lgbt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lgbt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2020 Perşembe

yaz tatili düşleri ve biraz fazla kaçan isyan

yine gözyaşlarım eşliğinde yazacağım bir konu daha. malum coronavirus hala bitmedi, evden çıkmamaya devam ediyorum. bugün odamda yine mutsuz bir ruh haliyle müzik dinlerken içeride annem hanımın telefonla konuşmasına kulak misafiri oldum. teyzemle bodrum hakkında konuşuyorlardı hemen yanına koşup detaylıca dinledim. yazlık bir ev kiralayıp gidebileceğimiz hakkında bir şeyler söyledi teyzem ama annem aksine okul paraları vs vs vs kafa ütüledi ve konu kapandı muhtemelen.

tam üç yıldır istanbul sınırlarından çıkmak nasip olmuyor allah kahretsin artık. para problemleri dedik okay ama şimdi tam bir şeyler olabilir derken corona denen şu hastalık hortladı tüm dünyayı kapladı yine gidemeyeceğim. yine eminim ki seneye de bir bok çıkar sonra da çıkar. hayatta en çok üzüldüğüm şey böyle fırsatları hep yaşım küçükken kullandık şimdilerde ise hiç bir şey yapamıyorum çok üzücü. oysa tam gidip yaz aşkını iliklerime kadar yaşayabileceğim bir yaştayım. geçen sene de tatile gitmememize bir kaç hafta kala dolandırıldığımızı öğrenmiştik bir şekilde iptal olmuştu.

artık o kadar ihtiyacım var ki biraz uzaklaşmaya anlatmama imkan yok. bıktım artık insanlardan, istanbulun havasından trafiğinden kalabalıklığından tek isteğim biraz olsun uzaklaşıp kendimi toparlayabilmek. evet, biliyorum dünyanın en büyük derdi değil bu 'tatil' olayı ama gitmek istiyorum. gerçekten millet hiç olmazsa köyüne falan gidiyor yazın ama akrabalarımızdan hiç kimseyle iletişimimiz olmadığı için böyle şey de yapmıyoruz. gerçi yapıp ne yapacağım orada akrabalarla özgür olmak yerine istanbuldan daha çok zincirlerle bağlı olduğunu hissedersin... yok o da kalsın rafta.

bir kaç zamandır avrupalı ve amerikalı yaşıtlarımın yaşadıklarına bakıyorum da bu bizim yaşadığımız hayat mıymış diyorum. 17-18 yaşlarında arkadaşlarla seyahat etmeye dünyanın dört bir yanını dolaşmaya başlıyorlar. gerçekten coğrafya kaderdir ben hiç böyle şeyler yaşayamayacak mıyım? ben artık bu ülkede nefes dahi alamadığımı hissediyorum. sevgili desen... gerçekten turkish gay community'den hiç bir bok olmaz. herkesin kafasını seks bürümüş yok şöyle yaparım yok böyle yaparım ben burada oturduğum sürece hiç bir şekilde aşk bulamayacağım. farkında mısınız en güzel yıllarımdayım ve hayatımda hiç kimse yok! çıkıp gezebileceğim, sevebileceğim bir erkek yok! ne kadar acı. herkes aç sekse aç. bıktım artık. ne kadar isyan edersem edeyim bu böyle gelmiş böyle gidecek. tek isteğim bir an önce burayı terk etmek ve hayallerimi yerine getirmek.

tamam, hayallerim bazen çok uçlarda olabiliyor.. yani, sanatçılık falan ama ben kendime inanırsam bunu başarabileceğime inanıyorum. bir şekilde yolunu bulacağım, kuşkum yok. ama bir diğer hayalim daha var ki bu aslında dünyanın en basit hayali bile olabilir. aşk! bir ailem olsun istiyorum.. samimi, sıcak ve mutluluk dolu. hiç bir zaman amaan yaşım gelsin de evleneyim demiyorum ama hayatımda gerçekten istediğim biri olsun, birlikte yaşamaya değer biri olsun istiyorum sadece, çok şey değil!

her neyse işte o kadar çok isyan doluyum ki artık kusmak istiyorum resmen. zaten şu yaşadığımız boktan dönem psikolojimi eksi seviyelere indirmişken üstüne her gün yeni depresyona sokucu konular ekleniyor. ne diyebilirim ki bir an önce buradan gitmek istiyorum... başka da bir şey yok.

ne bileyim şimdi bodrum yahut antalya arasında bir yerde olsam... belki bir turist ya da mucizevi bir istek ama hayallerime yaklaşan bir türk bile olsa olur! ama zannetmiyorum türkiyede bunları yaşayacağımı... şu an içimde öyle bir his var ki anlatmama imkan yok! resmen boğazımda bir his var ağlamak ister gibi ama aynı zamanda gözlerimden de ateşler fışkırıyor! insanlar kanımı emer gibi rahatsız ediyor beni artık...

daha fazla YETEEEEER diye çığlık atmak istemediğim için kısa tutuyorum bu isyanımı. biliyorum ne büyük dertler değil mi... ama işte böyle... berry'nin yaşamı bundan ibaret... benim hayatım aşk! 

berry x

2 Şubat 2020 Pazar

kalbim ege'de kaldı

ben uzun zamandır biriyle konuşuyorum. hep derim ya kendimi bildim bileli hiç bir zaman türk biriyle olacağımı hissetmedim diye. bunu yineliyorum. klasik olarak gay dating applerinde bol bol zaman öldürüyordum. aslında o kadar uzun zaman oldu ki onunla konuşmaya başlayalı tam olarak ne zaman başladık konuşmaya asla hatırlayamıyorum. 'naber nasılsın' tarzı -asla devamı gelmeyen- bir sohbet içindeydik. sonra klasik olarak 'haydi instagrama geçelim yahu' denerek geçildi.

aşk konusunda hala umutsuz biriyim yani elbette ona karşı kimi duygularım var ama gerçekleşecek mi yoksa gerçekleşmeyecek mi bilmek istiyorum. onunla başlarda 'ben ilişki istiyorum' tarzında konuşmuştum ve aldığım cevap 'ilişki fazlaca sorumluluk isteyen bir şey' olmuştu. yani hayaller yine kuyunun en dip köşesine gitti diye düşündüm. bir süre yazmadım hiç. sonra o yazdı ama bir gün konuşuyoruz beş gün konuşmuyoruz öyle bir durumun içindeydik.

şunu söylemeden geçemeyeceğim ama
gözleri çok güzel

neyse benim vurulup düştüğüm yer zaten gözleriydi. ondan öğrendiğim çok şey var aslında düşünecek olursak. mesela sadece bu deli mi yoksa hepsi mi yapıyor bilmiyorum ama bu havalarda bile sahile gidip denize giriyor! bir tuhaf doğrusu.

o her zaman aşk düşüncesinden kaçtı ve ne zaman konuşsak 'ama ben gerçekten seni üzmek istemiyorum. ben bunu bilmiyorum.' mesajları gündelik bir rutin haline gelmişti. bu arada her zaman birbirimize anlık fotoğraflar atardık bak kahve içiyorum, bak uyandım şimdi gibisinden. ve kendisi fotoğraf gönderdikten sonra her zaman 'eğer başka türden bir fotoğraf istersen bana söylemekten çekinme diyordu.' ben biraz kaçan kovalanırı oynamak istedim açıkçası ve işe yaradı da. benim koştuğum onunsa peşimde kovaladığı dönemlerde birbirimizi çok daha fazla tanıdık aslında. bana dinlediği şarkıları atıyordu, politika hakkında konuşuyorduk hatta o sıralar deprem falan olmuştu beni rahatlatmaya da çalışmıştı.

sonrasında delice sarhoş olduğum günlerden bir gün -sanırım ikimizin de libidosunun yüksek olduğu zamanlardı- konuşmaya başladık biraz dirty dirty. sonrasında ufak ufak seksi-msi fotoğraflar göndermeye başladık birbirimize. ben aç gibi tabii ki gönderdiği anda siler miler diye onları telefonuma indirdim. ben habire tuvalete gidiyorum bahanesiyle misafirlerin yanından ayrılıyor 20-30 seksi fotoğraf çekiyor ve ona gönderiyordum. gerçekten beğendiğini tepkilerinden görebiliyordum hatta bana geçen gün yolladığı ses kaydında 'o fotoğrafları aklımdan çıkartamıyorum' diyordu. gerçekten çok tuhaf şeyler yaşıyoruz aslında ama bir ilişki içinde değiliz belki de bu öyle bir evredir. 

