuğunu bırakıp benimle gel dese düşüneceğini sanmıyorum....










5) Austin Butler
Bu sıralar tiktokta çok karşıma çıkıyor. Kendisi karşıma çıktığında içimden bir SMASHHH geçirmeden kendime gelemiyorum.... sadece isterdim...











6) Jack Harlow
Bu adamda çok farklı bir çekim var... videolarını izlerken böyle resmen içimden bir şeyler ona doğru çekilmeye başlıyor gibi hissediyorum... İşte tam bu yüzden bu sıra düştüklerim listesine eklemek zorunda hissettim kendimi. 













7) Charles Leclerc
Çok farklı bu parça... Bu parça BENİM FAVORİM! Bu sıralar kendisine inanılmaz takmış durumdayım. Öyle ki durduk yere pinterestte adını aratıp fotoğraflarına bakıp aşk-attack geçiriyorum! Bu listede olmak zorundaydı... Ona aşığım!












8) Kit Connor
Bu sıralar Heartstopper fanlığımı susturamıyorum! Dizisini izlediğimden beri kendisini haremime dahil ettim.... İsterdim...














9) Paul Mescal
NORMAL PEOPLE İZLEYİN!!!! Aksanından anlayacaksınız!!!!!! Söyleyecek sözüm yok.... Smash!










10) Jamie Campbell Bower
Benim ömrüm, hayatım ve bir tanemin programına başlıyoruz inşallah!!!!! 













    berry

7 Ağustos 2022 Pazar

bilmiyorsun ama seni rüyamda gördüm

     Kırmızı benim ilk aşkımdı. Onu en son lise mezuniyetimizde görmüştüm ve gözlerimle elveda demiştim. Bu sıralar hayatımda çok konusu açılmasa da rüyama girdi bir anda...

    Geçenlerde bir arkadaşımla bir bara eğlenmeye gidip geldikten sonra akşamında ''her ne kadar biriyle birlikte olursan ol senin için Kırmızı hep çok farklı biliyorum...'' demişti. Haklıydı. O her zaman benim içimde bir yara olarak kaldı ve zannedersem hep böyle kalacak.  Artık durduk yere aklıma gelmiyor, sanırım çok vakit geçtiğinden... Onu en son Haziran 2018'de görmüştüm, ne yazık. Geçenlerde bir arkadaşım metroda onunla karşılaştığını söylemişti bana ''berry, hiç değişmemiş'' diyerek. 

    Yaşansaydı nasıl olurdu demeden edemiyorum aslında şimdi. Bir de şimdi çok değiştim, karantina boyunca bolca kilo aldım ve şuan yoğun diyet ve sporla formumu geri kazanmaya çalışıyorum. Bilmiyorum, belki de birileri tarafından beğenilmek istiyorumdur. 

    Herneyse, rüyama geçecek olursak... Bir gezi için yurt dışına gidiyorduk bir toplulukla birlikte. Kırmızı da otobüste tam yan koltuğumda oturuyordu. Her ne kadar kesik kesik hatırlıyor da olsam bir anda kolunu benim omzuna attığını hatırlıyorum... Kalbimin gerçekten çarptığını hissettim. Sonrasında bende sol kolumla ona daha çok sarıldım kendisi başlarda biraz tereddüt etse de sonrasında daha sıkı sardı beni... O an işte içimde bir burukluk hissettim neden bilmiyorum. Lise birinci sınıftan beri beklediğim biri olduğu içindir belki de... Sonrasında gezdiğimiz tarihi yerlerin birinde dudağıma bir buse kondurdu. Ne yazık, çok hissetmedim dudaklarını dudaklarımda. 

    Sonrasında gözlerimi açtığımda gerçek dünyaya döndüm. İçim yine buruktu. Biraz onun fotoğraflarına baktıktan sonra kendime geldim sanırım.  Tam da bir ayrılığın sonunda böyle bir rüya görmüş olmam umarım bir işarettir...

    Belki de evrene gönderdiğim mesajlar bir gün yerine ulaşacaktır, kim bilir!

    berry

son birkaç ay üzerine

  Son birkaç aydır işte şimdi oldu diyordum... sonunda yıllarca beklediğim aşkı yaşadım sandım fakat yanılmışım... Bittikten tam 24 saat sonra yazıyorum bu yazıyı... fakat üzgün değilim nedenini beni dinleyince anlayacaksınız.

  İnternet üzerinden bir İtalyan ile konuşmaya başladım. Birbirimizi aslında bir yılı aşkın bir süredir tanıyorduk ama bir şeylerin resmiyete dökülmesi son 7 ay içinde gerçekleşti. O'ndan Contini kod adıyla bahsedeceğim... 

  Başlarda düzgün giden konuşmalarımız birkaç ay içinde onun yeni bir işe girmesiyle iyice kopmaya başlamıştı. Gündüz veya gece yalnızca bir kez mesajlaşabiliyor, birbirimizi yeterince tanıyamıyorduk. Bu da beni rahatsız etmeye başlamıştı. Ona ''biz bir uzak mesafe ilişkisi yaşıyoruz mesajlaşmak bizim için zorunluluk'' dediğimde ona yönelik bir eleştiri yönelttiğim için bana sert bir cevapla ''ben sana vakit ayırıyorum fakat sen bunu takdir etmiyorsun'' diyerek karşılık verdi. Oysa benim takdir etmediğim şey neydi? Normal her insan gibi birine romantik hisler besleyip gün içinde yaptıklarımı paylaşmak mıydı? Bana sert çıkışının üzerini kapattım. Kendisi ikinci bir şans yarattı o gece. Ağustos ayında çalıştığı işinden ayrılacak ve böylece birbirimize daha fazla vakit ayırabilecektik. Hatta Türkiye'ye gelecekti ve benim üniversite eğitimimden sonra İtalya'da yüksek lisans yapabileceğim okulları sürekli bana ilerletiyordu.

  Gün geçtikçe içimde daha fazla umut varolmaya başlamıştı. Anneme hayatımda birinin olduğunu da tam bu zamanlarda söyledim. Arkadaşlarıma bu tartışmayı aktardığım zamanlarda biri ''bence bir şey değişmeyecek sanki ben böyleyim sen buna alış demeye çalışıyor!'' demişti. Ne kadar haklı bir yorum olduğunu sanırım görmek istememiştim. Aradan yine aylar geçti ve bugünlere geldik. Tarihler beş ağustosu gösterdiğinde bana tam yirmi dört saat boyunca tek bir mesaj bile atmadı... Benim günaydın mesajım orada bütün bir gün boyunca karşılık bekledi. Ertesi günün akşamı hiç bir şey olmamış gibi ''Here I am'' mesajını gönderdi. Bir süre sinirli olduğumu anlaması için mesaj göndermedim. Aradan dört veya beş saat geçtikten sonra ''Neredeydin?'' mesajımı gönderdim. Yirmi beş saniyelik bir sesli not göndererek ''Enerjim yoktu o yüzden yazmadım, hatta hiçkimseye yazmadım'' dediğini öğrendim. Sinir katsayım yükseliyordu. Sinirlendiğim şey yaptığı bu aptallıktan çok zaten başından kendisini belli eden birine gereğinden fazla çabaladığımdı! İlk tartışmamızda da kendisine 'meşgulüm, akşam yazacağım veya şu işle meşgulüm' diye mesaj yazmanın veya sesli mesaj göndermenin 2 saniyeden fazla sürmeyeceğini kendisine belirtmiştim. 

  Ben zaten asla konuştuğu kişiyle 7/24 kesintisiz mesajlaşmayı sevmeyen biriyim. Ama karşıdaki kişi beni önemseyen bir insansa ona nerede ve neden yok olduğumu mutlaka açıklardım... Asla yirmi dört saat boyunca onu habersiz bırakmazdım. 

