yine gözyaşlarım eşliğinde yazacağım bir konu daha. malum coronavirus hala bitmedi, evden çıkmamaya devam ediyorum. bugün odamda yine mutsuz bir ruh haliyle müzik dinlerken içeride annem hanımın telefonla konuşmasına kulak misafiri oldum. teyzemle bodrum hakkında konuşuyorlardı hemen yanına koşup detaylıca dinledim. yazlık bir ev kiralayıp gidebileceğimiz hakkında bir şeyler söyledi teyzem ama annem aksine okul paraları vs vs vs kafa ütüledi ve konu kapandı muhtemelen.
tam üç yıldır istanbul sınırlarından çıkmak nasip olmuyor allah kahretsin artık. para problemleri dedik okay ama şimdi tam bir şeyler olabilir derken corona denen şu hastalık hortladı tüm dünyayı kapladı yine gidemeyeceğim. yine eminim ki seneye de bir bok çıkar sonra da çıkar. hayatta en çok üzüldüğüm şey böyle fırsatları hep yaşım küçükken kullandık şimdilerde ise hiç bir şey yapamıyorum çok üzücü. oysa tam gidip yaz aşkını iliklerime kadar yaşayabileceğim bir yaştayım. geçen sene de tatile gitmememize bir kaç hafta kala dolandırıldığımızı öğrenmiştik bir şekilde iptal olmuştu.
artık o kadar ihtiyacım var ki biraz uzaklaşmaya anlatmama imkan yok. bıktım artık insanlardan, istanbulun havasından trafiğinden kalabalıklığından tek isteğim biraz olsun uzaklaşıp kendimi toparlayabilmek. evet, biliyorum dünyanın en büyük derdi değil bu 'tatil' olayı ama gitmek istiyorum. gerçekten millet hiç olmazsa köyüne falan gidiyor yazın ama akrabalarımızdan hiç kimseyle iletişimimiz olmadığı için böyle şey de yapmıyoruz. gerçi yapıp ne yapacağım orada akrabalarla özgür olmak yerine istanbuldan daha çok zincirlerle bağlı olduğunu hissedersin... yok o da kalsın rafta.
bir kaç zamandır avrupalı ve amerikalı yaşıtlarımın yaşadıklarına bakıyorum da bu bizim yaşadığımız hayat mıymış diyorum. 17-18 yaşlarında arkadaşlarla seyahat etmeye dünyanın dört bir yanını dolaşmaya başlıyorlar. gerçekten coğrafya kaderdir ben hiç böyle şeyler yaşayamayacak mıyım? ben artık bu ülkede nefes dahi alamadığımı hissediyorum. sevgili desen... gerçekten turkish gay community'den hiç bir bok olmaz. herkesin kafasını seks bürümüş yok şöyle yaparım yok böyle yaparım ben burada oturduğum sürece hiç bir şekilde aşk bulamayacağım. farkında mısınız en güzel yıllarımdayım ve hayatımda hiç kimse yok! çıkıp gezebileceğim, sevebileceğim bir erkek yok! ne kadar acı. herkes aç sekse aç. bıktım artık. ne kadar isyan edersem edeyim bu böyle gelmiş böyle gidecek. tek isteğim bir an önce burayı terk etmek ve hayallerimi yerine getirmek.
tamam, hayallerim bazen çok uçlarda olabiliyor.. yani, sanatçılık falan ama ben kendime inanırsam bunu başarabileceğime inanıyorum. bir şekilde yolunu bulacağım, kuşkum yok. ama bir diğer hayalim daha var ki bu aslında dünyanın en basit hayali bile olabilir. aşk! bir ailem olsun istiyorum.. samimi, sıcak ve mutluluk dolu. hiç bir zaman amaan yaşım gelsin de evleneyim demiyorum ama hayatımda gerçekten istediğim biri olsun, birlikte yaşamaya değer biri olsun istiyorum sadece, çok şey değil!
her neyse işte o kadar çok isyan doluyum ki artık kusmak istiyorum resmen. zaten şu yaşadığımız boktan dönem psikolojimi eksi seviyelere indirmişken üstüne her gün yeni depresyona sokucu konular ekleniyor. ne diyebilirim ki bir an önce buradan gitmek istiyorum... başka da bir şey yok.