'sen her zaman güzel birisin
tişörtünle veya tişörtsüz'

diyor mesela. şimdi buraya yazınca böyle sapıkmış gibi durdu gözüme ama aslında öyle değildi. beni beğendiğini biliyorum. insanların aşktan korktuğu ya da kaçtığı bir döneme denk gelmiştim. yanlış bir dönem bu benim için! herkesin aklı aslında bakarsak tek bir yere çalışıyor ve kimse gerçekten duyguların da ne kadar önemli olduğunu önemsemiyorlar! 

sinirlendim. güzel şeyler oluyor gibi ama kendimi üzüp kahretmemek için -çok da alışık değilmişim gibi- kendimi olabildiğince inandırmamaya çalışıyorum. inanırsam üzülmekten korkuyorum. kendisi de her zaman bunu söylüyor zaten. ama bir kalp kırıklığında daha ne yapabilirim bilmiyorum. 

bu beye 'oidipus' diye hitap edeceğim günlüğün geri kalanında yaşanan gelişmeleri de artık anında yazmaya çalışacağım. 2020 iğrenç bir şekilde ilerliyor hangimizin bu yılı sağ bitireceğinden emin değilim ama bu yıl blogda oldukça online olmayı düşünüyorum. dikkat edin kendinize!

berry x


7 Aralık 2019 Cumartesi

haydi biraz yakışıklı gıybeti yapalım

yazmayı en çok sevdiğim seri olan yakışıklı günlükleri serisinin uzuuun bir aradan sonraki ilk bölümü ile geldim! bu sıralar eskilere dönüyorum çok yakında okul günlükleri serisi de gelecek bunu da dipnot olarak eklemiş bulunayım. en son yakışıklı günlüğü yazılarını 2016 yılında yazmışım. araya yakışıklı serpiştirdiğim bir yazı varmış onu da dahil ettim seriye. böylelikle bu dördüncü oluyor. çok uzun bir zaman oldu ama artık daha yollu bir insana evrildiğim için birlikte daha fazla yanabiliriz diye düşünüyorum.

  • yakışıklı günlüğü 1 için tıkla yirmi iki ekim iki bin on beş'de azmışım
  • yakışıklı günlüğü 2 için tıkla dört şubat iki bin on altı'da azmışım
  • yakışıklı günlüğü 3 için tıkla on iki aralık iki bin on sekiz'de ağlayarak azmışım
uyarı: azgınlık, kan ve vahşet içeriyor!!!!

instagramımda kaydedilenler kısmına girdim şimdi. şu dosya birinin eline geçse yemin ediyorum insan içine çıkamam. sonra bakarım diye kaydettiğim erkeklerin hepsi orada duruyor ve büyük bir tesadüf ki çoğu yarı çıplak falan bir de penislerinin belli olduğu fotoğraflar kalite kontrolü için oraya geçiyorlar. tamam, kabul ediyorum binbir türlü erkek fotoğrafı var orada ve yarı çıplak olmasalarda cinsel dürtülerimi harekete geçirebilirler. artık tam o yaşlardayım. yapacak bir şey yok. 

şöyle bir anımı anlatarak başlamak istiyorum artık yokluktan neler yaptığımı siz görün de yorumlayın. uzun boylu erkeklere her zaman aşık olduğumu hepimiz biliyoruz. işte bunun için ben şu son bir kaç haftadır basketbol maçları izlemeye gidiyorum ve bir offf çekiyorum. gözümü bir iki saat bayram ettiriyor ve eve geliyorum. basketbolcuların da erkeksi oluşları ve her şeyden nce fit görüntüleri elbette beni kendilerine çekiyor. bugünkü listeme bir basketbolcu eklemeyi de unutmadım elbette.

bugün biraz komşu ülkelerimizden yakışıklılardan bahsedelim diyorum. yakın coğrafyamızı tanıyalım ve komşularımızla iyi geçin(r)elim ;)

o zaman ilk komşumuza gidelim. yunanistan. insanları falan her bokları bize benziyor ama asla birbirimizle geçinemiyoruz. neyse bugün bir yunan tanrısı ile tanıştıracağız. inandığım tek tanrı bu arada. loukas yorkas. eurovision takipçileri onu 2011 yılından tanır aslında ama biz bugün meleksi sesini değil yüzü ve pantolonunda sakladığı 'büyük' sır hakkında konuşacağız. 

yani sizi çok bilmiyorum ama bana yunan denildiğinde aklıma gelen ilk kişi loukas oluyor. okyanus mavisi gözleri sarıya kaçan saçları ve erkeksi yüz hatlarıyla daha bebeyken bile beni kendisine düşürmeyi çok rahat bir şekilde başarmıştı. bir kaç yıl öncesine kadar aslında kendisini unutmuştum. ama geçmişimizden asla kurtulamıyoruz bir yerde karşıma çıktı ve bam ben hemen pantolonusıyırdım! uzun boy! bence en önemli şey. kendimden uzun birini görürsem ben direkt olarak düşüyorum başka hiç bir şeyde böyle bir şey olmuyor. neyse çok fena big dick energy aldığım da bir gerçek. milim milim inceledim. 140p kalitedeki konser videolarını bile izledim sırf yeterli kalite kontrolü yapabilmek için. neyse üzüldüm yine kendime biraz daha övmeye devam edelim. 

daha çok role girebilmek için bir şarkısını açtım meleksi sesi kulaklarımda gezerken birazdan orgazmdan acile kaldırılacağım haberi yok. ben bir erkeğe sadece erkeksi tavırlarından bile düşebiliyorum. -yani kimi kandırıyorsun ki herkese tak tak düşüyorum- bu beni zorluyor çünkü sokağa çıktığımda çok dhaat bir şekilde beş altı kere kendinizi cinsel açlığın ortasında bulabiliyorsunuz. neyse, loukas'da da bu var işte tam olarak! erkeksilik böyle konser videolarını falan izlerken yaptığı her hareket kalbimi çarptırıyor. bakınız bu çok önemli bir özellik ve herkes bunu yaptırtamaz. 

şu boydan fotoğrafına bakınca mesela aklımdan tek bir şey geçiyor. yani gel ya ne olursun bana gel diyor insan. yani berry öyle diyor. gel diyor... ne olursan ol koynuma gel diyor... ama yani isterdim. bir düşünsenize bir uyanıyorsunuz yan tarafınızda bir yunan tanrısı uyuyor... kim istemez ki... bir klibi var bu erkeğimizin. den pao sti douleia diye. onun klibinde mesela gözlerinin maviliğinde kayboluyorum boyunun etkisiyle de tokat yemişe dönüyorum.. mesela benim dark mind'ım şöyle şeyler düşünüyor. bununla seks yapacak olursam aynı şöyle bir şey yaşanacak; ''Ahhh, istanbul'un intikamını al benden.... AHH KIBRISSSS!'' daha çok şey derim de birazı içimde kalsın.