  En sonunda tüm arkadaşlarıma da durumu anlattıktan sonra sesli mesajına yanıt vermedim... O da dün hiç bir şekilde bana mesaj atmadı... Sanırım bir hikayenin daha sonuna geldik fakat bu defa bittiği için üzgün değil aksine mutlu hissediyorum... Elveda Contini!

  berry

18 Mart 2022 Cuma

bir rüya gördüm dün gece

 bu gece gördüğüm rüya beni olması gerektiğinden biraz fazla etkiledi sanırım. aslında çok basit bir rüyaydı, seviliyordum. sevildiğimi hissediyordum en azından. tanımadığım bir kişiydi rüyamda gördüğüm aslında esmer ve güzel şekillendirilmiş siyah saçları vardı. göğsünün biraz altında yara izi vardı tişörtünü çıkarıp bana gösterdi. rüyamda daha önce hiç bu kadar spesifik bir ipucu almamıştım aslında. belki de kaderimde olan kişinin bir özelliğiydi bu ve bir vizyon olarak bana göründü orada.

sevimliydi...

insan rüyasında gördüğü, gerçekte yaşadığını bile bilmediği birine his besleyebilir mi? belki de uzun süren yalnızlığımın bir uydurmasıydı bu da... zaten her geçen gün umutlarımı biraz daha kaybediyorum. oldukça kilo aldım bu sıralar. daha önce de kilo vermiştim zaten işte tam olarak kilo vermeden önceki halime geri döndüm. kendimi beğenmediğim, aynalara bile bakmak istemediğim bir döneme girdim sanki her geçen gün kendimi biraz daha çirkin görüyorum aynalarda. ve çirkin olmak demek sevilecek biri olmamak demek maalesef. 'hayır, öyle değil' diyebilirsiniz ama belirli bir güzellik anlayışının altında olduğunuzda bu dediğim size daha anlamlı gelebilir. güzel insanlar için sevilmek çok kolay bir şeyken insanların ilk tercihi olmayan 'normal' bir insan için oldukça zor bir şey. 

arkadaş çevremde herkesin iyi veya kötü bir ilişkisi ve güzen anıları varken ben yalnızım. evet şanslı olduğum veya en azından kendimi şanslı gördüğüm özellik gerçekten iyi dostlara sahip olmam olabilir. ama insan bazen arkadaş değil de daha yakın birini istiyor yanında. basit şeyler aslında ama çok da zor. ne zaman biriyle konuşsam HEPSİ 'ama ben daha yeni uzun ilişkiden çıktım ve beni çok kırdılar' diyor. ne şanssızsam hep aynı bahane ile karşı karşıya kalıyorum. herkes birilerini kırmış ve bunun sonucu olarak ben o kişiyi bulamıyorum sanki. başkalarının hataları ile benim mutluluğum arasında bir orantı söz konusu sanırım. 

eşcinsel ve aşk istemek ne kadar zormuş! küçükken daha masum görünürdü böyle şeyler ama herkesin gözünü sex bürümüş. arkadaşımla geçenlerde bunun hakkında sohbet ediyorduk... gerçekten nasıl bu şekilde devam ediyorlar? nasıl düzenli birini istemiyorlar? birini sadece cinsel bir obje olarak görmeyi nasıl beceriyorlar anlayamayacağım sanırım. 

herneyse melankolik hissettiğim bir gecedeyim bugün. o kişi bir gün gelecek... çok bekledim ve buna deyecek demek istiyorum. hemde çok istiyorum. 

18.03.22 - 22:21

25 Haziran 2020 Perşembe

yaz tatili düşleri ve biraz fazla kaçan isyan

yine gözyaşlarım eşliğinde yazacağım bir konu daha. malum coronavirus hala bitmedi, evden çıkmamaya devam ediyorum. bugün odamda yine mutsuz bir ruh haliyle müzik dinlerken içeride annem hanımın telefonla konuşmasına kulak misafiri oldum. teyzemle bodrum hakkında konuşuyorlardı hemen yanına koşup detaylıca dinledim. yazlık bir ev kiralayıp gidebileceğimiz hakkında bir şeyler söyledi teyzem ama annem aksine okul paraları vs vs vs kafa ütüledi ve konu kapandı muhtemelen.

tam üç yıldır istanbul sınırlarından çıkmak nasip olmuyor allah kahretsin artık. para problemleri dedik okay ama şimdi tam bir şeyler olabilir derken corona denen şu hastalık hortladı tüm dünyayı kapladı yine gidemeyeceğim. yine eminim ki seneye de bir bok çıkar sonra da çıkar. hayatta en çok üzüldüğüm şey böyle fırsatları hep yaşım küçükken kullandık şimdilerde ise hiç bir şey yapamıyorum çok üzücü. oysa tam gidip yaz aşkını iliklerime kadar yaşayabileceğim bir yaştayım. geçen sene de tatile gitmememize bir kaç hafta kala dolandırıldığımızı öğrenmiştik bir şekilde iptal olmuştu.

artık o kadar ihtiyacım var ki biraz uzaklaşmaya anlatmama imkan yok. bıktım artık insanlardan, istanbulun havasından trafiğinden kalabalıklığından tek isteğim biraz olsun uzaklaşıp kendimi toparlayabilmek. evet, biliyorum dünyanın en büyük derdi değil bu 'tatil' olayı ama gitmek istiyorum. gerçekten millet hiç olmazsa köyüne falan gidiyor yazın ama akrabalarımızdan hiç kimseyle iletişimimiz olmadığı için böyle şey de yapmıyoruz. gerçi yapıp ne yapacağım orada akrabalarla özgür olmak yerine istanbuldan daha çok zincirlerle bağlı olduğunu hissedersin... yok o da kalsın rafta.

bir kaç zamandır avrupalı ve amerikalı yaşıtlarımın yaşadıklarına bakıyorum da bu bizim yaşadığımız hayat mıymış diyorum. 17-18 yaşlarında arkadaşlarla seyahat etmeye dünyanın dört bir yanını dolaşmaya başlıyorlar. gerçekten coğrafya kaderdir ben hiç böyle şeyler yaşayamayacak mıyım? ben artık bu ülkede nefes dahi alamadığımı hissediyorum. sevgili desen... gerçekten turkish gay community'den hiç bir bok olmaz. herkesin kafasını seks bürümüş yok şöyle yaparım yok böyle yaparım ben burada oturduğum sürece hiç bir şekilde aşk bulamayacağım. farkında mısınız en güzel yıllarımdayım ve hayatımda hiç kimse yok! çıkıp gezebileceğim, sevebileceğim bir erkek yok! ne kadar acı. herkes aç sekse aç. bıktım artık. ne kadar isyan edersem edeyim bu böyle gelmiş böyle gidecek. tek isteğim bir an önce burayı terk etmek ve hayallerimi yerine getirmek.

tamam, hayallerim bazen çok uçlarda olabiliyor.. yani, sanatçılık falan ama ben kendime inanırsam bunu başarabileceğime inanıyorum. bir şekilde yolunu bulacağım, kuşkum yok. ama bir diğer hayalim daha var ki bu aslında dünyanın en basit hayali bile olabilir. aşk! bir ailem olsun istiyorum.. samimi, sıcak ve mutluluk dolu. hiç bir zaman amaan yaşım gelsin de evleneyim demiyorum ama hayatımda gerçekten istediğim biri olsun, birlikte yaşamaya değer biri olsun istiyorum sadece, çok şey değil!

her neyse işte o kadar çok isyan doluyum ki artık kusmak istiyorum resmen. zaten şu yaşadığımız boktan dönem psikolojimi eksi seviyelere indirmişken üstüne her gün yeni depresyona sokucu konular ekleniyor. ne diyebilirim ki bir an önce buradan gitmek istiyorum... başka da bir şey yok.

ne bileyim şimdi bodrum yahut antalya arasında bir yerde olsam... belki bir turist ya da mucizevi bir istek ama hayallerime yaklaşan bir türk bile olsa olur! ama zannetmiyorum türkiyede bunları yaşayacağımı... şu an içimde öyle bir his var ki anlatmama imkan yok! resmen boğazımda bir his var ağlamak ister gibi ama aynı zamanda gözlerimden de ateşler fışkırıyor! insanlar kanımı emer gibi rahatsız ediyor beni artık...

daha fazla YETEEEEER diye çığlık atmak istemediğim için kısa tutuyorum bu isyanımı. biliyorum ne büyük dertler değil mi... ama işte böyle... berry'nin yaşamı bundan ibaret... benim hayatım aşk! 

berry x

3 Nisan 2020 Cuma

corona psikolojisi • karantina II

son iki günüm uyku düzenimin yok olmasıyla devam etti. online eğitimin devreye girmesinden sonra sabahın köründe uyanıyor, dersten hemen sonra tekrar uyuyor ve ardından akşama doğru uyanıp sabaha kadar oturuyorum. bu da düzelecek diyorum kendi kendime ama ne zaman orasını ben bilemem.

evden çıkmayalı bugün yirmi üç gün oluyor.

iki gündür netflix'e takılıyorum. filmler diziler falan derken vakit nasıl geçiyor fark edemez bir hale geldim. saat 19:30 civarlarında tıpkı hunger games'de olduğu gibi vaka/ölüm sayılarını öğrenip psikolojimi bozuyorum. ha bir de bugün bir gelişme daha oldu. 20 yaş ve altındakilere sokağa çıkma yasağı ilan edildi. zaten evden hiç ayrılmadığım için beni etkileyen bir şey olmadı. bir de bu sıralarda sanırım coronavirus vakası olmasa da ambulanslar o korkunç kıyafetlerle geliyorlar. oturduğumuz yerde sadece kuzenim ve benim oturduğumuz apartmanlardan birilerini aldılar birer hafta arayla. artık kimi şeylere nasıl tepki vereceğimi unuttum biliyor musunuz? mesela türkiye'de ilk vakanın görüldüğü 11 mart tarihini hatırlıyorum da uyku uyuyamamıştım gece... ertesi gün kalkıp okula gitmiştim tabii ama neyse.. konumuz bu değil. şu an güncel vaka sayımız 20,921 ve o kadar da fazla tepki vermiyorum. bir alışkanlık oldu her gün haber bültenlerinde vaka sayılarını görmek.