ne bileyim şimdi bodrum yahut antalya arasında bir yerde olsam... belki bir turist ya da mucizevi bir istek ama hayallerime yaklaşan bir türk bile olsa olur! ama zannetmiyorum türkiyede bunları yaşayacağımı... şu an içimde öyle bir his var ki anlatmama imkan yok! resmen boğazımda bir his var ağlamak ister gibi ama aynı zamanda gözlerimden de ateşler fışkırıyor! insanlar kanımı emer gibi rahatsız ediyor beni artık...
daha fazla YETEEEEER diye çığlık atmak istemediğim için kısa tutuyorum bu isyanımı. biliyorum ne büyük dertler değil mi... ama işte böyle... berry'nin yaşamı bundan ibaret... benim hayatım aşk!
berry x
coronavirus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
coronavirus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Haziran 2020 Perşembe
7 Mayıs 2020 Perşembe
survivor ve ramazan • karantina III (konudan konuya atladığım genel bir özet yazısı)
televizyonda survivor'dan başka hiç bir şey yok. gerçi olsa izler miydim? sanmıyorum. iftara kadar izlediğim nihat hatipoğlu programından sonra tam iftar vakti survivor'ı açıyoruz ve bitene kadar izlemeye devam ediyoruz. kimi zaman gözümüzle şahitlik ettiğimiz yetmiyor ve bir de başkalarının bakış açılarından dinleyelim diye düşünüp panaroma'yı bile izliyoruz.
bir kaç bir şey söylemem gerekirse eğer ünlüler takımını hiç sevmedim bu sene... bir tek aycan ve elif'i sevdim bir de arada ersin geliyor ama diğerleri hayır. başlarda yunus emre'yi de severdim tatlı gelirdi gönüllüler takımındayken.. bilmiyorum bu bana mı özel ama ünlüler takımına gittikten sonra çok itici gelmeye başladı -bir de gönüllüler takımındayken de hiç bir şey beceremiyordu-
neyse gelelim benim takıma; gönüllüler. cemal'in olacağını öğrendiğim zaman zaten tarafım belli olmuştu ama cemalin güçlü çıkıp buralara kadar geleceğini beklemiyordum daha doğrusu ne iyi oldu ama!! sonra berkan aşkım var... berkan'ı da ünlüler takımındayken hiç ama HİÇ sevmezdim
gönüllüler takımına geldiği zaman sempatimi kazanmaya başladı. bir de efsane var orada... canım evrim'im valla arada üzülsem de evrim'e ben seviyorum. kimi zaman krize de soksa beni karakterini sevdiğim birisi oldu kendisi. barış nisa ardahan falan genel olarak bu takımı seviyorum tek tek anlatmayacağım şimdi. bir de oy vermeniz için kodu söyleyeyim isterseniz.....
bana survivor'da geçen seneden beri sahte gelen bir şey var. ya gerçekten takımların güçleri birbirlerine çok denk ya da reyting için çok fena salak yerine konuluyoruz. bilemiyorum şimdi üç oyundan ikisi 9-9 gidiyor. sanki reyting için bilerek başa baş götürülüyormuş gibi geliyor bana ama neyse daha fazla eşelemeyeceğim bu konuyu. ben seviyorum survivor'ı <3 ps: berkan ve cemal shiplemeyi de çok seviyorum.
bugün şu oruç tuttuğumuzun bilmem kaçıncı günü ve ilk kez aç hissediyorum ve vakit geçmiyor gibi geliyor neden böyle oldu bilmiyorum. dün nihat hatipoğlu hocamı dinlerken sahurda yemek yemeyi mi unuttum bilmiyorum...
ramazanın karantinaya denk gelmesi iyi oldu ama if you ask me. çünkü erken uyanmamız falan gerekmiyor yorulmuyoruz istediğimizi yapıyoruz falan filan. ama tabii benim düzenimi bozan kimi şeyler de var mesela online dersler ve online sınavlar. online sınavlara ısınamadım itiraf etmek gerekirse... hem etki alanları çok düşük hem de insanın çalışası gelmiyor elinin altında google varken. neyse okulları açacaklarmış 15 haziranda. ben muhtemelen ilk gününde corona kaparım ikinci gününde tüm çevreme yayıp ölürüm. ama takip ettiğim bir astroloğa göre çok yanlış bir
yoldaymışız... bir şeyler yanlış giderse bizi her şeyin başına götürecekmiş...