***

daha fazla kendimi kaybetmeden sıradaki beyefendimize geçelim. bir diğer komşumuz ukrayna'ya uçuruyorum şimdi sizleri. orada bir dansçı ve model var. adı nazar grabar aman allahım. bir ukraynalı şarkıcının klibinde keşfetmiştim kendilerini ve bir daha da unutamadım. saatler sürer stalk serüveninin ardından instagramını falan da buldum. az önce dedim ya hani böyle erkeksi tavırları seviyorum falan diye. tamam. o dediklerimi şimdi unutuyoruz. çünkü çok zor da olsa kimi zamanlar bebek yüzlü kimseleri de beğendiğim oluyor. mesela onlardan biri de bu beyefendimiz. klipte dünyaya yeni düşen uzaylımsı bir şeyi anlatıyordu. kadın bunu buluyordu ve evine alıyordu yatıyordu kalkıyordu aynı benim yapacaklarım gibi. 

o klipten sonra birazcık bu çocuk için kadının konserlerini falan izledim ay nasıl tatlı dans ediyor nasıl yaşıyor. insan diyor ki bu hareketleri keşke benim de yatağımda yapabilse ama demekle kalıyor sadece. böyleleri bize bakmaz ümit yok. sadece ağzımdan salyalar akarak bakıyorum öylece. sanki hiç yarın olmayacakmış gibi... dudaklar da benim için çok önemlidir. büyük dudak olmasa bile şekilli bir dudak olmalı. daha çekici kılıyor. bu çocuğun da çok şekilli ve özel dudakları var insan bir öpücük almak istiyor. ben bu çocuk olsaydım akşama kadar ayna karşısına çırılçıplak geçip kendimi seyredeydim. oofff ben neyim be diye bakardım öyle yani. neyse bu çocuk daha çok yeni olduğu için öyle çok fantaziler yaratamadım kafamda gelecek yazılarda yine azarım azdıkça yazarım. yazmaktan başka şansım da yok zaten. sap olmak böyle bir şey. amman 'nazar' değmesin!

***
ve şimdi de yakışıklıyı komşuda değil kendi yurdumuzda arıyoruz. milli gururumuz ve kalbimin sahiplerinden sadece biri... cedi osman hakkında ileri geri konuşacağım biraz. basketbolcu erkeklere çok fazla yükseldiğimi anlatmıştım ama bu çocukta çok daha farklı bir şey var. tam olarak ne bilmiyorum. aldığım big dick energy olabilir bunun en büyük kaynağı. gülşen'den bir alıntı yaparak yazmaya devam etmek istiyorum. ''yanıyor, yanıyorum. bir ihtimal biliyorum...'' ufak bir şekilde özetlemiş benim ruh halimi. yani tek bir cümleyle ben hazırım yani. çocuğa gidip yazmayı hiç düşünmedim değil o kadar büyük düştüm yani. erkeksi tavırları kendine has tarzı ve tipi ile bitiriyor. pantolon da çok yakışıyor bu arada. bacaklar uzun olunca :) bir de o kollardaki kaslar incecik bacaklar HOOOOF hani şu an tıkandım. hakkında ne anlatsam bilmiyorum. ama şunu diyebilirim ki eskiden basketbol izlemek çok daha güzeldi bu günlerde daha zor. salak bir tayt çıkmış ortaya şortun altına giyiyoruz. biz basketbolcuları 'merhabaaa ben buradayım' diye bağırarak belli olan penisleri için sevmiştik ama... bizi neden kimse düşünmüyor. biz yanıklara kimi haklar tanınmalı artık iki bin on dokur bitti bakın bir on yılı daha geride bırakmak üzereyiz! 
neyse, gelsin ben bu gece hazırım. türkün gücü neymiş bana göstermesini o kadar çok isterdim ki... bana ne yapacağı umrumda değil istediği her şeyi yapabilir gıkım çıkmaz çünkü. gerçekten sözlerin bittiği noktalardayım. geçenlerde durduk yere bütün sitelerde belki bir yerlerde pipisi bellidir diye fotoğraflarını karıştırmıştım. ertesi gün sınavım vardı cedi.. ama ben seni seçtim anlıyor musun beni?

sizin de gördüğünüz gibi bayağı bir dolmuşum ve uzun zamandır yazmadığım kadar uzun yazı yazabildim. çünkü yazarken hiç bir şey için kasmama gerek yok sadece kendi içimden geçenleri yazıyor ve kendi başıma eğleniyorum. benim için de bir stres atmaya yarıyor ve işte yaradığını da söyleyebilirim. artık yeni bir erkek dedikodusu ne zaman gelir hiç bilmiyorum ama arayı bu kadar çok uzatmak istemiyorum. 

bu arada bilmiyorum masterchef falan izliyor musunuz ama ekin ve alican şahıslarına da çok düştüm bu aralar...

berry x



11 Eylül 2019 Çarşamba

hiç bir şey yolunda değil

uzun zamandır farkında olduğum bir şey var; mutlu değilim ve hiç bir şeyin yolunda gitmediğini hissediyorum. yani, sağlıklıyım fiziksel olarak bir şeyim yok ama sanki kaderim bağlanmış gibi. ne hakkında ümitlensem ne istesem o olmuyor aksine tam tersi başıma geliyor. birini sevmek istiyorum ya da işte 'bu o sevdiğim adamı buldum' diyorum ve bir şey oluyor her şey tepetaklak.

yanımda yürüyen biri olsun istiyorum, mutlu olmak istiyorum ama benim için bu çok fazla bir şey sanırım. gençlik yıllarım su gibi elimden akıp gidiyor ve ben ise sadece oturuyorum o suyun çizdiği yolu izliyorum. dünyaya karşı da boş hissediyorum; sanki hiç bir işe yaramıyorum gibi. depresyon mu ya da başka bir atak mı bilmiyorum ama bir yere bunları anlatıp biraz olsun içimin rahatlamasını istiyorum.

kimsenin beni sevmeyeceğine inanmaya başladım artık. ne zaman bir yola çıksam hep bir hüzünle oturuyorum ve hatırlatıyorum kendime 'kalbim ilk kez kırılmıyor ve bu son olmayacak' ne bileyim, insanlar sevgilileriyle bir yerlere gidiyorlar, geziyorlar, eğleniyorlar... ben ise sürekli kendimle baş başayım... ben çok hayal kuran birisiyim. karşımdaki kişi ile konuşmaya başladığım andan itibaren hemen hayal dünyamda canlanmaya başlar. 'tatile çıkacağız, şuraya gideceğiz aa belki buradan geçerken şu kafeye uğrarız' inanır mısınız bu hayallerim evlilik anına kadar gidiyor olabilir. ama sonra ne oluyor? REDDEDİLMEK! o anda işte gerçekten kafamdan kurşun yemişe dönüyorum. hayatımdan giden sadece o çocuk olmuyor ben kendi hayallerime de veda ediyorum aslında.