ben genel olarak iyi hissediyorum ama bazen sinir krizleri geçirecek bir seviyeye de yükselmiyor değilim. ailemle çok karşı karşıya gelmemeye çalışıyorum. bu sıralar herkesin psikolojisi olanlardan o kadar çok etkilendi ve evde kilitli kaldık ki karşı karşıya gelsek kavga çıkacak gibi hissediyorum. çoğu şeyi de alttan almaktan yorulmadım değil.

kardeşimle iki gecedir stresimizi atmak adına netflix dizilerini izliyoruz herkes yattıktan sonra. şu an chilling adventures of sabrina izliyoruz. geçen yazıda da anlatmıştım ya gavin leatherwood azması geçiriyorum diye işte sebebi bu. güzel oluyor eğleniyoruz. dün de doğum günüydü aslında çok üzücü günler geçiriyoruz ama bir şekilde mutlu olabilmeyi bilmek çok güzel bir şey. onu mutlu etmek için pastalar alındı, şaraplar hazırlandı ve eğlencee! çok da muhteşem değildi ama karantina altında yapılan bir kutlamaya göre oldukça eğlenceli bir işti.  sürekli ama sürekli içimde negatif düşünceler dönüyor aslında bakarsanız. corona kapmaktan o kadar korkuyorum ki anlatamam. şansıma da güvenmiyorum açıkçası... okay, ben hiç evden çıkmıyorum ama birileri çıkıyor işte...

dün fark ettim şu detayı da; ben ne zaman birine karşı duygular beslemeye başlasam bir şeyler oluyor ve ayrı kalmamız gerekiyor. okulda mesela tam Romeo'ya karşı bir duygular hissettiğimi kabullenmeye çabalarken BAM! it's corona time! ben bu şanssızlığı kabullendim, yapabilecek bir şey yok. ama bana yepyeni şeyler de tattırmıyor da değil. ders dinlerken katılımcıların olduğu listeye girip adına bakıp iç geçiriyorum. sonuçta aynı anda aynı şeyi yapıyorduk bunu bilmek benim gibi yıkık bir insanı mutlu ediyor sanırım. 

anlatacak bir şey bulmaya çalışıyorum ama yok! bulamıyorum! çünkü tüm günlerim bomboş elimde telefon ya da bilgisayarla geçiyor. ha bir de şu an kulaklarımda uğruna adam öldürebileceğim israilli bir seks tanrısı mergui'nin müziklerini dinleyerek yazıyorum bunları. küçük şeylerde bulalım bakalım mutluluğu! hayal gücüm de karantinada oldukça genişledi ama bunu başka bir yazıda anlatacağım artık. inanılmaz boş bir yazı oldu aslında ben bile beklemiyordum bu kadar gereksiz olmasını ama bu günleri yazıp belgelemek istiyorum.

evde kalın ha sakın çıkmayın dışarı
berry xx

1 Nisan 2020 Çarşamba

hobiler ve aşk meşk • karantina I

bugün evden dışarı adım atmayalı on yedinci günüm doluyor. onlarca yeni hobi edindim, onlarcasını tekrar bıraktım ya da beceremedim. -ama en azından denedim- bu sıralar tuttuğuma aşık olur bir duruma geldim. telefonumun her köşesinden erkek fotoğrafları fışkırır bir hale geldi. erkek gurmeliği diye bir hobiymiş bu, ben buldum.

başlarda bol bol kitap okumaya verdim kendimi sonra filmlere ve müziklere. şu an ise annemle yemek yapıyorum sürekli. aklımda yapılacak yüz binlerce şey var ama beceremediğim için elimde patlıyor genelde. ama sanatsal anlamda büyük bir açlığın içerisindeyim. müzik yapmaya çalışıyorum ve dijital olarak resimler çizmeye çalışıyorum kendimi çok yetenekli bulmasam da.

bu sıralar dünya müziği ile iç içeyim. bir sanatçıya şırıl şırıl aşık olduğumdan mı bilinmez ama mucizevi bir şekilde ibranice konuşmaya başlayabilirim her an. zaten oldum olası israilli beyleri her zaman gözdem olarak tutmuşumdur.

düşünüyorum da nasıl bir döneme denk geldik bilemiyorum gerçekten. bana çok değil beş - altı ay önce 'kimse evlerinden çıkmayacak okullar bile iptal olacak' deseler çok fazla gülerdim ama artık o kadar normal bir şey gibi geliyor ki bana. zaten evden çıkmayı çok sevmeyen biri olarak öyle zorlanmadım karantina sürecine adaptasyonda. ama yine de hiçbir şey umursamadan çıkıp gezmenin tadı bambaşkaymış... bugünlerin hemen geçmesini ve normal hayatımıza bir an önce dönmemizi umuyorum, çünkü hunger games gibi her gün tv başında 'acaba kaç kişi oldu?' diye beklemek canımı sıkmaya başladı. her gün rakamlar ikiye katlanıyor, bizim insanımız hala balık falan tutuyor.

yalnızlık da bir vurdu beni açıkçası. delirmeme ramak kaldı. kendimi -bahsettiğim israilli şarkıcı- mergui ile sevgili olmuş ve kendimizi izole etmişiz gibi hayaller kurmaya başladım. nasıl bir bilinç altım varsa her olaya karşı kendini ümitlendirecek bir detay bulmayı başarabiliyor. bir de daha dün gece gavin leatherwood'a karşı bir yükseliş yaşadım ama konumuz bu değil. sizlere biraz kendi aşk hayatımdan da söz etmek istiyorum.

ben okulda birine -hatta iki kişiye- çok fena düşmüşüm de haberim yokmuş. buna da dün karar verdim. ilki tam benim aradığım tip aslında. uzun boylu, fit görünümlü ve yakışıklı bir çocuk. derslerde genelde tam önümde oturuyor ve gözlerim bayram ediyor. hele erkeksi bir oturuşu var ki beni benden alan sizlere anlatmam mümkün değil... ona Romeo diye hitap edeceğim. çünkü yakışıklı, genç ve hayalimdeki romeonun siyah saçlı hali olduğundan olabilir. neyse tek problemi her hafta yanında farklı bir kız görüyor oluşum. zaten benim kaderim bu... insanlar keyfini sürerler ben de ancak uzaktan bakarım ya da 'aaa whatsapp profil fotoğrafını değiştirmiş' diye ağzımın sularını akıtırım.

diğeri daha serseri tipli bir çocuk. hal ve hareketlerini ilk aşkım olan Kırmızı'ya benzetiyorum açıkçası. hal ve hareketleri dediğim de mekandan mekana koşması falan muhtemelen. ama inanılmaz bir çekim hissediyorum ona karşı. okula karşı Romeo'dan daha ilgisiz biri ve bence iyileştirilmesi gereken yaralar olduğunu hissettiğim için ona karşı bir şeyler hissediyorum. -severim ben çünkü öyle şeyler- genelde kafamda bir hayal canlanırsa genelde bu çocuk oluyor. farklı bir havası var anlatılamaz yani. ona da Benvolio diyeceğim. onunla takılmak, gezmek, dolaşmak ve onu sevmek bambaşka olurdu diye düşünüyorum...

yanıp tutuştuysam devam ediyorum. bu aralar yine chat app'lerine sardım -çünkü bütün gün evdeyim ve yapacak başka hiç bir işim yok- orada da şans eseri sabaha karşı saat beş gibi birinin mesajını gördüm ve konuşmaya başladık. arayışımız aslında birebir ama beni ondan iten bir şeyler var. iki maddede inceleyebiliriz bunu aslında; bottom-vari tavırlar ve aseksüellik ihtimali. evet seks benim için ilişkide akla gelen ilk şey değil. elbette cinsellik de ilişkide çok önemli bir detay ama biriyle seks üzerinden sağlıklı bir ilişki kurulmayacağını düşünmekteyim. bana verdiği pozlardan falan çok bottom gibi geliyor ve ben maalesef iğrenç bir insan olduğum için 'errkek gibi errkek olmalı!' tezimden asla vazgeçmiyorum. hani öyle diğer insanlar gibi çok yakışıklı olsun, zengin olsun şeyim yok ama yanıma da yakışsın. sadece 'yokluk' diye bağıran bir ilişki de kurmak istemem doğrusu.