yani bu 'karantina günlüğü' fikrini iyi ki buldum -ah bir de yazabilsem- daha çooook uzun yazacakmışım gibi geliyor. herneyse ben iki gün önce (55 gün sonra) ilk kez sokağa çıktım. anlatamam çok değişik bir histi gerçekten. ama bir daha uzun süre eski hayatıma dönebileceğimi düşünmüyorum. markette birisi bana yaklaştığı anda kaçıyorum oradan. insanlara potansiyel hastalıklı olarak falan bakıyorum. okay olması gereken de bu ama açmayın şu okulları işte gidemem ben yapamam!! evden çıkamam!!!!!!! ha kimi aptallar şu iki günde çıkıp gezmeye başladı bile normalleşmeye girdik diye. işte ben bundan korkuyordum. türkiye maalesef insanlara güzel şeyler söyleyebileceğimiz bir ülke değil hemen hiç bir olay yaşanmamış gibi başladılar. dün istiklal caddesi full gözüküyormuş maşallah.
lütfen yapmayın mümkün olduğunda sokağa çıkmayın. insanların kimileri hala maske bile takmıyor yahu! kendimizi kendimiz koruyacağız onların sorumsuzluklarından <3 eğer salgın ikinci dalgayı başlatırsa türkiyede o zaman yazacağım yazıyı o insanlara ithaf edeceğim <3
evde kalmaya devam ediyoruz <3
berry
bir kaç bir şey söylemem gerekirse eğer ünlüler takımını hiç sevmedim bu sene... bir tek aycan ve elif'i sevdim bir de arada ersin geliyor ama diğerleri hayır. başlarda yunus emre'yi de severdim tatlı gelirdi gönüllüler takımındayken.. bilmiyorum bu bana mı özel ama ünlüler takımına gittikten sonra çok itici gelmeye başladı -bir de gönüllüler takımındayken de hiç bir şey beceremiyordu-
neyse gelelim benim takıma; gönüllüler. cemal'in olacağını öğrendiğim zaman zaten tarafım belli olmuştu ama cemalin güçlü çıkıp buralara kadar geleceğini beklemiyordum daha doğrusu ne iyi oldu ama!! sonra berkan aşkım var... berkan'ı da ünlüler takımındayken hiç ama HİÇ sevmezdim gönüllüler takımına geldiği zaman sempatimi kazanmaya başladı. bir de efsane var orada... canım evrim'im valla arada üzülsem de evrim'e ben seviyorum. kimi zaman krize de soksa beni karakterini sevdiğim birisi oldu kendisi. barış nisa ardahan falan genel olarak bu takımı seviyorum tek tek anlatmayacağım şimdi. bir de oy vermeniz için kodu söyleyeyim isterseniz.....
bana survivor'da geçen seneden beri sahte gelen bir şey var. ya gerçekten takımların güçleri birbirlerine çok denk ya da reyting için çok fena salak yerine konuluyoruz. bilemiyorum şimdi üç oyundan ikisi 9-9 gidiyor. sanki reyting için bilerek başa baş götürülüyormuş gibi geliyor bana ama neyse daha fazla eşelemeyeceğim bu konuyu. ben seviyorum survivor'ı <3 ps: berkan ve cemal shiplemeyi de çok seviyorum.
bugün şu oruç tuttuğumuzun bilmem kaçıncı günü ve ilk kez aç hissediyorum ve vakit geçmiyor gibi geliyor neden böyle oldu bilmiyorum. dün nihat hatipoğlu hocamı dinlerken sahurda yemek yemeyi mi unuttum bilmiyorum...
ramazanın karantinaya denk gelmesi iyi oldu ama if you ask me. çünkü erken uyanmamız falan gerekmiyor yorulmuyoruz istediğimizi yapıyoruz falan filan. ama tabii benim düzenimi bozan kimi şeyler de var mesela online dersler ve online sınavlar. online sınavlara ısınamadım itiraf etmek gerekirse... hem etki alanları çok düşük hem de insanın çalışası gelmiyor elinin altında google varken. neyse okulları açacaklarmış 15 haziranda. ben muhtemelen ilk gününde corona kaparım ikinci gününde tüm çevreme yayıp ölürüm. ama takip ettiğim bir astroloğa göre çok yanlış bir
yoldaymışız... bir şeyler yanlış giderse bizi her şeyin başına götürecekmiş...