reddedildiğimi fark ettikten sonra uzunca sürecek ve ikiye katlanmış bir depresyon süreci ele geçiyor beni. aklımı yiyip bitiren düşünceler, yalnız ölme korkusu ve çevrende mutluluğa erişip benim hayalimi yaşayan insanları görmek. en çok şu sonuncu acıtıyor aslında canımı neden bilmiyorum. hiç bir şeyde umudum kalmadı. düzgün bir tane bile insanla tanışmadım. 'daha hayatının başındasın mutlaka birisini bulup mutluluğa kavuşacaksın.' herkesin klasik cümlesi bu, değil mi? ama öyle olmuyor işte. beğenilmediğimi düşünüyorum ve bu benim özgüvenimi de yitiriyor. kiminle konuşmaya başlasam içimden asla 'nasıl olsa bitecek.' hissini atamıyorum. sürekli yalnız ve mutsuz hissetmek ne kadar kötü bir şeymiş bunu bu sene anladım. bütün bir sene evdeydim ve kendimi tanıyacak çok zamanım oldu. belki de bu acıların yüzüme bir tokat gibi vurmasının sebebi de kendimle çok baş başa kalmamdır. bilemiyorum..

ben artık mutsuz olmak istemiyorum. çok acı bir şey ama nasıl depresyondan kurtulurum bilmiyorum. kalbim çok kırık. gerçekten doyasıya mutlu olduğum son zamanlar Kırmızı'ya aşık olduğum zamanlardı. şu an ise ne zaman bir şeyler yapmak istesem kapılar sürekli yüzüme kapanıyor. kalp kırıklığım daha taze... aslında bu yazıyı yazma fikri de dün geldi aklıma. yine kurulmadan yıkılan hayallerimin ortasındayken 'benim artık bunları yazıp arınmam gerekiyor' dedim kendi kendime. biliyorum, bu hisleri yaşayan tek insan değilim. kimi insan da ergenlik tripleri işte deyip geçiyor. ama benim için öyle değil..

ben çok sevdim. gerçekten çok sevdim. dört yıl hiç konuşmadığım birine deliler gibi aşıktım. kırmızı. sonra kendimi toparlamam gerektiğini, bu işlerin böyle gitmeyeceğini fark ettim. yine sevmeyi denedim. sevdim de. ama o pislikler yaptı. ben ona açılmamış, rahatsız bile etmediğim halde o ve arkadaşları benimle dalga geçti. bunlar bitti, artık geriye bakmak yok dedim ve önüme döndüm. acılarımı içime sakladım, bir daha da dışarı çıkartmayacağım dedim ama bu aralar patlak verdim. kimi zaman da şöyle düşünüyorum 'belki de ben sevmeye değecek biri değilimdir.' ama buna inanmıyorum. çünkü kendimi tanıyorum. eğer birisi benim hayatımdaysa ben ona kendimden daha çok değer veririm. bunu bana insanlar da sürekli söylüyor. belki de lanetlendim.. hayır yani çünkü insanlar da yüz vermiyor. dün yine binbir umutla uzun zamandır dikkatimi çeken birine karşı şansımı denemek istedim -biraz da arkadaş gazına geldik diyelim- ama bir kelime konuşmadan isteği reddetti. ben yine kendi başıma kaldım. ben, ben ve yine ben.

sadece son bir söz verdim kendime: güçlü olacağim, bu yıl hayatımın aşkını bulacağım ve gelecekte ÇOK iyi yerlere geldiğimde beni reddeden herkesi hüngür hüngür ağlatacağım. ben bunu artık yemin belledim kendime, yapacak bir şey yok.

belki de kimse hayal ettiğim gibi değildir. ben öyle uçuk şeyler istemiyorum. sadece aşık olayım, sevgi göreyim-seveyim o kadar. ama günümüz insanlarının aradığı tek şey seks. hayat bazen bana kötü yola düşmekten başka şans tanımıyor ama hayır, herkes kötü ve umutsuz zamanlardan geçer öyle değil mi? kendi özgüvenimi yeniden kazanmaya ve biraz daha güç bulmaya ihtiyacım var. ve içimdeki hiç bana bunun çok uzakta olmadığını söylüyor.

yeniden hayata dönüyorum. çok mutluymuş gibi gülümse. herkese inather şey yolundaymış gibi kendine güven ve dimdik yürü. artık beni bir şeyin üzmemesini istiyorum ama böyle bir şey elimde değil gibi hissediyorum. birisi karşımda en ufak sesini yükseltse ağlamaklı olan gözlerim sağolsun. şu şu sıralar inandığım tek bir şey var; bugünler geçecek. çok mutlu olacağım. çok. herkes hayran kalacak bana. durdu durdu turnayı gözünden vurdu densin istiyorum arkamdan. az kaldı. ama be dansçı, dün beni çok üzdün sen. ben otuz saniyede ne hayaller kurmuştum oysa.. güzel gülüşünle karşılayacaktın beni yanına geldiğimde, dans edecektik birlikte ve en önemlisi senin yanında belki de mutlu hissedecektim kendimi. daha önce hiç bilmediğim duyguları keşfedecektim.




27 Ağustos 2019 Salı

ya bu sefer aşkı bulduysam?

mesafeler dokunmaya engel, sevmeye değil.

bir kaç gündür aklımın bir köşesinden gitmiyor bu kelimeler. sadece biraz yazmak ve rahatlamak istedim sanırım.

baştam başlayayım o halde; yine umutsuz bir şekilde chat sitelerinde dolaşıyordum. bir şey olacağından değil, sadece içimde bir umut vardı. birisine gözüm erişti ama asla umudum yok çünkü kiminle konuşsam bir yerden sonra her zaman 'sen çok uzaktasın olamaz' moduna giriyordu. ama bu sefer 'o' çıktı karşıma ve sanırım diğerlerinden çok farklıydı.

çok güzel bir yüzü olmasına rağmen hiç bir zaman kendisini beğenmeyen, sürekli çalışan ve benim gibi sevgiye aç olan biri olduğunu anlamam uzun sürmedi. gerçekten huyları hatta mizah anlayışı bile benimle o kadar aynı ki, şaşırdım. çok kısa bir süre önce tanışmamıza rağmen sanki yıllardır hayatımda gibi. başka bir ülkede yaşıyor ama sanki yanımda gibi. ne zaman telefonda sohbet etsek gülmekten yüz kaslarımın acıdığını hissediyorum.

hayatımda gerçekten hiç aşka bu kadar yakın olduğumu hissetmemiştim. bilemiyorum, belki de ben şu an kendi kendime gelin güvey oluyorum ama onun da boş olmadığını biliyorum. yani hiç biriniz yeni tanıştığınız birinin ülkesi için bilet bakmazsınız öyle değil mi?

belki bundan bir ay önce bir başarısız deneme daha yaşamıştım. verdiğim değerin belki yüzde birini bile görememiştim. haftalarca yazmamalar sonra hemen ardından sanki hiç bir şey olmadan geri dönmeleri ve haklıymış gibi onların sinirlenmesi. ben artık birisi için yorulmak istemiyorum. birisiyle mutlu olmak istiyorum, kendimi gerçekten her anlamda mutlu görmek istiyorum. ona aşk tanrısının adını verelim; Eros. çünkü adı ile kafiyeli :)

tanıştıktan bir kaç dakika sonra beni aramak istedi. ben böyle konularda hiç bir zaman rahat olmadım çünkü hem ingilizceme güvenmiyordum hem de kendime. ilk konuşmamda hiç rahat değildim çünkü ailem hemen yan odamdaydı ve ben odamda camın kenarına geçmiş onunla konuşuyordum. annem eşcinsel olduğumu biliyor ve buna hiç bir zaman itiraz etmiyor, aksine destekliyor ama hala kendimi bir ilişkiyi itiraf edecek kadar hazır hissetmiyorum. onunla konuşurken biraz utangaçtım ve biraz da heyecanlı o gece kalbimin çarpıntısını sanırım bütün istanbul duymuştur.