şimdi sizlere bol bol içimi döktükten sonra annemle birlikte yaptığımız -benim iğrenç yaptığım- sarmaları yemeye gidiyorum.
türk yemeği olan sarma @kimkardashian

berry xx

2 Şubat 2020 Pazar

kalbim ege'de kaldı

ben uzun zamandır biriyle konuşuyorum. hep derim ya kendimi bildim bileli hiç bir zaman türk biriyle olacağımı hissetmedim diye. bunu yineliyorum. klasik olarak gay dating applerinde bol bol zaman öldürüyordum. aslında o kadar uzun zaman oldu ki onunla konuşmaya başlayalı tam olarak ne zaman başladık konuşmaya asla hatırlayamıyorum. 'naber nasılsın' tarzı -asla devamı gelmeyen- bir sohbet içindeydik. sonra klasik olarak 'haydi instagrama geçelim yahu' denerek geçildi.

aşk konusunda hala umutsuz biriyim yani elbette ona karşı kimi duygularım var ama gerçekleşecek mi yoksa gerçekleşmeyecek mi bilmek istiyorum. onunla başlarda 'ben ilişki istiyorum' tarzında konuşmuştum ve aldığım cevap 'ilişki fazlaca sorumluluk isteyen bir şey' olmuştu. yani hayaller yine kuyunun en dip köşesine gitti diye düşündüm. bir süre yazmadım hiç. sonra o yazdı ama bir gün konuşuyoruz beş gün konuşmuyoruz öyle bir durumun içindeydik.

şunu söylemeden geçemeyeceğim ama
gözleri çok güzel

neyse benim vurulup düştüğüm yer zaten gözleriydi. ondan öğrendiğim çok şey var aslında düşünecek olursak. mesela sadece bu deli mi yoksa hepsi mi yapıyor bilmiyorum ama bu havalarda bile sahile gidip denize giriyor! bir tuhaf doğrusu.

o her zaman aşk düşüncesinden kaçtı ve ne zaman konuşsak 'ama ben gerçekten seni üzmek istemiyorum. ben bunu bilmiyorum.' mesajları gündelik bir rutin haline gelmişti. bu arada her zaman birbirimize anlık fotoğraflar atardık bak kahve içiyorum, bak uyandım şimdi gibisinden. ve kendisi fotoğraf gönderdikten sonra her zaman 'eğer başka türden bir fotoğraf istersen bana söylemekten çekinme diyordu.' ben biraz kaçan kovalanırı oynamak istedim açıkçası ve işe yaradı da. benim koştuğum onunsa peşimde kovaladığı dönemlerde birbirimizi çok daha fazla tanıdık aslında. bana dinlediği şarkıları atıyordu, politika hakkında konuşuyorduk hatta o sıralar deprem falan olmuştu beni rahatlatmaya da çalışmıştı.

sonrasında delice sarhoş olduğum günlerden bir gün -sanırım ikimizin de libidosunun yüksek olduğu zamanlardı- konuşmaya başladık biraz dirty dirty. sonrasında ufak ufak seksi-msi fotoğraflar göndermeye başladık birbirimize. ben aç gibi tabii ki gönderdiği anda siler miler diye onları telefonuma indirdim. ben habire tuvalete gidiyorum bahanesiyle misafirlerin yanından ayrılıyor 20-30 seksi fotoğraf çekiyor ve ona gönderiyordum. gerçekten beğendiğini tepkilerinden görebiliyordum hatta bana geçen gün yolladığı ses kaydında 'o fotoğrafları aklımdan çıkartamıyorum' diyordu. gerçekten çok tuhaf şeyler yaşıyoruz aslında ama bir ilişki içinde değiliz belki de bu öyle bir evredir. 

'sen her zaman güzel birisin
tişörtünle veya tişörtsüz'

diyor mesela. şimdi buraya yazınca böyle sapıkmış gibi durdu gözüme ama aslında öyle değildi. beni beğendiğini biliyorum. insanların aşktan korktuğu ya da kaçtığı bir döneme denk gelmiştim. yanlış bir dönem bu benim için! herkesin aklı aslında bakarsak tek bir yere çalışıyor ve kimse gerçekten duyguların da ne kadar önemli olduğunu önemsemiyorlar! 

sinirlendim. güzel şeyler oluyor gibi ama kendimi üzüp kahretmemek için -çok da alışık değilmişim gibi- kendimi olabildiğince inandırmamaya çalışıyorum. inanırsam üzülmekten korkuyorum. kendisi de her zaman bunu söylüyor zaten. ama bir kalp kırıklığında daha ne yapabilirim bilmiyorum. 

bu beye 'oidipus' diye hitap edeceğim günlüğün geri kalanında yaşanan gelişmeleri de artık anında yazmaya çalışacağım. 2020 iğrenç bir şekilde ilerliyor hangimizin bu yılı sağ bitireceğinden emin değilim ama bu yıl blogda oldukça online olmayı düşünüyorum. dikkat edin kendinize!

berry x


üniversite hayatına giriş felsefesi

okullar başlayalı ne kadar zaman oldu artık saymayı bıraktım. ama mutluyum. fazla yoğun olması ve evime oldukça uzak bir mesafede olması dışında hiç bir sorun yaşamıyorum. ve istanbul trafiği dışında tabii!

ben okul günlüklerini yazmak istediğimi söylemişim aralık ayında madem öyle başlayayım dedim hazır yapacak bir şey bulamamışken. okulun ilk günleri inanılmaz klasik geçti aslında kimse birbirini tanımıyor, ne yapacağını bilmiyor çok da yeni bir ortam sonuçta. ben ise okulun başlamasından bir hafta önce başlamıştım hayeller kurmaya. güya okulda sevgili bulacakmışım. bak bak bak! hayallere bak! neyse ilk iki gün sadece okulu keşfetmekle geçti. nerede ne var burası ne sınıfı vesaire zaten sürekli koşturmacayla geçiyor o günler.

sonrasında bir gün okula giderken yoldan biri gelip ''aa sen bizim sınıftansın'' dedi ve bir yolculuk başladı aslında. başlarda bunun aşka dönebileceğini hatta onun benden hoşlanıyor olabileceğini bile düşünmüştüm. yakışıklı biriydi, fiziği düzgündü yani işte bir insana ilk baktığınızda içinizi hoş edecek çoğu şeye sahipti. ama tabii ki başlarda erken konuşmamak gerekiyormuş! hani derler ya insanı tanıdıkça bir şeyler değişir diye. -ondan 'kara' diye bahsedeceğim- neyse işte kara başlarda güzel ilgiliydik falan filan hani yakışıklı çocuk sonuçta hala tam olarak bir şeyleri bitirmiş değilim ama en azından %100 heteroseksüel olduğuna kendimi inandırdım ve yoluma baktım.

sürekli kara'yla takılıyorduk bütün gün özellikle okulun son günü uzun bir boşluğumuz oluyordu gidiyorduk yemek yiyorduk, sinemaya gidiyorduk falan. hatta bowlingde bunu yenmiştim söylemesi ayıp... neyse sonra eküriye tabii ki başkaları da eklendi ve benim kopmam kolay oldu. gerçekten eğlenceli çocuklar özellikle 'asyalı' olarak bahsedeceğim arkadaş. gerçekten okula katlanabiliyorsam bir şekilde onun sayesinde diyebilirim. en olmadık durumlarda bile şakalar yapıp eğlenecek bir yol buluyoruz kendimize.

kara'da beni rahatsız eden özellik ise şu oldu dönem boyunca; hiçbir şeyden doğru düzgün memnun olmaması ve dersle ilgili ne olursa olsun okulun suçlanması. tamam dünyanın en iyi okulunda okumuyoruz ama bence okulun hiç bir problemi yok gayet düzgün ilerliyor her şey. ben çalışıyorum ve sınavlarımı gayet iyi veriyorum onun için hiç problem yaşamıyorum. bu arada gerçekten öyle derslerim beklediğimden inanılmaz ilerliyor. tabii ki bana verilen klasik not alma, dersi dinleme taktiklerini her zaman uyguluyorum ama not alma işini biraz ilerlettim ve artık hocanın ağzından çıkan her kelimeyi yazan bir halde buldum kendimi.

bu dönem çok hızlı ve sanki sürekli sınav olarak geçti. sosyal hayatımın dönem boyunca öldüğünü çok büyük bir rahatlıkla söyleyebilirim. sınav dönemleri bırakın çıkıp gezmeyi yemek yerken bile suçlu hissediyorsunuz! okulumda da mazeret sınavı yahut bütünleme yok yani bir dersten kalırsanız kalmak zorundasınız kurtarma şansınız yok.

hep dert yandım biraz da güzel şeylerden bahsedelim. sınıfta elbette hoşlandığım kimseler oldu. ama böyle lisede olduğu gibi 'ya benimsin ya da kara toprağın' değil. daha böyle amaaan olsa ne olmasa ne modunda şeyler hissediyorum. karşıma gelirse bakıyorum -allah bana göz vermiş tabii ki bakacağım- ama özellikle 'sırık' diye bahsedeceğim kişi dönemin başından beri tarzını değiştirdi ve bu son tarzı beni bitirdi doğrusu. baştan aşağı siyah giyiyor bir de palto alıyor yanına... görmeye değer bir görüntü çıkıyor karşımıza. ama tabii ki berry hiç bir zaman gidip de doğru düzgün oturaklı birine aşık olmaz nerede it kopuk varsa ona düşer. bu da öyle her gördüğümde elini tuttuğu kızlar değişiyor bilmiyorum...