yani bu 'karantina günlüğü' fikrini iyi ki buldum -ah bir de yazabilsem- daha çooook uzun yazacakmışım gibi geliyor. herneyse ben iki gün önce (55 gün sonra) ilk kez sokağa çıktım. anlatamam çok değişik bir histi gerçekten. ama bir daha uzun süre eski hayatıma dönebileceğimi düşünmüyorum. markette birisi bana yaklaştığı anda kaçıyorum oradan. insanlara potansiyel hastalıklı olarak falan bakıyorum. okay olması gereken de bu ama açmayın şu okulları işte gidemem ben yapamam!! evden çıkamam!!!!!!! ha kimi aptallar şu iki günde çıkıp gezmeye başladı bile normalleşmeye girdik diye. işte ben bundan korkuyordum. türkiye maalesef insanlara güzel şeyler söyleyebileceğimiz bir ülke değil hemen hiç bir olay yaşanmamış gibi başladılar. dün istiklal caddesi full gözüküyormuş maşallah.
lütfen yapmayın mümkün olduğunda sokağa çıkmayın. insanların kimileri hala maske bile takmıyor yahu! kendimizi kendimiz koruyacağız onların sorumsuzluklarından <3 eğer salgın ikinci dalgayı başlatırsa türkiyede o zaman yazacağım yazıyı o insanlara ithaf edeceğim <3evde kalmaya devam ediyoruz <3
berry
3 Nisan 2020 Cuma
corona psikolojisi • karantina II
son iki günüm uyku düzenimin yok olmasıyla devam etti. online eğitimin devreye girmesinden sonra sabahın köründe uyanıyor, dersten hemen sonra tekrar uyuyor ve ardından akşama doğru uyanıp sabaha kadar oturuyorum. bu da düzelecek diyorum kendi kendime ama ne zaman orasını ben bilemem.
evden çıkmayalı bugün yirmi üç gün oluyor.
iki gündür netflix'e takılıyorum. filmler diziler falan derken vakit nasıl geçiyor fark edemez bir hale geldim. saat 19:30 civarlarında tıpkı hunger games'de olduğu gibi vaka/ölüm sayılarını öğrenip psikolojimi bozuyorum. ha bir de bugün bir gelişme daha oldu. 20 yaş ve altındakilere sokağa çıkma yasağı ilan edildi. zaten evden hiç ayrılmadığım için beni etkileyen bir şey olmadı. bir de bu sıralarda sanırım coronavirus vakası olmasa da ambulanslar o korkunç kıyafetlerle geliyorlar. oturduğumuz yerde sadece kuzenim ve benim oturduğumuz apartmanlardan birilerini aldılar birer hafta arayla. artık kimi şeylere nasıl tepki vereceğimi unuttum biliyor musunuz? mesela türkiye'de ilk vakanın görüldüğü 11 mart tarihini hatırlıyorum da uyku uyuyamamıştım gece... ertesi gün kalkıp okula gitmiştim tabii ama neyse.. konumuz bu değil. şu an güncel vaka sayımız 20,921 ve o kadar da fazla tepki vermiyorum. bir alışkanlık oldu her gün haber bültenlerinde vaka sayılarını görmek.
ben genel olarak iyi hissediyorum ama bazen sinir krizleri geçirecek bir seviyeye de yükselmiyor değilim. ailemle çok karşı karşıya gelmemeye çalışıyorum. bu sıralar herkesin psikolojisi olanlardan o kadar çok etkilendi ve evde kilitli kaldık ki karşı karşıya gelsek kavga çıkacak gibi hissediyorum. çoğu şeyi de alttan almaktan yorulmadım değil.
kardeşimle iki gecedir stresimizi atmak adına netflix dizilerini izliyoruz herkes yattıktan sonra. şu an chilling adventures of sabrina izliyoruz. geçen yazıda da anlatmıştım ya gavin leatherwood azması geçiriyorum diye işte sebebi bu. güzel oluyor eğleniyoruz. dün de doğum günüydü aslında çok üzücü günler geçiriyoruz ama bir şekilde mutlu olabilmeyi bilmek çok güzel bir şey. onu mutlu etmek için pastalar alındı, şaraplar hazırlandı ve eğlencee! çok da muhteşem değildi ama karantina altında yapılan bir kutlamaya göre oldukça eğlenceli bir işti. sürekli ama sürekli içimde negatif düşünceler dönüyor aslında bakarsanız. corona kapmaktan o kadar korkuyorum ki anlatamam. şansıma da güvenmiyorum açıkçası... okay, ben hiç evden çıkmıyorum ama birileri çıkıyor işte...