bir kaç gün sonra benim okul koşuşturmalarımın ve eski konuştuklarımın geri dönme problemlerini aştıktan sonra ilk işim ona tekrar yazmak oldu. ilk işimiz hemen kamerayı açıp konuşmak oldu. şarkı söylüyor, gülüyor ve eğleniyoruz her şey olması gerektiği gibi.

birden bire bana 'sen türk değilsin' dedi. neden böyle bir şey söyledi anlamadım çünkü gayet kara kaşlı, kara gözlü biriyim. sonrasında 'çünkü türklerin sakalları olur.' dedikten sonra ona türkçe bir şeyler söylememi istedi. söyledikten sonra 'merhaba' ve 'nasılsın' kelimelerini kaptı bile. telefonu açtığımızda ilk olarak 'nısısın' diyor.

bugün instagram üzerinden görüntülü konuşurken bir kaç kez aksaklık yaşadık ve bağlantı kendiliğinden kopuyordu. bir kaç kez denedikten sonra beceremedik ve bana 'whatsapp kullanıyor musun?' dedi. whatsapp'dan araştıktan hemen sonra şakayla karışık 'ben sana numaranı alabilmek için oyun oynadım.' dedi. oysa sen sorsan ben numaramı vermeyecek miydim sanki?

hayatımda şu an her şey gayet güzel. mutluluğu dolu dolu yaşamayalı ne kadar uzun zaman olmuş şimdi fark ediyorum. artık bloguma geri dönüp mutluluğumu yazmak istiyorum.

xx

23 Ağustos 2018 Perşembe

hayatımda güzel giden şeyler çok az

hayatımda çok az şey rayında gidiyor. uzun zamandır prtalıkta yokum çünkü gerçekten hiç bir anlatacak şeyim yok. sadece söyleyebilirim ki sınavım iyiydi ve yetenek sınavlarım yaklaştı. içimde sadece bunun stresi var. her gün uyurken, uyanınca ya da bir yere gidince aklımda olan tek şey acaba bir okul tutacak mı kaygısı oluyor. biraz da gelecek kaygısı. biraz da değil çok gelecek kaygısı.

aşk hayatına gelince. kırmızı’yı en son karne aldığımız gün gördüm. içimde o kadar burukluk vardı ki bundan sonra hiç bir zaman yan yana gelmeyeceğiz. gözlerimle veda ettim ona. onun haberi yoktu elbette ama ben son kez baktım ona. içim yandı gerçekten veda etmek çok zor. bir daha göremeyeceğimi bilmek daha zor. zaten hayatımın arka planında aşk-ı memnu fon müziği çalıyor. yeşilçam filmlerinden çalınmış bir sahne gibi vedamı ettim. aslında ben mahvolurum ölür biterim diye düşünüyordum ama öyle olmadı. bir kaç gün içinde kendimi toparladım. ölenle ölünmez dedim ve matem havamı attım üstümden.




‘artık yepyeni bir hayat vardı önümde’ diye bir anlatım da yapayım. nesi yeniyse artık. 

kırmızı’yı özlüyor musun diye sorarsanız, evet özlüyorum. onu sevmeyi özledim ya da acaba bugün okula gelecek mi diye beklemeleri özledim. bilmiyorum belki de bu bir tip bağımlılıktır. 

ama hayatımda bir güzel giden şey de hayatıma birileri girdi bu yokluğumda. gerçi hoş geldiler ve gittiler. biri kaleciydi iyi bir çocuktu ama bana yazmayınca ben de ona yazmadım ve konu böyle kapandı. yine chat sitelerinden birinde mr. kibar’ı gördüm. adını da değiştirmek lazım çünkü kibarlık kalmamış soğuttu kendinden biraz. 

ama doğru düzgün biri girdi gibi. gibi diyorum çünkü eşcinsel ilişkilerde “ay acaba aktif mi pasif mi?” soruları vardır hah işte benim de kafamda o sorular var. eğer pasif çıkarsa çok üzülürüm çünkü iyi biri ve mutlu olacağımı hissettiğim biri. onun adı kaptan olsun. yine chat sitelerinden birinde tanıştık önce instagram sonra whatsapp’dan konuşmaya devam ettik. şuan her şey iyi gibi gözüküyor arada bir bebeğim-tatlım gibi kelimeler kullanıyor. hiç alışık değilim ışık tutulmuş tavşan gibi kalakalıyorum karşısında. 

hayatımda iyi giden şeyler böyle. daha buzdağının altında bir şeyler var ama hiç bir zaman hatırlayıp da kendimi üzmek istemiyorum. ve bu sene tatil yok maalesef rus aşklarıma kavuşamıyorum maalesef. akrep dövmeli çocuk ve anton’u saygıyla analım buradan. 

bu günlüğü de gelecekte bir gün açıp da okuyayım neler yaşamışım bakayım diye yazıyorum ve bazen yardımcı oluyor böyle eski anılarda bir yolculuk yapıyorum. güzel oluyor.

çok şanslıyım ki çevremde çok iyi insanlar var beni destekleyen bir aile ve arkadaşlara sahibim bu iyi giden en iyi şey işte. 

aşk istiyorum gerçekten. hayatımda seveceğim, sevgi gördüğüm biri olsun istiyorum. evet sevgili oldu iso falan vardı ama hiç sevildiğimi hissetmedim. çok değişik bir duygu bu yaşlar bir daha gelmeyecek en güzel yaşlar sonuçta. 

şimdilik bu kadar yazayım ve artık blogu tekrar başlayalım günlüklerimize bakalım hayat bize neler gösterecek. bir de dua edin kaptan ile çooook güzel şeyler yaşayalım. gıybet edilecek çok şey var. 

seviliyorsunuz

berry. 


14 Ocak 2018 Pazar

özlüyorum

yazmayı özlüyorum buralara ama yazacak bir şey yaşadın mı derseniz hayır. içimde sanki bir şeyler biriktiriyorum ama bu sayfayı açtığım anda gidiyor hepsi. aklımda onlarca fikir var ama iki kelimeyi bir araya getiremiyorum.

bol bol kitap okudum şu sıralar. özellikle stefan zweig'ın kitaplarına takmış durumdayım. o kadar mükemmel kitaplar yapmış ki, çoğu cümlesinde kendimi buluyorum sanki. ilk sayfalarda daha içine çekiyor beni. şu sözle başlıyor 'bilinmeyen bir kadının mektubu' ''sana, beni asla tanımamış olan sana'' aslında ne kadar beni anlatıyor bu cümle. aslında kafamın içinde onlarca düşünce var kırmızı'ya karşı. o bilmese de tanımasa da ben onu seviyorum. dört yıldır vazgeçemediğim tek şey. Ne kadar da doğru bir cümle. kafamda milyarlarca anımız var, ama kırmızı adımı biliyor mu? bilmem. belki. küçük bir ihtimal.

bir doğru cümle daha: ''senin her sozcüğün benim için bir incil ve dua yerine geçti.'' kırmızı kötü biri bunu biliyorum kalbimin, beynimin her köşesinde bunu biliyorum ama vazgeçemiyorum. her yolu denedim yüzüne dahi bakmadım bir süre ya da okulda görmedim ama olmadı yapamadım. yine bir yerden sesini duydum kalbim attı. yine. unutamadım onu. onu sevmek aslında her saniye olduğun yerde saymak gibi bir şey. hiç bir bok olmayacağını biliyorsun ama yinede vazgeçemiyorsun tıpkı öyle bir şey işte. tıpkı o söz gibi, onun ağzından çıkan her kelime kutsal oldu bana. ondan iğrenmem gerektiğini söylerken insanlar, ben onu kutsal gördüm. benim kutsalım oldu.