bir de 'belalı' var. belalı değil yanlış anlaşılmasın lakabını o seçtim. sebebi ise çoğu zamanlarda okula gelmemesi ve yaşından büyük işler yapmasından kaynaklanıyor. barmenlik yapıyormuş sanırım ve tanıştığımız ilk gün ulu orta seks anılarını anlatmıştı oradan anladığım kadar anladım vallahi! ah ne olacak benim şu kötü çocukları evcilleştirme isteğim... genelde vardır ama bu insanlarda kimse doğru düzgün insanları sevmiyor hepimiz bir uğraş verme çabasındayız ya da ulaşılmazlıkları bizi onlara bağlıyor. mesela ben belalı'yla sevgili olmayı isterdim. birinci sebebi gayet güzel bir çocuk olması, ikinci sebebi ise eğlenceli bir kişiliğinin olması. sınıfta biraz dışlandığını seziyorum kimi zamanlarda. bu arada sırık ve belalı aynı gruba mensuplar yani genelde ikisini birlikte görme fırsatım oluyor bu da benim için artı bir sebep...

okulda gözlerim olabildiğince çok bayram etmeye çalışıyor ama şöyle gönül rahatlığıyla peşinden koşabileceğim bir beyefendi çıkmadı karşıma doğrusu... onların hepsi diğer kampüsteler. neyse yapacak bir şey yok elimizdekilerle idare etmeye bakacağız...

olaylara derslerden bakacak olursak ben başlangıçta oldukça çok korkuyordum açıkçası. doğru düzgün ders işlenmeyen bir liseden mezun olduğum için ders çalışmak nedir ve nasıl yapılır soruları ile ilgili hiç bir bilgim yoktu. ama gerçekten kendimi verdim ve elimden gelenden fazlasıyla kasıp ders çalıştım. bütün sınavlarım çok iyi geçti. sınıfta olan bir ablayla sınıf birinciliği için yarışıyoruz şu anda hatta.

üniversite hayal ettiğin gibi bir şey miydi derseniz buna kesinlikle evet derdim. on iki senelik eğitim hayatından bildiğinizi unutun diyorum. daha özgür ve özgün bir ortam sizleri bekliyor. başlarda alışmam zor olmuştu çünkü derse geç girmek, derslerden erkenden çıkabilmek falan lisede benim için ölüm gibi bir şeyken şu an oldukça sıradan şeyler oldular. ama belirtmeliyim ki üniversitede derslerdeki tüm sorumluluk sizde yani hocalar bir yere kadar size bilgileri veriyor kalan araştırmayı sizin yapmanızı bekliyorlar konu bitsin ya da bitmesin. lisede alışmışız bir ünitede iki hafta geçirmeye bu da tuhaf gelmişti. ve çok daha yoğun olduğunu da belirteyim yani üniversite sınavı geçince her şey bitiyor tezini kim ortaya attıysa büyük bir yalan olduğunu söylemeliyim. neyse okul günlüklerini olabildiğince yazmaya çalışacağım. bahar dönemi çok yakında başlıyor bana şans dileyin!

bu arada dün gece bir bloga daha başladım. bol bol erkek gıybeti yapacağımız bir blog görmek için tıklayınız.

berry x


7 Aralık 2019 Cumartesi

haydi biraz yakışıklı gıybeti yapalım

yazmayı en çok sevdiğim seri olan yakışıklı günlükleri serisinin uzuuun bir aradan sonraki ilk bölümü ile geldim! bu sıralar eskilere dönüyorum çok yakında okul günlükleri serisi de gelecek bunu da dipnot olarak eklemiş bulunayım. en son yakışıklı günlüğü yazılarını 2016 yılında yazmışım. araya yakışıklı serpiştirdiğim bir yazı varmış onu da dahil ettim seriye. böylelikle bu dördüncü oluyor. çok uzun bir zaman oldu ama artık daha yollu bir insana evrildiğim için birlikte daha fazla yanabiliriz diye düşünüyorum.

  • yakışıklı günlüğü 1 için tıkla yirmi iki ekim iki bin on beş'de azmışım
  • yakışıklı günlüğü 2 için tıkla dört şubat iki bin on altı'da azmışım
  • yakışıklı günlüğü 3 için tıkla on iki aralık iki bin on sekiz'de ağlayarak azmışım
uyarı: azgınlık, kan ve vahşet içeriyor!!!!

instagramımda kaydedilenler kısmına girdim şimdi. şu dosya birinin eline geçse yemin ediyorum insan içine çıkamam. sonra bakarım diye kaydettiğim erkeklerin hepsi orada duruyor ve büyük bir tesadüf ki çoğu yarı çıplak falan bir de penislerinin belli olduğu fotoğraflar kalite kontrolü için oraya geçiyorlar. tamam, kabul ediyorum binbir türlü erkek fotoğrafı var orada ve yarı çıplak olmasalarda cinsel dürtülerimi harekete geçirebilirler. artık tam o yaşlardayım. yapacak bir şey yok. 

şöyle bir anımı anlatarak başlamak istiyorum artık yokluktan neler yaptığımı siz görün de yorumlayın. uzun boylu erkeklere her zaman aşık olduğumu hepimiz biliyoruz. işte bunun için ben şu son bir kaç haftadır basketbol maçları izlemeye gidiyorum ve bir offf çekiyorum. gözümü bir iki saat bayram ettiriyor ve eve geliyorum. basketbolcuların da erkeksi oluşları ve her şeyden nce fit görüntüleri elbette beni kendilerine çekiyor. bugünkü listeme bir basketbolcu eklemeyi de unutmadım elbette.

bugün biraz komşu ülkelerimizden yakışıklılardan bahsedelim diyorum. yakın coğrafyamızı tanıyalım ve komşularımızla iyi geçin(r)elim ;)

o zaman ilk komşumuza gidelim. yunanistan. insanları falan her bokları bize benziyor ama asla birbirimizle geçinemiyoruz. neyse bugün bir yunan tanrısı ile tanıştıracağız. inandığım tek tanrı bu arada. loukas yorkas. eurovision takipçileri onu 2011 yılından tanır aslında ama biz bugün meleksi sesini değil yüzü ve pantolonunda sakladığı 'büyük' sır hakkında konuşacağız. 

yani sizi çok bilmiyorum ama bana yunan denildiğinde aklıma gelen ilk kişi loukas oluyor. okyanus mavisi gözleri sarıya kaçan saçları ve erkeksi yüz hatlarıyla daha bebeyken bile beni kendisine düşürmeyi çok rahat bir şekilde başarmıştı. bir kaç yıl öncesine kadar aslında kendisini unutmuştum. ama geçmişimizden asla kurtulamıyoruz bir yerde karşıma çıktı ve bam ben hemen pantolonusıyırdım! uzun boy! bence en önemli şey. kendimden uzun birini görürsem ben direkt olarak düşüyorum başka hiç bir şeyde böyle bir şey olmuyor. neyse çok fena big dick energy aldığım da bir gerçek. milim milim inceledim. 140p kalitedeki konser videolarını bile izledim sırf yeterli kalite kontrolü yapabilmek için. neyse üzüldüm yine kendime biraz daha övmeye devam edelim. 

daha çok role girebilmek için bir şarkısını açtım meleksi sesi kulaklarımda gezerken birazdan orgazmdan acile kaldırılacağım haberi yok. ben bir erkeğe sadece erkeksi tavırlarından bile düşebiliyorum. -yani kimi kandırıyorsun ki herkese tak tak düşüyorum- bu beni zorluyor çünkü sokağa çıktığımda çok dhaat bir şekilde beş altı kere kendinizi cinsel açlığın ortasında bulabiliyorsunuz. neyse, loukas'da da bu var işte tam olarak! erkeksilik böyle konser videolarını falan izlerken yaptığı her hareket kalbimi çarptırıyor. bakınız bu çok önemli bir özellik ve herkes bunu yaptırtamaz. 

şu boydan fotoğrafına bakınca mesela aklımdan tek bir şey geçiyor. yani gel ya ne olursun bana gel diyor insan. yani berry öyle diyor. gel diyor... ne olursan ol koynuma gel diyor... ama yani isterdim. bir düşünsenize bir uyanıyorsunuz yan tarafınızda bir yunan tanrısı uyuyor... kim istemez ki... bir klibi var bu erkeğimizin. den pao sti douleia diye. onun klibinde mesela gözlerinin maviliğinde kayboluyorum boyunun etkisiyle de tokat yemişe dönüyorum.. mesela benim dark mind'ım şöyle şeyler düşünüyor. bununla seks yapacak olursam aynı şöyle bir şey yaşanacak; ''Ahhh, istanbul'un intikamını al benden.... AHH KIBRISSSS!'' daha çok şey derim de birazı içimde kalsın.