dün fark ettim şu detayı da; ben ne zaman birine karşı duygular beslemeye başlasam bir şeyler oluyor ve ayrı kalmamız gerekiyor. okulda mesela tam Romeo'ya karşı bir duygular hissettiğimi kabullenmeye çabalarken BAM! it's corona time! ben bu şanssızlığı kabullendim, yapabilecek bir şey yok. ama bana yepyeni şeyler de tattırmıyor da değil. ders dinlerken katılımcıların olduğu listeye girip adına bakıp iç geçiriyorum. sonuçta aynı anda aynı şeyi yapıyorduk bunu bilmek benim gibi yıkık bir insanı mutlu ediyor sanırım.
anlatacak bir şey bulmaya çalışıyorum ama yok! bulamıyorum! çünkü tüm günlerim bomboş elimde telefon ya da bilgisayarla geçiyor. ha bir de şu an kulaklarımda uğruna adam öldürebileceğim israilli bir seks tanrısı mergui'nin müziklerini dinleyerek yazıyorum bunları. küçük şeylerde bulalım bakalım mutluluğu! hayal gücüm de karantinada oldukça genişledi ama bunu başka bir yazıda anlatacağım artık. inanılmaz boş bir yazı oldu aslında ben bile beklemiyordum bu kadar gereksiz olmasını ama bu günleri yazıp belgelemek istiyorum.
evde kalın ha sakın çıkmayın dışarı
berry xx
evden çıkmayalı bugün yirmi üç gün oluyor.iki gündür netflix'e takılıyorum. filmler diziler falan derken vakit nasıl geçiyor fark edemez bir hale geldim. saat 19:30 civarlarında tıpkı hunger games'de olduğu gibi vaka/ölüm sayılarını öğrenip psikolojimi bozuyorum. ha bir de bugün bir gelişme daha oldu. 20 yaş ve altındakilere sokağa çıkma yasağı ilan edildi. zaten evden hiç ayrılmadığım için beni etkileyen bir şey olmadı. bir de bu sıralarda sanırım coronavirus vakası olmasa da ambulanslar o korkunç kıyafetlerle geliyorlar. oturduğumuz yerde sadece kuzenim ve benim oturduğumuz apartmanlardan birilerini aldılar birer hafta arayla. artık kimi şeylere nasıl tepki vereceğimi unuttum biliyor musunuz? mesela türkiye'de ilk vakanın görüldüğü 11 mart tarihini hatırlıyorum da uyku uyuyamamıştım gece... ertesi gün kalkıp okula gitmiştim tabii ama neyse.. konumuz bu değil. şu an güncel vaka sayımız 20,921 ve o kadar da fazla tepki vermiyorum. bir alışkanlık oldu her gün haber bültenlerinde vaka sayılarını görmek.
ben genel olarak iyi hissediyorum ama bazen sinir krizleri geçirecek bir seviyeye de yükselmiyor değilim. ailemle çok karşı karşıya gelmemeye çalışıyorum. bu sıralar herkesin psikolojisi olanlardan o kadar çok etkilendi ve evde kilitli kaldık ki karşı karşıya gelsek kavga çıkacak gibi hissediyorum. çoğu şeyi de alttan almaktan yorulmadım değil.
kardeşimle iki gecedir stresimizi atmak adına netflix dizilerini izliyoruz herkes yattıktan sonra. şu an chilling adventures of sabrina izliyoruz. geçen yazıda da anlatmıştım ya gavin leatherwood azması geçiriyorum diye işte sebebi bu. güzel oluyor eğleniyoruz. dün de doğum günüydü aslında çok üzücü günler geçiriyoruz ama bir şekilde mutlu olabilmeyi bilmek çok güzel bir şey. onu mutlu etmek için pastalar alındı, şaraplar hazırlandı ve eğlencee! çok da muhteşem değildi ama karantina altında yapılan bir kutlamaya göre oldukça eğlenceli bir işti. sürekli ama sürekli içimde negatif düşünceler dönüyor aslında bakarsanız. corona kapmaktan o kadar korkuyorum ki anlatamam. şansıma da güvenmiyorum açıkçası... okay, ben hiç evden çıkmıyorum ama birileri çıkıyor işte...