ve yakın zamanda anton çehov'dan martı'yı okudum tekrar. o kadar güzel bir kitap ki, karakterlerin düşünceleri o kadar özel ki. treplev ve nina'da kendimi buldum sanki. treplev'in düşünceleri beni çekti kendine. insanlardan farklı olmaya çalışması ama her seferinde bir engelle karşılaşması hatta annesinin bile yeni şeyler denemesini onaylamaması. tek aşkı nina olan sağdık biri. nina ise oyuncu olmak için her şeyi yapmaya hazır bir genç kız. oyun boyu onun yaptığı hataları ve çöküşü bana kendimi hatırlattı ben de öyleyim. hayallerime kimi zaman annem bile inanmıyor (tıpkı treplev'in annesi irina gibi.) ama ben, hayallerimin peşinden nina gibi gitmeye çalışıyorum. büyük bir hata ya da geri dönüşü olmayan bir şey olsa dahi.

ben özlüyorum çok kırmızı'yı. her gün aynı ortamda bulunup konuşamamak ya da bakamamak ne kadar acı bir şey. ya da ben ona taparken, onun adımı bilmemesi falan. son senem. ona dolu dolu bakmamın son senesi. bir kaç ay sonra tamamen hayatımdan çıkacak ve ben ne yapacağım gerçekten bilmiyorum. kanadı kopan bir martı gibi kalacağım sanki.

ya da belki, hayatımın bir yerinde hiç yaşanmamış bir şey olarak kalacak. hatırlamayacağım, anımsamayacağım. unuttuğum diğer şeylerin yanında sonsuza kadar kaybolacak bu duygularım ama benim tek gerçek aşkım bu hayatta. bir kez aşık oldum. ben 'aşk bir kezdir ikinci olmaz!' diyenlerden değilim. aşk gelir ve geçer sevgi kalır. ama ben kimseyi onun kadar seveceğime inanmıyorum. bilemiyorum sanki yolun başındayım ama, hissediyorum sanki. özleyeceğim onu. nasıl devam edecek hayatım bir kaç ay sonra?

sanki şuandan dört koca yılın kıymetini bilememişim gibi geliyor. d ö r t   k o c a   y ı l. unutmak istemiyorum. kaybetmek istemiyorum ama, sanki ellerimden uçuyor gibi.

romeo ve juliet'den bu konuya en uyan alıntıyla bitiriyorum yazımı. ''aramak boşuna, bulunmak istemeyeni.''

19 Haziran 2017 Pazartesi

LGBT | onur haftası

beklediğimiz onur haftası kapıda! 25 haziran'da istanbul onur yürüyüşü var! yine klasik olarak tehdit mesajları başlamış. unutmayın; aşk her zaman kazanır. lgbti+ bireyler vardır ve sonsuza kadar olmaya devam edeceklerdir. hiç bir insanı, kendi olduğu için dışlamayın, herkesi olduğu gibi kabullenin. unutmayın biz renklerimizle güzeliz. eşcinsellik, transeksüellik hastalık değildir ama homofobi hastalıktır. homofobiyi durdurun! 


Happy Pride! 🌈
unutmadan, LGBT bireyinin gözünden dünyaya bir mektup yazısı için tık!

#loveislove
#pride2017

20 Mayıs 2017 Cumartesi

hayat beni zorladı bugün

klasik bir gün başlangıcı olarak stalk yaptım.

hayatımı mahveden bir gün oldu benim için daha başından.

ilk olarak mr kibar'ı stalkladım ve fark ettim ki fotoğraflarını beğenenler hep aktifler. acaba bottom mı? soruları zaten kafamı zedelerken böyle bir sonuçla karşılaştım. beni reddetmesinin sebebi de bu olabilir kafamdan bir soru işareti gitti. iyi mi oldu? hayır.

ikinci olarak kırmızı ve sevgilisi fotoğraf paylaşmış instastory'den. onu görmek ne kadar içimi acıttı biliyor musunuz? kızın saçlarını öpüyordu. ben üç yıl boyunca onun yanaklarını öpmeyi hayal ederken insanlar neler yaşıyorlar. aşık olacağınız kişi hiç farklı bir cinsiyetten hoşlanmadan bunu bilemeyeceksiniz sanırım. bu acıyı. bir erkek olarak, başka bir erkeğin beni seveceğini beklemek çok acıttı aslında üç yılımın çöpe gidişi falan.

sanırım bir depresyondan kurtulmuşken ikincisi geldi.
oysa, kırmızı'yı tekrar sevmek gibi planlarım vardı.

çünkü en olaysız geçen üç yılımdı. kırmızı'dan sonra yok efendim güneş beni her yerden engelledi, yok terk edildim, yok mr kibar reddetti.

dostlar, hak etmiyorlar. insanlar. sevilmeyi. hak. etmiyorlar.

19 Mayıs 2017 Cuma

seni iyi hatırlamak istiyorum.

aklıma geldikçe hala iyi olmadığımı düşünüyorum.

geçen yazımın üstünden çok zaman geçti ama bu ekranın karşısına geçip o olaylarla tekrar karşılaşmak hiç istemedim. kaçtım biraz kendimden.

mr kibar, aslında mr problem oldu.

yani geçen yazımda sizlere konuşmalarımızdan bahsetmiştim. o olayın gecesi ben ona uzun uzun yazdım onu ne kadar tanımak istediğimi. sabah olduğunda mesaj yoktu ama belirli bir saat sonra mesaj geldi 'yazdıklarını okudum teşekkür ederim ilgin için, ama ben seni tanımıyorum. (buraya dikkat edin) üstelik benden çok küçüksün. ben olumlu bakmıyorum bu görüşmeye ve bu mesajlaşmaya' yazdı. baştan aşağı kaynar sular döküldü.

iki büyük neden var. birbirimizi tanımamamız ve yaş. birbirimizi tanımıyoruz diyor ama seni tanımak istiyorum demiyor. yani ucunu açıkta bırakıyor. ne yapsam ne etsem diye düşünürken depresyonda buldum kendimi. son sez sezen aksu çalıyor kulaklıklarımda ve dinlediğim HER şarkısında gözümün önüne o konuşmalar geliyor. yani az değil bir yıl boyunca onu düşündüm ben. bu kadar kolay olmamalıydı sonu.

ikinci problem 'yaş!' ben buna çok takıntılıyım. yaş bir ilişkide problem değildir fasa fiso yani. yaşıtlarımın ergenlikleri yüzünden böyle bir genelleme yapılmamalı. olgun bir insanım. benim de bazı yaşanmışlıklarım var yani bazı şeylerin farkındayım ve akıl yaşta değil baştadır. bu problemi baştan atıyorum bir kere. fasa fiso.

yani büyük bir depresyon içindeyim ama aynı zamanda gurur yapıyorum. yazmadım bir daha. bir-iki saat kadar tabii. sonra ben duramadım onunla iletişime geçmem, konuşmam GEREKİYORDU! bende uydurduğum bir proje ödevi için onunla mektuplaşmak istediğimi söyledim. kabul öyle bir şey yoktu ve dünyanın en saçma isteğiydi ama ben onunla konuşmak için bu saçmalıkları düşünememiştim bile. tabii sonra büyük bir utanç safası geldi neden yazdım falan diye.

cevap vermedi.

iki gün sonra tekrar yazdım ona ve tekrar cevap vermedi o günden beri yazmıyorum ona. ama doğum gününde yazacağım. bak bak beni unutmamış olsun ya da bunlara rağmen bu kadar süre konuşmamamıza rağmen beklemiş desin.

ben her ne olursa olsun onu iyi hatırlamak istiyorum.

o gay chat sitesinde her online olduğunda içim acıyor. birileriyle konuştuğunu bilmek falan ne bileyim insanın içi yanıyor. uzun bir depresyon sürecinden sonra şuan daha iyiyim ama konuşması geçtiğinde ya da herhangi bir şarkı dinlediğimde *genelde tümünde* aklıma hep o geliyor yani. bu histen midir bilemiyorum ama sanki baktığım veya dinlediğim her şeyde aklıma o geliyor.

aklımdasın mr kibar
o gün gelecek ve pişman olacaksın.
çünkü seni kimse benim gibi sevmeyecek.

yazıyı bir sezen parçasıyla kapatmak istiyorum.


