platonik aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
platonik aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2020 Çarşamba

hobiler ve aşk meşk • karantina I

bugün evden dışarı adım atmayalı on yedinci günüm doluyor. onlarca yeni hobi edindim, onlarcasını tekrar bıraktım ya da beceremedim. -ama en azından denedim- bu sıralar tuttuğuma aşık olur bir duruma geldim. telefonumun her köşesinden erkek fotoğrafları fışkırır bir hale geldi. erkek gurmeliği diye bir hobiymiş bu, ben buldum.

başlarda bol bol kitap okumaya verdim kendimi sonra filmlere ve müziklere. şu an ise annemle yemek yapıyorum sürekli. aklımda yapılacak yüz binlerce şey var ama beceremediğim için elimde patlıyor genelde. ama sanatsal anlamda büyük bir açlığın içerisindeyim. müzik yapmaya çalışıyorum ve dijital olarak resimler çizmeye çalışıyorum kendimi çok yetenekli bulmasam da.

bu sıralar dünya müziği ile iç içeyim. bir sanatçıya şırıl şırıl aşık olduğumdan mı bilinmez ama mucizevi bir şekilde ibranice konuşmaya başlayabilirim her an. zaten oldum olası israilli beyleri her zaman gözdem olarak tutmuşumdur.

düşünüyorum da nasıl bir döneme denk geldik bilemiyorum gerçekten. bana çok değil beş - altı ay önce 'kimse evlerinden çıkmayacak okullar bile iptal olacak' deseler çok fazla gülerdim ama artık o kadar normal bir şey gibi geliyor ki bana. zaten evden çıkmayı çok sevmeyen biri olarak öyle zorlanmadım karantina sürecine adaptasyonda. ama yine de hiçbir şey umursamadan çıkıp gezmenin tadı bambaşkaymış... bugünlerin hemen geçmesini ve normal hayatımıza bir an önce dönmemizi umuyorum, çünkü hunger games gibi her gün tv başında 'acaba kaç kişi oldu?' diye beklemek canımı sıkmaya başladı. her gün rakamlar ikiye katlanıyor, bizim insanımız hala balık falan tutuyor.

yalnızlık da bir vurdu beni açıkçası. delirmeme ramak kaldı. kendimi -bahsettiğim israilli şarkıcı- mergui ile sevgili olmuş ve kendimizi izole etmişiz gibi hayaller kurmaya başladım. nasıl bir bilinç altım varsa her olaya karşı kendini ümitlendirecek bir detay bulmayı başarabiliyor. bir de daha dün gece gavin leatherwood'a karşı bir yükseliş yaşadım ama konumuz bu değil. sizlere biraz kendi aşk hayatımdan da söz etmek istiyorum.

ben okulda birine -hatta iki kişiye- çok fena düşmüşüm de haberim yokmuş. buna da dün karar verdim. ilki tam benim aradığım tip aslında. uzun boylu, fit görünümlü ve yakışıklı bir çocuk. derslerde genelde tam önümde oturuyor ve gözlerim bayram ediyor. hele erkeksi bir oturuşu var ki beni benden alan sizlere anlatmam mümkün değil... ona Romeo diye hitap edeceğim. çünkü yakışıklı, genç ve hayalimdeki romeonun siyah saçlı hali olduğundan olabilir. neyse tek problemi her hafta yanında farklı bir kız görüyor oluşum. zaten benim kaderim bu... insanlar keyfini sürerler ben de ancak uzaktan bakarım ya da 'aaa whatsapp profil fotoğrafını değiştirmiş' diye ağzımın sularını akıtırım.

diğeri daha serseri tipli bir çocuk. hal ve hareketlerini ilk aşkım olan Kırmızı'ya benzetiyorum açıkçası. hal ve hareketleri dediğim de mekandan mekana koşması falan muhtemelen. ama inanılmaz bir çekim hissediyorum ona karşı. okula karşı Romeo'dan daha ilgisiz biri ve bence iyileştirilmesi gereken yaralar olduğunu hissettiğim için ona karşı bir şeyler hissediyorum. -severim ben çünkü öyle şeyler- genelde kafamda bir hayal canlanırsa genelde bu çocuk oluyor. farklı bir havası var anlatılamaz yani. ona da Benvolio diyeceğim. onunla takılmak, gezmek, dolaşmak ve onu sevmek bambaşka olurdu diye düşünüyorum...