dün fark ettim şu detayı da; ben ne zaman birine karşı duygular beslemeye başlasam bir şeyler oluyor ve ayrı kalmamız gerekiyor. okulda mesela tam Romeo'ya karşı bir duygular hissettiğimi kabullenmeye çabalarken BAM! it's corona time! ben bu şanssızlığı kabullendim, yapabilecek bir şey yok. ama bana yepyeni şeyler de tattırmıyor da değil. ders dinlerken katılımcıların olduğu listeye girip adına bakıp iç geçiriyorum. sonuçta aynı anda aynı şeyi yapıyorduk bunu bilmek benim gibi yıkık bir insanı mutlu ediyor sanırım.
anlatacak bir şey bulmaya çalışıyorum ama yok! bulamıyorum! çünkü tüm günlerim bomboş elimde telefon ya da bilgisayarla geçiyor. ha bir de şu an kulaklarımda uğruna adam öldürebileceğim israilli bir seks tanrısı mergui'nin müziklerini dinleyerek yazıyorum bunları. küçük şeylerde bulalım bakalım mutluluğu! hayal gücüm de karantinada oldukça genişledi ama bunu başka bir yazıda anlatacağım artık. inanılmaz boş bir yazı oldu aslında ben bile beklemiyordum bu kadar gereksiz olmasını ama bu günleri yazıp belgelemek istiyorum.
evde kalın ha sakın çıkmayın dışarı
berry xx
Etiketler:
anna frank,
corona,
coronavirus,
e günlük,
günlük,
internet günlüğü,
karantina,
karantina günlüğü,
korona,
psikoloji,
quarantine
1 Nisan 2020 Çarşamba
hobiler ve aşk meşk • karantina I
bugün evden dışarı adım atmayalı on yedinci günüm doluyor. onlarca yeni hobi edindim, onlarcasını tekrar bıraktım ya da beceremedim. -ama en azından denedim- bu sıralar tuttuğuma aşık olur bir duruma geldim. telefonumun her köşesinden erkek fotoğrafları fışkırır bir hale geldi. erkek gurmeliği diye bir hobiymiş bu, ben buldum.
başlarda bol bol kitap okumaya verdim kendimi sonra filmlere ve müziklere. şu an ise annemle yemek yapıyorum sürekli. aklımda yapılacak yüz binlerce şey var ama beceremediğim için elimde patlıyor genelde. ama sanatsal anlamda büyük bir açlığın içerisindeyim. müzik yapmaya çalışıyorum ve dijital olarak resimler çizmeye çalışıyorum kendimi çok yetenekli bulmasam da.
bu sıralar dünya müziği ile iç içeyim. bir sanatçıya şırıl şırıl aşık olduğumdan mı bilinmez ama mucizevi bir şekilde ibranice konuşmaya başlayabilirim her an. zaten oldum olası israilli beyleri her zaman gözdem olarak tutmuşumdur.
düşünüyorum da nasıl bir döneme denk geldik bilemiyorum gerçekten. bana çok değil beş - altı ay önce 'kimse evlerinden çıkmayacak okullar bile iptal olacak' deseler çok fazla gülerdim ama artık o kadar normal bir şey gibi geliyor ki bana. zaten evden çıkmayı çok sevmeyen biri olarak öyle zorlanmadım karantina sürecine adaptasyonda. ama yine de hiçbir şey umursamadan çıkıp gezmenin tadı bambaşkaymış... bugünlerin hemen geçmesini ve normal hayatımıza bir an önce dönmemizi umuyorum, çünkü hunger games gibi her gün tv başında 'acaba kaç kişi oldu?' diye beklemek canımı sıkmaya başladı. her gün rakamlar ikiye katlanıyor, bizim insanımız hala balık falan tutuyor.
yalnızlık da bir vurdu beni açıkçası. delirmeme ramak kaldı. kendimi -bahsettiğim israilli şarkıcı- mergui ile sevgili olmuş ve kendimizi izole etmişiz gibi hayaller kurmaya başladım. nasıl bir bilinç altım varsa her olaya karşı kendini ümitlendirecek bir detay bulmayı başarabiliyor. bir de daha dün gece gavin leatherwood'a karşı bir yükseliş yaşadım ama konumuz bu değil. sizlere biraz kendi aşk hayatımdan da söz etmek istiyorum.