***

daha fazla kendimi kaybetmeden sıradaki beyefendimize geçelim. bir diğer komşumuz ukrayna'ya uçuruyorum şimdi sizleri. orada bir dansçı ve model var. adı nazar grabar aman allahım. bir ukraynalı şarkıcının klibinde keşfetmiştim kendilerini ve bir daha da unutamadım. saatler sürer stalk serüveninin ardından instagramını falan da buldum. az önce dedim ya hani böyle erkeksi tavırları seviyorum falan diye. tamam. o dediklerimi şimdi unutuyoruz. çünkü çok zor da olsa kimi zamanlar bebek yüzlü kimseleri de beğendiğim oluyor. mesela onlardan biri de bu beyefendimiz. klipte dünyaya yeni düşen uzaylımsı bir şeyi anlatıyordu. kadın bunu buluyordu ve evine alıyordu yatıyordu kalkıyordu aynı benim yapacaklarım gibi. 

o klipten sonra birazcık bu çocuk için kadının konserlerini falan izledim ay nasıl tatlı dans ediyor nasıl yaşıyor. insan diyor ki bu hareketleri keşke benim de yatağımda yapabilse ama demekle kalıyor sadece. böyleleri bize bakmaz ümit yok. sadece ağzımdan salyalar akarak bakıyorum öylece. sanki hiç yarın olmayacakmış gibi... dudaklar da benim için çok önemlidir. büyük dudak olmasa bile şekilli bir dudak olmalı. daha çekici kılıyor. bu çocuğun da çok şekilli ve özel dudakları var insan bir öpücük almak istiyor. ben bu çocuk olsaydım akşama kadar ayna karşısına çırılçıplak geçip kendimi seyredeydim. oofff ben neyim be diye bakardım öyle yani. neyse bu çocuk daha çok yeni olduğu için öyle çok fantaziler yaratamadım kafamda gelecek yazılarda yine azarım azdıkça yazarım. yazmaktan başka şansım da yok zaten. sap olmak böyle bir şey. amman 'nazar' değmesin!

***
ve şimdi de yakışıklıyı komşuda değil kendi yurdumuzda arıyoruz. milli gururumuz ve kalbimin sahiplerinden sadece biri... cedi osman hakkında ileri geri konuşacağım biraz. basketbolcu erkeklere çok fazla yükseldiğimi anlatmıştım ama bu çocukta çok daha farklı bir şey var. tam olarak ne bilmiyorum. aldığım big dick energy olabilir bunun en büyük kaynağı. gülşen'den bir alıntı yaparak yazmaya devam etmek istiyorum. ''yanıyor, yanıyorum. bir ihtimal biliyorum...'' ufak bir şekilde özetlemiş benim ruh halimi. yani tek bir cümleyle ben hazırım yani. çocuğa gidip yazmayı hiç düşünmedim değil o kadar büyük düştüm yani. erkeksi tavırları kendine has tarzı ve tipi ile bitiriyor. pantolon da çok yakışıyor bu arada. bacaklar uzun olunca :) bir de o kollardaki kaslar incecik bacaklar HOOOOF hani şu an tıkandım. hakkında ne anlatsam bilmiyorum. ama şunu diyebilirim ki eskiden basketbol izlemek çok daha güzeldi bu günlerde daha zor. salak bir tayt çıkmış ortaya şortun altına giyiyoruz. biz basketbolcuları 'merhabaaa ben buradayım' diye bağırarak belli olan penisleri için sevmiştik ama... bizi neden kimse düşünmüyor. biz yanıklara kimi haklar tanınmalı artık iki bin on dokur bitti bakın bir on yılı daha geride bırakmak üzereyiz! 
neyse, gelsin ben bu gece hazırım. türkün gücü neymiş bana göstermesini o kadar çok isterdim ki... bana ne yapacağı umrumda değil istediği her şeyi yapabilir gıkım çıkmaz çünkü. gerçekten sözlerin bittiği noktalardayım. geçenlerde durduk yere bütün sitelerde belki bir yerlerde pipisi bellidir diye fotoğraflarını karıştırmıştım. ertesi gün sınavım vardı cedi.. ama ben seni seçtim anlıyor musun beni?

sizin de gördüğünüz gibi bayağı bir dolmuşum ve uzun zamandır yazmadığım kadar uzun yazı yazabildim. çünkü yazarken hiç bir şey için kasmama gerek yok sadece kendi içimden geçenleri yazıyor ve kendi başıma eğleniyorum. benim için de bir stres atmaya yarıyor ve işte yaradığını da söyleyebilirim. artık yeni bir erkek dedikodusu ne zaman gelir hiç bilmiyorum ama arayı bu kadar çok uzatmak istemiyorum. 

bu arada bilmiyorum masterchef falan izliyor musunuz ama ekin ve alican şahıslarına da çok düştüm bu aralar...

berry x



12 Eylül 2019 Perşembe

hayat çok üzerime geliyor

''sevgi yok olup gitti, beni kahreden budur. bağışlarım, çünkü aşk, suça iter seveni.'' -shakespeare 

her şey o kadar çok üstüme geliyor ki sanki bir bataklığın dibine gömülüyorum. her geçen saniye yeni bir şey öğreniyorum ve bu beni içten içe katlediyor. dertlerin arttığını ve benden bağımsız bir insana dönüştüklerini görüyorum. daha bir tane acıyı sindiremeden hemen bir başkası tokat gibi yüzüme çarpıyor. 'bende bu şans olduktan sonra...' dedim en son Hamlet'e. uzun bir süredir birbirimizle iletişim kuramıyorduk, en son dayanamayıp yazdım. kısa bir muhabbetin ardından 'taşındım ben de enişten var artık' yazdı binbir samimiyetsiz emojilerle. hani olur ya artık kaldıramayacağınızı hissedersiniz. hah! işte tam olarak oradayım şu an. sonsuz bir uçurumdan aşağı bakıyorum. şiddetli bir rüzgar vücudumu alıp uzaklara götürecek ama çaresiz ayaklarım hala yere güçlü güçlü basma derdinde.

sonsuza kadar yalnız kalma fikrine inanmıyorum. elbette birini bulacağım ama küçükken hep ilk aşkımla evlenme hayalleri kurardım. çok değil beş sene önceki bana bu olaylar anlatılsa asla inanamazdım yaşadıklarıma. ama hayat bu, yaşanıyor işte bir şekilde. arkadaşlarım her zaman çok beklediğimi ve iyi birini bulacağımı söylüyorlar ama artık ümidim ya da dayanma gücüm kaldı mı bilmiyorum. çok ağırdı biliyor musunuz.. yani düşünün bir kaç ay öncesinde buluştuğunuz, tatlı hayaller kurduğunuz ve hatta ortak iş yapacağınızı söyleyen bir kişi bir anda 'enişten var artık' diyor. ben kafamı nerelere vurayım asla bilmiyorum. yarın ne göreceğim kestiremiyorum. geçen her gün kalbimin sızısı biraz daha şiddetleniyor. şaşırmayacağım eğer kendimi bir anda Kırmızının düğününün ortasında bulursam.

şu an arka planda sezen aksu'dan küçüğüm çalıyor. eskiden bu şarkının sadece çocukluktan bahsettiğini zannederdim. ama her dinlediğimde bir sözünü daha farklı yerlerde hissediyorum. meğer neler neler anlatıyormuş öyle değil mi? ne kadar az yol almışım, ne kadar az. yolun başındaymışım meğer. evet sezen, yolun başındayım. ama bu yol beni aydınlığa mı çıkartacak? yoksa karanlığa mı terk edecek? mutsuzluk bana göre değil bana farklı şeyler lazım mesela aşk. ne kadar zor bir şeymiş aşk meğer, ben hiç böyle düşünmemiştim küçükken. belki daha çok bekleyeceğim, yolun başındayım ya daha. kim bilir. hiç şöyle bir şey hissettiniz mi; mutlu olmaya çalışmaktan yorulmak. gerçekten özeniyorum kimi insanlara. liseden sevgilileriyle evlenenler, ilk aşklarıyla evlenenler. böyle bir hikayem olmayacak gelecekte çocuklarıma anlatacağım. kim bilir belki de çok daha iyisi olacak şu an geleceği kestirmek çok zor.

bir şeyden bahsetmek istiyorum. ben Hamlet ile ilişkimiz flörtten çok bir iş arkadaşlığına döndükten bir süre sonra birileriyle konuşuyordum ve içimde hep bir suçluluk vardı. sanki onu aldatıyormuş gibi. oysa ne kadar boşmuş. ki o bana hiç bir zaman biz romantik bir ilişki arayışında değiliz demedi. işimiz sürerken olmaz etik değil ama sonrasında elbette demişti bana bunu çok net hatırlıyorum. ben her zaman Hamlet ile güzel olacak diye düşünürdüm. birbirimizin oyunlarını izlerken falan. görüyorum ki kendimi yine boş yere ümitlendirmişim bu kadar zaman. belki de beyefendi şu an beni enişteme(!) anlatıyordur. bu hayatta hiç bir şeyi kıskanmam. bir şey hariç. benim hayalini kurup kendimi mahvettiğim şeyleri gözümün önünde insanların yaşaması. işte buna gelemiyorum. benim hakkımdı anlıyor musun. sen benim günlerdir, haftalardır, aylardır dilediğim şeyleri üç gün önce gelip kapamazsın. ama olsun bu hayat adil değil bunu kabullenmem de zor olmadı. en büyük tokatı geçen sene sınavlarımda görmüştüm zaten. mutsuz bir insan olmak istemiyorum. hiç bir zaman da istemedim. bunları yazmak bile bana çok tuhaf geliyor çünkü ben çevresinde güler yüzü ve pozitif enerjisi ile tanınan biriyim. hayret.