yanıp tutuştuysam devam ediyorum. bu aralar yine chat app'lerine sardım -çünkü bütün gün evdeyim ve yapacak başka hiç bir işim yok- orada da şans eseri sabaha karşı saat beş gibi birinin mesajını gördüm ve konuşmaya başladık. arayışımız aslında birebir ama beni ondan iten bir şeyler var. iki maddede inceleyebiliriz bunu aslında; bottom-vari tavırlar ve aseksüellik ihtimali. evet seks benim için ilişkide akla gelen ilk şey değil. elbette cinsellik de ilişkide çok önemli bir detay ama biriyle seks üzerinden sağlıklı bir ilişki kurulmayacağını düşünmekteyim. bana verdiği pozlardan falan çok bottom gibi geliyor ve ben maalesef iğrenç bir insan olduğum için 'errkek gibi errkek olmalı!' tezimden asla vazgeçmiyorum. hani öyle diğer insanlar gibi çok yakışıklı olsun, zengin olsun şeyim yok ama yanıma da yakışsın. sadece 'yokluk' diye bağıran bir ilişki de kurmak istemem doğrusu.

şimdi sizlere bol bol içimi döktükten sonra annemle birlikte yaptığımız -benim iğrenç yaptığım- sarmaları yemeye gidiyorum.
türk yemeği olan sarma @kimkardashian

berry xx

13 Şubat 2020 Perşembe

nişanlanmış

''hayatımda gerçekten hiç aşka bu kadar yakın olduğumu hissetmemiştim. bilemiyorum, belki de ben şu an kendi kendime gelin güvey oluyorum ama onun da boş olmadığını biliyorum.'' diye bahsetmişim Americano hakkında yazarken. o yazıdan bir kaç ay sonra ne yapacağımı bilemez bir halde durum güncellemesi yapıyorum. duygularımın arasında kayboldum adeta! 

mutsuz muyum yoksa içim kavruluyor mu bilmiyorum ama çok güçlü bir his yaşadığımı biliyorum. biraz başlara gideyim. bol bol konuşuyorduk onunla başlarda. inanılmaz iyi bir sohbetimiz vardı, kendimize ait bir mizah anlayışımız bile vardı. sonralarda bir şeyler bozulmaya başladı. aslında başladığı saniyeden itibaren sonunun ne olacağını biliyordum ama yine de beynimde dolaşan düşünceler beni daha çok bağlıyordu ona. texas'da yaşıyordu inanılmaz iyi bir ailesi vardı. aslında klasik latin kökenli bir amerikan ailesine sahipti. kardeşini beyzbol oyuncusuydu, annesinin bir güzellik salonu vardı ve aynı zamanda yoga-zumba takıntısı vardı. çok istemiştim o aileye girmeyi çünkü bana çok güzel geliyordu. kafamda oraya gittiğim hayaller geziyordu, ailesiyle birlikte olduğumuz anlar canlanıyordu. en ince detaylarıyla hemde. sonra aradan iki hafta geçtikten sonra telefonla konuşmalarımız kesildi. yazışmalarımız da. sürekli ortalıktan yok oluyordu ve engelleyip geri dönüyordu. ben kafamda tamamen bitirmiştim tabii ki! -o sıralar zaten Oidipus hayatıma girmişti diyebiliriz- ama çok üzülmüştüm. gerçekten ilk kez bir şeylerin rayında gittiğini hissetmiştim. o istanbul'a gelmeyi çok istiyordu ben de onun yanına gitmeyi. ama en sonunda tamamen engellendim. 