29 Nisan 2017 Cumartesi

SANIRIM HAYATIMIN AŞKINI BULDUM

herkese merhaba!!

ne kadar uzun oldu ve ne kadar çok yazmayı özledim. duygulandım vallahi.

bugün size çok ani bir kararla hayatımı nasıl yönlendirdiğimi anlatıcam...

o arkadaş sitelerinin ne bok olduğunu bilen bilir. sapığı, o küçük dağları ben yarattım egosu olanlar dolu aradan bir kaçı sıyrılır.

ben neredeyse bir yıldır bu çocuğu o gey mecralarında görüyordum. ama yazmaya cesaretim hiç olmadı yok bu çocuk yakışıklı hayatta bana cevap vermez falan diye. ama kafamdaydı hep bir gün bu çocuğa yazacaktım. yani bugün değil sonra diye diye bir yılı geçirdim ama cesaret edemedim. o o kadar muhteşemdi ki kendime yakıştıramadım herhalde... o kim dediğinizi duyar gibiyim... mr kibar

ona bu takma adı takmama sebebiyet veren huyu.

şimdi ben bir cesaret ile yazdım ama tabii içim içimi yiyo parmaklarımda yemekten et kalmadı ''Merhaba'' yazdım. daha sonra 'nasılsın? seni uzun zamandır görüyorum ama yazamamıştım.' diye ekledim. cevap geldi. kalbim durdu o an sanki tüm insanlık kurtulmuş ya da dünyada istediğim her şey gerçek olmuş gibi hissettim. kalbimin ritmisi size anlatamam ayakta duramıyor, bacaklarım tir tir titriyordu. yüzümde de ddeğişik bir gülümseme var. aşk gülüşü. o sitede alışık olmadık bir güzellik zaten. kendini nasıl da belli ediyor o burnunu kemirdiğim.

bir insanın her şeyi muhteşem olamazdı falan ama o öyle yani neyse konuma dönelim...

ben nasılsın falan diyince o da arkadaşlarıyla bir bardaymış. cevap verince ben tabii krizlerdeyim bilinç git-gel yapıyor. biraz heyecanı kaçırınca geç de olsa girdim hemen 'kusura bakma geç cevap verdim cevap vermeni beklemiyordum yazdım. o da hemen 'uymaz ama neden cevap vermiyim abi' dedi yani abi demese de olurdu ama neyse. bende insanlar egolu falan diye bir konuşma yaptım. buraya iyi niyetli insanlar birileriyle konuşmaya da giriyor diyip içimdeki duyguları anlamasını sağladım. ama 'ben öyle değilim ama :/' yazdı. asla bende geri adım yok yazmaya devam. 'olsun :( sonuçta bir life goal'ım gerçekleşti' dedim ve beklediğimden büyük bir tepki verdi 'OMG teşekkür ederim senin life goal'ın bana yazmak mıydı' burada kayış koptu. dedim kız Berry. hadi. yaparsın.

biraz yardırdım flörtleştim, güldürdüm çünkü neden erkekler kendini güldürenlerden hoşlanır. ben yine 'bana yazmana hala inanamıyorum.s.s.s' falan derken 'abi ne olucak kahve de içeriz yani' dedi ilk resmi teklifi aldım. biraz daha espriler kahkahalar havada uçuştuktan sonra adını sordum doğru tahmin ettiğimi ve başak burcu olduğunu düşündüğümü söyledim.

doğru tahmin etmişim 'evet de nasıl?' dedi biraz açıklama yaptım hafif konuştuk ama arkadaş şuan barlarda arkadaşlarıyla...

hayallerimde ki gibi çok kibr ve mütevazıydı. iyi birini seçmişim.

bu gece ona uzun bir mesaj yazacağım. birlikte olmak konusunda. bakalım neler olacak sizi yine bilgilendireceğim iyi yönde ilerleyen şeyler olursa <3



2 Şubat 2017 Perşembe

İnsanlığa Bir Mektup; Bir LGBT bireyinin gözünden

Bu yazıyı yazmayı düşünüyordum ama bir türlü kendimde bunu yazacak psikolojiyi bulamadım ama bu sefer yazacağım! Psikolojimi bunu yazmaya iten şey şu video.

İnsanların bir kısmı 'Homofobik' diye isimlendirdiğimiz kısım, bizleri insandan saymayan ve sadece tek bir cinsel yönelim olduğunu savunan insanlar. Şu ana kadar saygılı bir homofobik yorum bile okumadım. Küfürler, ölüm tehditleri, ve hatta ölümler. Hande Kader ve sayısız Trans bireyin ölüm haberleri. Onlar bize sadece nefretle bakıyor peki neden?

Ben size ne yaptım? Belki hiç konuşmamız bile olmadı ama bir yerlerde beni gördüğünüzde neden 'ibne' dediniz? Hiç tanışıklığıız olmadığı halde neden ona vurdunuz? Neden saldırdınız arkadaşıma? Böyle videolara denk geldiğimde aklımdaki soru şu oluyor; ''Benim de sonum bu mu olacak?'' korkuyla yaşamak nedir hiç bilmiyorsunuz çünkü siz kabul gören bir cinsel yönelime sahiptiniz. İnsanlar tarafından tek doğru olarak kabul edilen.

Ama biz vardık. Ama sizin bizi görmezden gelişiniz, aşağılamanız ya da bizi görünce alay geçmeniz, gülmeniz ya da çocuklarınıza aşıladığınız şeyler yüzünden okulda sözsel tacize uğradık. Evet belki bunlardan daha büyük problemler vardı ama ne kadar incittiğini hiç düşündünüz mü?

Ya da dünyada en değer verdiğimiz kuşkusuz ailenizdir. Ailenizin size sırtını çevirdiğini bir daha hiç konuşmadığınızı, sizden ölesiye nefret edeceğini düşünüdünüz mü hiç? Ben düşündüm. Hala düşünüyorum. Ergenlik dönemimdeyim ve ailem gey olduğumu öğrendiğinde verecekleri tepkiden korkuyorum. Ben belki hayatıma ailesiz devam edebilirim. Siz hiç böyle bir stres yaşamadınız değilmi? Ailenize heteroseksüel olduğunuzu açıklamak zorunda olmadınız.

En acı kısımlardan birine geliyoruz. Okulda aşık olduğumda, aşık olduğum çocuk bana bir şey yaptığında beni incittiğinde, sizler gibi anneme gidip anlatamıyorum. Onun yanında ağlayamıyorum. Sizi sevdiğiniz üzdüğünde ailenize anlatabilirsiniz. Ama ben anlatamıyorum. Baze geceler yatağımda ağlıyorum deli gibi. Hatta küçükken okullar yeni başladığında arkadaşlarımdan farklı olduğumu hissettiğimde yatağımda ağlardım. Neden ben 'farklıyım' Ya da Allah'a yalvarırdım ''Lütfen ben düzeleyim.'' diye çünkü benim ailemde de her Türk ailesinde ki gibi homofobik bir taraf var bu toplumdan geçen bir şey, topluma göre şekillenmişler ve bunu kötü bir şey olarak görmüşler.