öyle ya da böyle yaşıyorum. aptal, her şey daha farklı olabilirdi aptal! demedende bir günüm bitmiyor şu aralar. o kadar çok bunaldım ki. bunun sebebi her şeyin üst üste gelmiş olması. dün dansçıdan bugün oyuncudan çektim. hayır işin kötü yanı mesleğimden de soğutacaklar beni! şaka yapıyorum. bugün hala gelecek hakkında umutlarım varsa bunun tek sebebi yapacağım iştir. aşkta meşkte benim şansım yok maalesef.

zaten ben ne çekiyorsam kendi aptal kafamdan çekiyorum gerçekten. yani hemen hayal kuruyorum, bir şeylerin olduğunu görüyorum ve BUM bir yerden patlak veriyor.

aklıma ne geldi. ben ve eski sevgilim hala arkadaşız. ayrılalı bir üç dört yıl oluyor. blogda da bolca bahsetmiştim onun hakkında. onun bağzı değişik yetenekleri var. anlık olarak konuştuğu kişinin geleceğinden bir şeyler gördüğünü iddia ediyor. ne kadar doğru bilemem orasını tabii ama aileden geçen bir yetenekmiş. beni çok mutlu gördüğünü, çocuklarımı uyutup eşim ve arkadaşlarımla eğlendiğimi görmüş. bu arada zengin de olmuşum. bakalım bu sahne ne kadar doğru çıkacak gelecekte göreceğim. gördüğü tek kötü şey birini kaybetmiş olmammış.

bugün de acı seviyemi arttırdım. artık kafa dinleme vakti. biraz sezen'in şarkıları ve sonra da hiç derdim yokmuş gibi rahat bir uyku. hoşçakalın.




11 Eylül 2019 Çarşamba

hiç bir şey yolunda değil

uzun zamandır farkında olduğum bir şey var; mutlu değilim ve hiç bir şeyin yolunda gitmediğini hissediyorum. yani, sağlıklıyım fiziksel olarak bir şeyim yok ama sanki kaderim bağlanmış gibi. ne hakkında ümitlensem ne istesem o olmuyor aksine tam tersi başıma geliyor. birini sevmek istiyorum ya da işte 'bu o sevdiğim adamı buldum' diyorum ve bir şey oluyor her şey tepetaklak.

yanımda yürüyen biri olsun istiyorum, mutlu olmak istiyorum ama benim için bu çok fazla bir şey sanırım. gençlik yıllarım su gibi elimden akıp gidiyor ve ben ise sadece oturuyorum o suyun çizdiği yolu izliyorum. dünyaya karşı da boş hissediyorum; sanki hiç bir işe yaramıyorum gibi. depresyon mu ya da başka bir atak mı bilmiyorum ama bir yere bunları anlatıp biraz olsun içimin rahatlamasını istiyorum.

kimsenin beni sevmeyeceğine inanmaya başladım artık. ne zaman bir yola çıksam hep bir hüzünle oturuyorum ve hatırlatıyorum kendime 'kalbim ilk kez kırılmıyor ve bu son olmayacak' ne bileyim, insanlar sevgilileriyle bir yerlere gidiyorlar, geziyorlar, eğleniyorlar... ben ise sürekli kendimle baş başayım... ben çok hayal kuran birisiyim. karşımdaki kişi ile konuşmaya başladığım andan itibaren hemen hayal dünyamda canlanmaya başlar. 'tatile çıkacağız, şuraya gideceğiz aa belki buradan geçerken şu kafeye uğrarız' inanır mısınız bu hayallerim evlilik anına kadar gidiyor olabilir. ama sonra ne oluyor? REDDEDİLMEK! o anda işte gerçekten kafamdan kurşun yemişe dönüyorum. hayatımdan giden sadece o çocuk olmuyor ben kendi hayallerime de veda ediyorum aslında.

reddedildiğimi fark ettikten sonra uzunca sürecek ve ikiye katlanmış bir depresyon süreci ele geçiyor beni. aklımı yiyip bitiren düşünceler, yalnız ölme korkusu ve çevrende mutluluğa erişip benim hayalimi yaşayan insanları görmek. en çok şu sonuncu acıtıyor aslında canımı neden bilmiyorum. hiç bir şeyde umudum kalmadı. düzgün bir tane bile insanla tanışmadım. 'daha hayatının başındasın mutlaka birisini bulup mutluluğa kavuşacaksın.' herkesin klasik cümlesi bu, değil mi? ama öyle olmuyor işte. beğenilmediğimi düşünüyorum ve bu benim özgüvenimi de yitiriyor. kiminle konuşmaya başlasam içimden asla 'nasıl olsa bitecek.' hissini atamıyorum. sürekli yalnız ve mutsuz hissetmek ne kadar kötü bir şeymiş bunu bu sene anladım. bütün bir sene evdeydim ve kendimi tanıyacak çok zamanım oldu. belki de bu acıların yüzüme bir tokat gibi vurmasının sebebi de kendimle çok baş başa kalmamdır. bilemiyorum..

ben artık mutsuz olmak istemiyorum. çok acı bir şey ama nasıl depresyondan kurtulurum bilmiyorum. kalbim çok kırık. gerçekten doyasıya mutlu olduğum son zamanlar Kırmızı'ya aşık olduğum zamanlardı. şu an ise ne zaman bir şeyler yapmak istesem kapılar sürekli yüzüme kapanıyor. kalp kırıklığım daha taze... aslında bu yazıyı yazma fikri de dün geldi aklıma. yine kurulmadan yıkılan hayallerimin ortasındayken 'benim artık bunları yazıp arınmam gerekiyor' dedim kendi kendime. biliyorum, bu hisleri yaşayan tek insan değilim. kimi insan da ergenlik tripleri işte deyip geçiyor. ama benim için öyle değil..

ben çok sevdim. gerçekten çok sevdim. dört yıl hiç konuşmadığım birine deliler gibi aşıktım. kırmızı. sonra kendimi toparlamam gerektiğini, bu işlerin böyle gitmeyeceğini fark ettim. yine sevmeyi denedim. sevdim de. ama o pislikler yaptı. ben ona açılmamış, rahatsız bile etmediğim halde o ve arkadaşları benimle dalga geçti. bunlar bitti, artık geriye bakmak yok dedim ve önüme döndüm. acılarımı içime sakladım, bir daha da dışarı çıkartmayacağım dedim ama bu aralar patlak verdim. kimi zaman da şöyle düşünüyorum 'belki de ben sevmeye değecek biri değilimdir.' ama buna inanmıyorum. çünkü kendimi tanıyorum. eğer birisi benim hayatımdaysa ben ona kendimden daha çok değer veririm. bunu bana insanlar da sürekli söylüyor. belki de lanetlendim.. hayır yani çünkü insanlar da yüz vermiyor. dün yine binbir umutla uzun zamandır dikkatimi çeken birine karşı şansımı denemek istedim -biraz da arkadaş gazına geldik diyelim- ama bir kelime konuşmadan isteği reddetti. ben yine kendi başıma kaldım. ben, ben ve yine ben.

sadece son bir söz verdim kendime: güçlü olacağim, bu yıl hayatımın aşkını bulacağım ve gelecekte ÇOK iyi yerlere geldiğimde beni reddeden herkesi hüngür hüngür ağlatacağım. ben bunu artık yemin belledim kendime, yapacak bir şey yok.

belki de kimse hayal ettiğim gibi değildir. ben öyle uçuk şeyler istemiyorum. sadece aşık olayım, sevgi göreyim-seveyim o kadar. ama günümüz insanlarının aradığı tek şey seks. hayat bazen bana kötü yola düşmekten başka şans tanımıyor ama hayır, herkes kötü ve umutsuz zamanlardan geçer öyle değil mi? kendi özgüvenimi yeniden kazanmaya ve biraz daha güç bulmaya ihtiyacım var. ve içimdeki hiç bana bunun çok uzakta olmadığını söylüyor.

yeniden hayata dönüyorum. çok mutluymuş gibi gülümse. herkese inather şey yolundaymış gibi kendine güven ve dimdik yürü. artık beni bir şeyin üzmemesini istiyorum ama böyle bir şey elimde değil gibi hissediyorum. birisi karşımda en ufak sesini yükseltse ağlamaklı olan gözlerim sağolsun. şu şu sıralar inandığım tek bir şey var; bugünler geçecek. çok mutlu olacağım. çok. herkes hayran kalacak bana. durdu durdu turnayı gözünden vurdu densin istiyorum arkamdan. az kaldı. ama be dansçı, dün beni çok üzdün sen. ben otuz saniyede ne hayaller kurmuştum oysa.. güzel gülüşünle karşılayacaktın beni yanına geldiğimde, dans edecektik birlikte ve en önemlisi senin yanında belki de mutlu hissedecektim kendimi. daha önce hiç bilmediğim duyguları keşfedecektim.