dün gece Chocolate'ın facebook'undan hesabına bakmak istedim ne yapıyor ediyor diye. gördükten sonra ne kadar içimin acıdığını anlatmamın ihtimali yok! nişanlanmıştı. hayatımda ilk kez bu kadar büyük bir tokat yemiştim. belki ilk kez hayatımda olan biri nişanlanıyordu ama buna kesinlikle hazır değildim. üstelik benim doğum günümde nişanlanmıştı. o girmek istediğim ailenin fertleri bunu beğenmiş ve yorumlarda mutluluktan uçuyorlardı. nişanlandığı çocuğun profiline girdim. annesi fotoğraflarını beğenmişti. aileye girmiş yani. hayallerini kurduğum aileyle. ben annesiyle zumba yaptığımız görüntüleri bile kafamda canlandırmıştım oysa! çok üzüldüm, yıkıldım açıklamak gerekirse. hazır değildim böyle bir şeyi görmeye. biz belki de çok güzel olabilirdik eğer aynı ülkede yaşasaydık. ama olmadı. ben her zaman olduğu gibi sırtıma biraz daha hüzünü yükleyip yoluma devam etmeye başladım. 

mutluluk dileyemiyorum. dilim varmıyor. buna isteyen bencillik desin ama ne kadar az konuşmuş olursak olalım ben ona karşı çok yoğun şeyler hissetmiştim. o da hissetmişti -belki de çok iyi bir yalancıydı- Chocolate dün farketti ki aslında ilişkileri iki bin on sekiz yılına kadar uzanıyormuş. muhtemelen araları bir süre kötüydü ve o sıralarda bana yazdı. ben onu ve beni istemeyen herkesi çok da güzel pişman edeceğim gelecekte, biliyorum. 

ben hiç bir şey yaşayamayacağım. istemeye istemeye bunu kabul etmeye başladım. yapayalnız göçüp gideceğim hiç sevilmeden. insanlardan farklı olarak şunu biliyorum ama ben sevilmeye layık birisiyim. ama seven kimse yok işte. umarım kaderim bu yazdıklarımı yanlış çıkartır ve çok da güzel severim gelecekte ama bu ülkede kaldığım sürece yaşayacağım hiç bir şey olmayacak. amerika'ya gittiğim gün başlayacak benim kaderim bunu çok iyi biliyorum. türkiye'de eşcinsel olarak aşkı bulmak çok güç bir şey. o siteler falan hepsi çöp! bomboş insanlarla dolu herkes duygularını bir kenara bırakmış, sadece bacaklarının arasına çalışıyor akılları. böyle bir şey yapamam ben aşık olmak için doğmuşum, sevmek için yaşıyorum. 

içim hala oldukça buruk. kırgınım. kabullenemiyorum da biraz. çünkü beni engellemiş olsa bile ailesinin hesaplarına arada sırada bakıyordum. meğer içimde gizli saklı 'keşke yazsa' diye bir çığlık yatıyormuş ama benim bundan haberim yokmuş. yine kaybettim. bilmem kaçıncı kez ve son da olmayacak. ama bana en çok yara veren şey olduğu kesin. bütün hayallerimi yine gömdüm kalbimin içine. artık dayanacak sabredecek güç bulmakta o kadar çok zorlanıyorum ki anlatmama imkan yok! yine kandırıldın işte! aptal! yine kandın! yine sen kaybettin! diye içim içimi yiyor...

ben çok bunaldım. hayatta belki de bir ilişkisi olsun diye en çok çabalayan insanım ama bir kez bile aşk gelip kapımı çalmadı henüz. çok yazık. en güzel yaşlarım geçiyor ama yalnız! bir süre bu olay yüzünden depresyondan çıkamam sanırım... yapacak bir şey yok... bu 'nişanlanma' olayına alışsam da iyi olur çünkü benim hayatım böyle gitmeye devam ederse ben bu hissi daha çooook yaşarım gibime geliyor.

berry x



14 Ocak 2018 Pazar

özlüyorum

yazmayı özlüyorum buralara ama yazacak bir şey yaşadın mı derseniz hayır. içimde sanki bir şeyler biriktiriyorum ama bu sayfayı açtığım anda gidiyor hepsi. aklımda onlarca fikir var ama iki kelimeyi bir araya getiremiyorum.