ben okulda birine -hatta iki kişiye- çok fena düşmüşüm de haberim yokmuş. buna da dün karar verdim. ilki tam benim aradığım tip aslında. uzun boylu, fit görünümlü ve yakışıklı bir çocuk. derslerde genelde tam önümde oturuyor ve gözlerim bayram ediyor. hele erkeksi bir oturuşu var ki beni benden alan sizlere anlatmam mümkün değil... ona Romeo diye hitap edeceğim. çünkü yakışıklı, genç ve hayalimdeki romeonun siyah saçlı hali olduğundan olabilir. neyse tek problemi her hafta yanında farklı bir kız görüyor oluşum. zaten benim kaderim bu... insanlar keyfini sürerler ben de ancak uzaktan bakarım ya da 'aaa whatsapp profil fotoğrafını değiştirmiş' diye ağzımın sularını akıtırım.
diğeri daha serseri tipli bir çocuk. hal ve hareketlerini ilk aşkım olan Kırmızı'ya benzetiyorum açıkçası. hal ve hareketleri dediğim de mekandan mekana koşması falan muhtemelen. ama inanılmaz bir çekim hissediyorum ona karşı. okula karşı Romeo'dan daha ilgisiz biri ve bence iyileştirilmesi gereken yaralar olduğunu hissettiğim için ona karşı bir şeyler hissediyorum. -severim ben çünkü öyle şeyler- genelde kafamda bir hayal canlanırsa genelde bu çocuk oluyor. farklı bir havası var anlatılamaz yani. ona da Benvolio diyeceğim. onunla takılmak, gezmek, dolaşmak ve onu sevmek bambaşka olurdu diye düşünüyorum...
yanıp tutuştuysam devam ediyorum. bu aralar yine chat app'lerine sardım -çünkü bütün gün evdeyim ve yapacak başka hiç bir işim yok- orada da şans eseri sabaha karşı saat beş gibi birinin mesajını gördüm ve konuşmaya başladık. arayışımız aslında birebir ama beni ondan iten bir şeyler var. iki maddede inceleyebiliriz bunu aslında; bottom-vari tavırlar ve aseksüellik ihtimali. evet seks benim için ilişkide akla gelen ilk şey değil. elbette cinsellik de ilişkide çok önemli bir detay ama biriyle seks üzerinden sağlıklı bir ilişki kurulmayacağını düşünmekteyim. bana verdiği pozlardan falan çok bottom gibi geliyor ve ben maalesef iğrenç bir insan olduğum için 'errkek gibi errkek olmalı!' tezimden asla vazgeçmiyorum. hani öyle diğer insanlar gibi çok yakışıklı olsun, zengin olsun şeyim yok ama yanıma da yakışsın. sadece 'yokluk' diye bağıran bir ilişki de kurmak istemem doğrusu.
şimdi sizlere bol bol içimi döktükten sonra annemle birlikte yaptığımız -benim iğrenç yaptığım- sarmaları yemeye gidiyorum.
türk yemeği olan sarma @kimkardashian
berry xx
başlarda bol bol kitap okumaya verdim kendimi sonra filmlere ve müziklere. şu an ise annemle yemek yapıyorum sürekli. aklımda yapılacak yüz binlerce şey var ama beceremediğim için elimde patlıyor genelde. ama sanatsal anlamda büyük bir açlığın içerisindeyim. müzik yapmaya çalışıyorum ve dijital olarak resimler çizmeye çalışıyorum kendimi çok yetenekli bulmasam da.
bu sıralar dünya müziği ile iç içeyim. bir sanatçıya şırıl şırıl aşık olduğumdan mı bilinmez ama mucizevi bir şekilde ibranice konuşmaya başlayabilirim her an. zaten oldum olası israilli beyleri her zaman gözdem olarak tutmuşumdur.