27 Ağustos 2019 Salı

ya bu sefer aşkı bulduysam?

mesafeler dokunmaya engel, sevmeye değil.

bir kaç gündür aklımın bir köşesinden gitmiyor bu kelimeler. sadece biraz yazmak ve rahatlamak istedim sanırım.

baştam başlayayım o halde; yine umutsuz bir şekilde chat sitelerinde dolaşıyordum. bir şey olacağından değil, sadece içimde bir umut vardı. birisine gözüm erişti ama asla umudum yok çünkü kiminle konuşsam bir yerden sonra her zaman 'sen çok uzaktasın olamaz' moduna giriyordu. ama bu sefer 'o' çıktı karşıma ve sanırım diğerlerinden çok farklıydı.

çok güzel bir yüzü olmasına rağmen hiç bir zaman kendisini beğenmeyen, sürekli çalışan ve benim gibi sevgiye aç olan biri olduğunu anlamam uzun sürmedi. gerçekten huyları hatta mizah anlayışı bile benimle o kadar aynı ki, şaşırdım. çok kısa bir süre önce tanışmamıza rağmen sanki yıllardır hayatımda gibi. başka bir ülkede yaşıyor ama sanki yanımda gibi. ne zaman telefonda sohbet etsek gülmekten yüz kaslarımın acıdığını hissediyorum.

hayatımda gerçekten hiç aşka bu kadar yakın olduğumu hissetmemiştim. bilemiyorum, belki de ben şu an kendi kendime gelin güvey oluyorum ama onun da boş olmadığını biliyorum. yani hiç biriniz yeni tanıştığınız birinin ülkesi için bilet bakmazsınız öyle değil mi?

belki bundan bir ay önce bir başarısız deneme daha yaşamıştım. verdiğim değerin belki yüzde birini bile görememiştim. haftalarca yazmamalar sonra hemen ardından sanki hiç bir şey olmadan geri dönmeleri ve haklıymış gibi onların sinirlenmesi. ben artık birisi için yorulmak istemiyorum. birisiyle mutlu olmak istiyorum, kendimi gerçekten her anlamda mutlu görmek istiyorum. ona aşk tanrısının adını verelim; Eros. çünkü adı ile kafiyeli :)

tanıştıktan bir kaç dakika sonra beni aramak istedi. ben böyle konularda hiç bir zaman rahat olmadım çünkü hem ingilizceme güvenmiyordum hem de kendime. ilk konuşmamda hiç rahat değildim çünkü ailem hemen yan odamdaydı ve ben odamda camın kenarına geçmiş onunla konuşuyordum. annem eşcinsel olduğumu biliyor ve buna hiç bir zaman itiraz etmiyor, aksine destekliyor ama hala kendimi bir ilişkiyi itiraf edecek kadar hazır hissetmiyorum. onunla konuşurken biraz utangaçtım ve biraz da heyecanlı o gece kalbimin çarpıntısını sanırım bütün istanbul duymuştur.

bir kaç gün sonra benim okul koşuşturmalarımın ve eski konuştuklarımın geri dönme problemlerini aştıktan sonra ilk işim ona tekrar yazmak oldu. ilk işimiz hemen kamerayı açıp konuşmak oldu. şarkı söylüyor, gülüyor ve eğleniyoruz her şey olması gerektiği gibi.

birden bire bana 'sen türk değilsin' dedi. neden böyle bir şey söyledi anlamadım çünkü gayet kara kaşlı, kara gözlü biriyim. sonrasında 'çünkü türklerin sakalları olur.' dedikten sonra ona türkçe bir şeyler söylememi istedi. söyledikten sonra 'merhaba' ve 'nasılsın' kelimelerini kaptı bile. telefonu açtığımızda ilk olarak 'nısısın' diyor.

bugün instagram üzerinden görüntülü konuşurken bir kaç kez aksaklık yaşadık ve bağlantı kendiliğinden kopuyordu. bir kaç kez denedikten sonra beceremedik ve bana 'whatsapp kullanıyor musun?' dedi. whatsapp'dan araştıktan hemen sonra şakayla karışık 'ben sana numaranı alabilmek için oyun oynadım.' dedi. oysa sen sorsan ben numaramı vermeyecek miydim sanki?

hayatımda şu an her şey gayet güzel. mutluluğu dolu dolu yaşamayalı ne kadar uzun zaman olmuş şimdi fark ediyorum. artık bloguma geri dönüp mutluluğumu yazmak istiyorum.

xx

24 Ağustos 2018 Cuma

bu nasıl bir sıcak böyle

son bir kaç gündür ciddi anlamda yanıyorum. hava o kadar sıcak ki duştan çıkıp daha kurulanırken başlıyorum ‘of çok sıcak’ demeye. hani tamam deniz kum güneş okay iyi eğlenceli haha falan ama geceleri uyuyacağım desen uyku yok beş yüz saat dön dolaş yok olmuyor. bir film izleyeyim kitap okuyayım da iki kültürleneyim desen yok onuncu sayfada ter tanecikleri süzülü süzüle göze giriyor. çıkıp bir yerlere gitsem desek güneş tepede akşam baş ağrısı. bir de o amele yanıkları ve acı çekmek sonra yoğurt sürme ritüelleri. yok yok en iyisi bahar.

havalar sıcak olmasın demiyorum. olsun ama yerinde olsun. önceden böyle değildi hava ya sanki biraz daha normaldi çöl sıcağı yoktu. geçmişle günümüz arasında çok fark var aslında. mesela eski türkiye’de avrupalı-amerikalı turistler gezerlerdi binbir türlü milletin insanı gezerlerdi türkiye şehirlerinde. şimdi istanbul’un her yerinde türkçeden çok arapça tabelalar ve kara çarşaflı araplar var. 

hatırlıyorum eskiden taksim ne kadae hoştu. şuan sanki arabistanın bir yerini geziyormuş gibi gösteriyor maalesef. bunun sebebi politik olarak dünyadaki durumumuz olduğunu düşünüyor ve çok irdelemiyorum. mazallah bir şafak operasyonuyla alınırım falan. 

bu sıcak bir tek nasıl çekilir biliyor musunuz? böyle tatil köyünde olacaksın sağında solunda yakışıklılar güzeller keseceksin onlara kendini beğendirmeye çalışacaksın diskonda eğleneceksin yemeklerini yiyeceksin (ki tatilde o pancake falan benim tabak bildiğiniz bir dağ oluyor fit gidersem fat dönüyorum tatilden) ancak öyle çekilir. 

geçenlerde de hava sıcak diye bir denize gidelim dedik. demez olaydık aldılar beni yanlarına sabahın erken saatlerinde daha kargalar bokunu yemeden gittik sahile kadar ayağımızı suya sokamadık. pinpirikli benim kuzenimle sevgilisi tutturdular ay yosun var ay bu insanların girdiği suya girmem ben diye. ayağımızı sokamadan çıktık. yolda bunlar aptal aptal her şeye kavga ettiler. yok gözünün üstünde kaşın var, yok whatsapp’ı neden sildin. sonra beni postaladılar eve çekemedim onları ağzımı açıp tek bir kelime bir şey konuşmadım. çok boş bir gündü. 

ama annem demişti. kuzenine güvenipte gitme gel bizle gidelim eğlenelim demişti. ben eve dönüp kös kös oturdum annemler orda yediler içtiler yüzdüler güneşlendiler. salak olduğumla kaldım.  

sıcaktan bunalmış bir halde yatağımda uzanırken, ‘allahım cehennem provası mı bu ya’ diye haykırarak yazıyorum bunları. 

gerçi şey gibi de gözükmek istemem ‘ay allahım nolur bahar gelsin kış gelsin battaniyemi üstüme atıp film izleyeyim fotoğraf atayım instagrama story atalım off’ 

ben daha çok bahar insanıyım hava ne sıcak ne soğuk olacak. ortalama güzel araplar gelirken ülkelerinin sıcaklarını da getiriyorlar herhalde. çöl sıcağı çünkü bu serap falan görüyorum. 

neyse ben çok konuştum çok sıcak beynime vurdu herhalde aldım elime telefonu yazdım öyle içten bir sohbet olsun iki sohbet edelim diye özlemişim yazmayı ama. 

haydi seviliyorsunuz. 

berry.