bol bol kitap okudum şu sıralar. özellikle stefan zweig'ın kitaplarına takmış durumdayım. o kadar mükemmel kitaplar yapmış ki, çoğu cümlesinde kendimi buluyorum sanki. ilk sayfalarda daha içine çekiyor beni. şu sözle başlıyor 'bilinmeyen bir kadının mektubu' ''sana, beni asla tanımamış olan sana'' aslında ne kadar beni anlatıyor bu cümle. aslında kafamın içinde onlarca düşünce var kırmızı'ya karşı. o bilmese de tanımasa da ben onu seviyorum. dört yıldır vazgeçemediğim tek şey. Ne kadar da doğru bir cümle. kafamda milyarlarca anımız var, ama kırmızı adımı biliyor mu? bilmem. belki. küçük bir ihtimal.

bir doğru cümle daha: ''senin her sozcüğün benim için bir incil ve dua yerine geçti.'' kırmızı kötü biri bunu biliyorum kalbimin, beynimin her köşesinde bunu biliyorum ama vazgeçemiyorum. her yolu denedim yüzüne dahi bakmadım bir süre ya da okulda görmedim ama olmadı yapamadım. yine bir yerden sesini duydum kalbim attı. yine. unutamadım onu. onu sevmek aslında her saniye olduğun yerde saymak gibi bir şey. hiç bir bok olmayacağını biliyorsun ama yinede vazgeçemiyorsun tıpkı öyle bir şey işte. tıpkı o söz gibi, onun ağzından çıkan her kelime kutsal oldu bana. ondan iğrenmem gerektiğini söylerken insanlar, ben onu kutsal gördüm. benim kutsalım oldu.

ve yakın zamanda anton çehov'dan martı'yı okudum tekrar. o kadar güzel bir kitap ki, karakterlerin düşünceleri o kadar özel ki. treplev ve nina'da kendimi buldum sanki. treplev'in düşünceleri beni çekti kendine. insanlardan farklı olmaya çalışması ama her seferinde bir engelle karşılaşması hatta annesinin bile yeni şeyler denemesini onaylamaması. tek aşkı nina olan sağdık biri. nina ise oyuncu olmak için her şeyi yapmaya hazır bir genç kız. oyun boyu onun yaptığı hataları ve çöküşü bana kendimi hatırlattı ben de öyleyim. hayallerime kimi zaman annem bile inanmıyor (tıpkı treplev'in annesi irina gibi.) ama ben, hayallerimin peşinden nina gibi gitmeye çalışıyorum. büyük bir hata ya da geri dönüşü olmayan bir şey olsa dahi.

ben özlüyorum çok kırmızı'yı. her gün aynı ortamda bulunup konuşamamak ya da bakamamak ne kadar acı bir şey. ya da ben ona taparken, onun adımı bilmemesi falan. son senem. ona dolu dolu bakmamın son senesi. bir kaç ay sonra tamamen hayatımdan çıkacak ve ben ne yapacağım gerçekten bilmiyorum. kanadı kopan bir martı gibi kalacağım sanki.

ya da belki, hayatımın bir yerinde hiç yaşanmamış bir şey olarak kalacak. hatırlamayacağım, anımsamayacağım. unuttuğum diğer şeylerin yanında sonsuza kadar kaybolacak bu duygularım ama benim tek gerçek aşkım bu hayatta. bir kez aşık oldum. ben 'aşk bir kezdir ikinci olmaz!' diyenlerden değilim. aşk gelir ve geçer sevgi kalır. ama ben kimseyi onun kadar seveceğime inanmıyorum. bilemiyorum sanki yolun başındayım ama, hissediyorum sanki. özleyeceğim onu. nasıl devam edecek hayatım bir kaç ay sonra?

sanki şuandan dört koca yılın kıymetini bilememişim gibi geliyor. d ö r t   k o c a   y ı l. unutmak istemiyorum. kaybetmek istemiyorum ama, sanki ellerimden uçuyor gibi.

romeo ve juliet'den bu konuya en uyan alıntıyla bitiriyorum yazımı. ''aramak boşuna, bulunmak istemeyeni.''