Oysa ben, sizin gibi bir insanım. Sizin gibi aşık oluyorum, sevdiğim insanlar oluyor. Siz eşcinselliği aşk olacak bilmiyorsunuz ama aşık oluyoruz sizinle aynı seviyede. Ama biz bunları haketmiyoruz. Bir Trans birey gece saldırıya uğrayabiliyor, öldürülebiliyor. NEDEN?

Biz size bir şey yapmadığımız halde sadece sevgi ve dostluk çerçevesinde yaşamak isterken siz neden bize zarar veriyorsunuz?

Daha güzel, mutlu gelecekler için HOMOFOBİYİ DURDURUN!

-berry

🌃   || twitter: @berrygunluk || PR & İletişim: berrygunluk@gmail.com ||

25 Aralık 2016 Pazar

bir kaybedenden not

İlk defa belki içimi açacağım size, ilk defa bir derdimin ne kadar büyük olduğundan bahsedeceğim...


o'na

7/12/16

Okulun en acı yanı ne biliyor musun? Seninle yüz yüze gelmek. Beni engellemenin üzerinden ne kadar zaman, ne kadar saat geçti bilemiyorum ama... Şunun farkındayım; seni hala seviyorum ve unutamıyorum. Unutmayı istemedim mi? Çok! Ama olmuyor. Mükemmelliğin gözlerimi dolduruyor. Kaçıyorum senden, yüzleşmekten kaçıyorum. Ya bana bir şey söylersen, ben ne yaparım?

Özlemimi dindiremiyorum. Neden bilmiyorum, senin sınıfından birini gördüğümde kaçıyorum veya mutlu görünmeye çalışıyorum çünkü; bitch no.1 bana seni ima eden bir şeyler söyledi. ''özellikle sarışın erkekler.'' hala bilip bilmediğini bilmiyorum. Ama bana kötü davranma. Ben kötü bir şey yapmadım. Ben utanılacak bir şey yapmadım. Ama insanlar, asıl utanılacak şeyi senin yaptığını söylüyor.

Merak ediyorum, neden? Neden insan gibi gelip benimle konuşmadın? İnsan gibi en azından ''ben senin gibi değilim'' ya da ''ben erkeklerden hoşlanmıyorum.'' demek bu kadar zor olmamalı. Böyle deseydin üzülmez miydim? Yine üzülürdüm. Ama bundan daha az.

Seninle hayallerimizin gerçek olmayacağı gerçeği, geceleri hayal kurarken beni boğuyor. Boğazımdan sıkı sıkı tutup beni öldürüyor. Ben sana zarar mı verdim? Sen aslında kötü bir insanmışsın, öyle diyorlar. İyi biri olsan böyle yapmazmışsın. Haklılar, bir şey diyemiyorum üstüne.

Her neyse, bunları asıl yazma amacıma gelmek istiyorum. Gücümü topladım ve günlerdir giremediğim, tamamı senin fotoğraflarından oluşan albüme girdim. Ne kadar uzun olmuş yüzüne bakmayalı, hatlarına bakmayalı.

özlüyor insan.
diliyor tekrar gelmeni,
tüm hafızamı silip,
tekrar sevmek isterdim seni.
şimdi, bir kadeh biten aşkımıza.
son kez.

Ve biliyor musun? Hala fotoğraflarına bakarak gülümsüyorum.

hayatıma çok anlamlı bir harf ekledin ''a''
teşekkür ederim.
çok.



-berry x  *yazının devamı gelecek*


🌃   || twitter: @berrygunluk || PR & İletişim: berrygunluk@gmail.com ||

26 Aralık 2015 Cumartesi

Hayatım Arabesk Be!

Evet doğru okudunuz yani hayatım arabesk. Hafta sonu tiyatro ödevim için kitap okuyarak geçecek ve mutlu olamıyorum yani!

5 oyun okuyacağım yani beş. Ben o beş oyunları daha seçememişken, okunacak bitirilecek özetlenecek falanlanacak filanlanacak!

Hayat zor yani. Zorluklarla geçiyor. Bu ara tam yirmi dört saat bile sürmeyen bir ilişkiye imza attım. Yani nasıl diyeyim buna ilişki denemez aslında. Nasıl diyeyim. Sadece iki kuyruk sallıyayım dedim çocuk başladı hayatımız bir olacak da, sen sadece bana aitsin de, Kırmızı bey kimmiş de, artık o varmış da bilmemne. Bir anda tapulu malı yaptı beni! BEN BUNLARA GELEMEM AMA!

Yani vıcık vıcık aşka ve bir anda gelen aşırı sahiplenecek insanları sevmiyorum yani anlatamıyorum. Aşk olacak ama vıcık vıcık ve tutucu olmayacak. Bu kadar yani halimizi anlayan ne az insan varmış be!

Sevgilisi olup kendini ''Ne güzel birbrimizi bulduk bak ahahahaha'' diyen kızlar iki gün sonra direk kavga etmeye başlıyor. Peki kavga nedeni ne? 'Ya sen beneğm nasağl son fotişimi layklamazsın yaağ' ağızlarına kürekle vurmak istiyorum o anlar. Salka erkeklerde salak! Kendilerine bir kız uğruna neler yapıyorlar. Hayır gay olduğum için kızlara falan düşman değilim hatta ama böyle kızlara ölüm yani ölüüüm! Katledesim geliyor öylelerini. Yani sevgililerini de görseniz bir yakışıklı bir yakışıklı anlatamam yani!

Bir de şey var; Mesela geçenlerde Barbie, Balinde, Tutu ve ben buluştuk bir yerlere gitmeye karar verdik. Yakışıklıo bir çocuk gördük kıkırdaşmalar ''ay şu çocuk ah allahım ölüceem'' demelerimiz falan eşliğinde sohbet ederken sevgilisi ve iki-üç kız daha geliverdi içeri. Bizim çocuğa baktığımızı mı anladı ne yaptı bilemem artık gözümüz istemsizce o tarafa kayıyor. Artık çocuk için değil kızın kepazeliğinden yani öyle bir şey.

Bizim gözümüz ne kadar kaysa kafasını çocuğa dayamalar, ellemeler, öpmeler. Masaya gidip ''bakmıyoruz artık kasma!'' diyesim geldi. Çocuk da garibim katlanıyor işte.

Bu aradaa konudan konuya geçiyor gibiyim ama öyle. Uzun zamandır burada dertleşmiyorum sizlerle. Kırmızı beyzade geldi ve benimle konuştu. Yani okulda tektim bende yalnız takılmıyayım bari şunlarla takılıyım dedim gittim. Kaloriferlere dayandık. Tesadüftür ki onlar da Kırmızı ile çok yakın arkadaşlar geldi kırmızı yanımıza onlarla biraz şakalaştı. Tam yanımda durdu. Sonra bana şöyle baktı. Nasıl kasılıyorum anlayamazsınız ve ben de anlatamam öyle bir kasılma.

Piercing ime baktı. ''Dostum neden böyle bir hata yaptın?''

Bende döndüm ah o gözlerin içine bakmak ne güzel bir duygudur. ''Canım istediği için.''

''Öpüşemeyeceksin, yani french kiss falan.'' dedi. Yani şöyle bir şeyler var sanki sen bana gel beni öp dedin de ben sanki ay piercing var öpemem şimdi demişim gibi. Ay sinirlendim yine bak aaaa!

Güzel atarlar. Yine bloga geri döndüm adı falan değişti grubnun fark ettiyseniz ehuehu.

-Berry X