düşünüyorum da nasıl bir döneme denk geldik bilemiyorum gerçekten. bana çok değil beş - altı ay önce 'kimse evlerinden çıkmayacak okullar bile iptal olacak' deseler çok fazla gülerdim ama artık o kadar normal bir şey gibi geliyor ki bana. zaten evden çıkmayı çok sevmeyen biri olarak öyle zorlanmadım karantina sürecine adaptasyonda. ama yine de hiçbir şey umursamadan çıkıp gezmenin tadı bambaşkaymış... bugünlerin hemen geçmesini ve normal hayatımıza bir an önce dönmemizi umuyorum, çünkü hunger games gibi her gün tv başında 'acaba kaç kişi oldu?' diye beklemek canımı sıkmaya başladı. her gün rakamlar ikiye katlanıyor, bizim insanımız hala balık falan tutuyor.yalnızlık da bir vurdu beni açıkçası. delirmeme ramak kaldı. kendimi -bahsettiğim israilli şarkıcı- mergui ile sevgili olmuş ve kendimizi izole etmişiz gibi hayaller kurmaya başladım. nasıl bir bilinç altım varsa her olaya karşı kendini ümitlendirecek bir detay bulmayı başarabiliyor. bir de daha dün gece gavin leatherwood'a karşı bir yükseliş yaşadım ama konumuz bu değil. sizlere biraz kendi aşk hayatımdan da söz etmek istiyorum.
ben okulda birine -hatta iki kişiye- çok fena düşmüşüm de haberim yokmuş. buna da dün karar verdim. ilki tam benim aradığım tip aslında. uzun boylu, fit görünümlü ve yakışıklı bir çocuk. derslerde genelde tam önümde oturuyor ve gözlerim bayram ediyor. hele erkeksi bir oturuşu var ki beni benden alan sizlere anlatmam mümkün değil... ona Romeo diye hitap edeceğim. çünkü yakışıklı, genç ve hayalimdeki romeonun siyah saçlı hali olduğundan olabilir. neyse tek problemi her hafta yanında farklı bir kız görüyor oluşum. zaten benim kaderim bu... insanlar keyfini sürerler ben de ancak uzaktan bakarım ya da 'aaa whatsapp profil fotoğrafını değiştirmiş' diye ağzımın sularını akıtırım.
diğeri daha serseri tipli bir çocuk. hal ve hareketlerini ilk aşkım olan Kırmızı'ya benzetiyorum açıkçası. hal ve hareketleri dediğim de mekandan mekana koşması falan muhtemelen. ama inanılmaz bir çekim hissediyorum ona karşı. okula karşı Romeo'dan daha ilgisiz biri ve bence iyileştirilmesi gereken yaralar olduğunu hissettiğim için ona karşı bir şeyler hissediyorum. -severim ben çünkü öyle şeyler- genelde kafamda bir hayal canlanırsa genelde bu çocuk oluyor. farklı bir havası var anlatılamaz yani. ona da Benvolio diyeceğim. onunla takılmak, gezmek, dolaşmak ve onu sevmek bambaşka olurdu diye düşünüyorum...
yanıp tutuştuysam devam ediyorum. bu aralar yine chat app'lerine sardım -çünkü bütün gün evdeyim ve yapacak başka hiç bir işim yok- orada da şans eseri sabaha karşı saat beş gibi birinin mesajını gördüm ve konuşmaya başladık. arayışımız aslında birebir ama beni ondan iten bir şeyler var. iki maddede inceleyebiliriz bunu aslında; bottom-vari tavırlar ve aseksüellik ihtimali. evet seks benim için ilişkide akla gelen ilk şey değil. elbette cinsellik de ilişkide çok önemli bir detay ama biriyle seks üzerinden sağlıklı bir ilişki kurulmayacağını düşünmekteyim. bana verdiği pozlardan falan çok bottom gibi geliyor ve ben maalesef iğrenç bir insan olduğum için 'errkek gibi errkek olmalı!' tezimden asla vazgeçmiyorum. hani öyle diğer insanlar gibi çok yakışıklı olsun, zengin olsun şeyim yok ama yanıma da yakışsın. sadece 'yokluk' diye bağıran bir ilişki de kurmak istemem doğrusu.
şimdi sizlere bol bol içimi döktükten sonra annemle birlikte yaptığımız -benim iğrenç yaptığım- sarmaları yemeye gidiyorum.
türk yemeği olan sarma @kimkardashian
berry xx
Etiketler:
aşk,
coronavirus,
günlük,
hobi,
hobiler,
karantina,
karantina günleri,
karantinada yaşam,
kitap,
korona,
okul,
okul aşkı,
platonik aşk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