20 Mayıs 2017 Cumartesi

hayat beni zorladı bugün

klasik bir gün başlangıcı olarak stalk yaptım.

hayatımı mahveden bir gün oldu benim için daha başından.

ilk olarak mr kibar'ı stalkladım ve fark ettim ki fotoğraflarını beğenenler hep aktifler. acaba bottom mı? soruları zaten kafamı zedelerken böyle bir sonuçla karşılaştım. beni reddetmesinin sebebi de bu olabilir kafamdan bir soru işareti gitti. iyi mi oldu? hayır.

ikinci olarak kırmızı ve sevgilisi fotoğraf paylaşmış instastory'den. onu görmek ne kadar içimi acıttı biliyor musunuz? kızın saçlarını öpüyordu. ben üç yıl boyunca onun yanaklarını öpmeyi hayal ederken insanlar neler yaşıyorlar. aşık olacağınız kişi hiç farklı bir cinsiyetten hoşlanmadan bunu bilemeyeceksiniz sanırım. bu acıyı. bir erkek olarak, başka bir erkeğin beni seveceğini beklemek çok acıttı aslında üç yılımın çöpe gidişi falan.

sanırım bir depresyondan kurtulmuşken ikincisi geldi.
oysa, kırmızı'yı tekrar sevmek gibi planlarım vardı.

çünkü en olaysız geçen üç yılımdı. kırmızı'dan sonra yok efendim güneş beni her yerden engelledi, yok terk edildim, yok mr kibar reddetti.

dostlar, hak etmiyorlar. insanlar. sevilmeyi. hak. etmiyorlar.

25 Aralık 2016 Pazar

bir kaybedenden not

İlk defa belki içimi açacağım size, ilk defa bir derdimin ne kadar büyük olduğundan bahsedeceğim...


o'na

7/12/16

Okulun en acı yanı ne biliyor musun? Seninle yüz yüze gelmek. Beni engellemenin üzerinden ne kadar zaman, ne kadar saat geçti bilemiyorum ama... Şunun farkındayım; seni hala seviyorum ve unutamıyorum. Unutmayı istemedim mi? Çok! Ama olmuyor. Mükemmelliğin gözlerimi dolduruyor. Kaçıyorum senden, yüzleşmekten kaçıyorum. Ya bana bir şey söylersen, ben ne yaparım?

Özlemimi dindiremiyorum. Neden bilmiyorum, senin sınıfından birini gördüğümde kaçıyorum veya mutlu görünmeye çalışıyorum çünkü; bitch no.1 bana seni ima eden bir şeyler söyledi. ''özellikle sarışın erkekler.'' hala bilip bilmediğini bilmiyorum. Ama bana kötü davranma. Ben kötü bir şey yapmadım. Ben utanılacak bir şey yapmadım. Ama insanlar, asıl utanılacak şeyi senin yaptığını söylüyor.

Merak ediyorum, neden? Neden insan gibi gelip benimle konuşmadın? İnsan gibi en azından ''ben senin gibi değilim'' ya da ''ben erkeklerden hoşlanmıyorum.'' demek bu kadar zor olmamalı. Böyle deseydin üzülmez miydim? Yine üzülürdüm. Ama bundan daha az.

Seninle hayallerimizin gerçek olmayacağı gerçeği, geceleri hayal kurarken beni boğuyor. Boğazımdan sıkı sıkı tutup beni öldürüyor. Ben sana zarar mı verdim? Sen aslında kötü bir insanmışsın, öyle diyorlar. İyi biri olsan böyle yapmazmışsın. Haklılar, bir şey diyemiyorum üstüne.

Her neyse, bunları asıl yazma amacıma gelmek istiyorum. Gücümü topladım ve günlerdir giremediğim, tamamı senin fotoğraflarından oluşan albüme girdim. Ne kadar uzun olmuş yüzüne bakmayalı, hatlarına bakmayalı.

özlüyor insan.
diliyor tekrar gelmeni,
tüm hafızamı silip,
tekrar sevmek isterdim seni.
şimdi, bir kadeh biten aşkımıza.
son kez.

Ve biliyor musun? Hala fotoğraflarına bakarak gülümsüyorum.

hayatıma çok anlamlı bir harf ekledin ''a''
teşekkür ederim.
çok.



-berry x  *yazının devamı gelecek*


🌃   || twitter: @berrygunluk || PR & İletişim: berrygunluk@gmail.com ||