yazmayı özlüyorum buralara ama yazacak bir şey yaşadın mı derseniz hayır. içimde sanki bir şeyler biriktiriyorum ama bu sayfayı açtığım anda gidiyor hepsi. aklımda onlarca fikir var ama iki kelimeyi bir araya getiremiyorum.
bol bol kitap okudum şu sıralar. özellikle stefan zweig'ın kitaplarına takmış durumdayım. o kadar mükemmel kitaplar yapmış ki, çoğu cümlesinde kendimi buluyorum sanki. ilk sayfalarda daha içine çekiyor beni. şu sözle başlıyor 'bilinmeyen bir kadının mektubu' ''sana, beni asla tanımamış olan sana'' aslında ne kadar beni anlatıyor bu cümle. aslında kafamın içinde onlarca düşünce var kırmızı'ya karşı. o bilmese de tanımasa da ben onu seviyorum. dört yıldır vazgeçemediğim tek şey. Ne kadar da doğru bir cümle. kafamda milyarlarca anımız var, ama kırmızı adımı biliyor mu? bilmem. belki. küçük bir ihtimal.
bir doğru cümle daha: ''senin her sozcüğün benim için bir incil ve dua yerine geçti.'' kırmızı kötü biri bunu biliyorum kalbimin, beynimin her köşesinde bunu biliyorum ama vazgeçemiyorum. her yolu denedim yüzüne dahi bakmadım bir süre ya da okulda görmedim ama olmadı yapamadım. yine bir yerden sesini duydum kalbim attı. yine. unutamadım onu. onu sevmek aslında her saniye olduğun yerde saymak gibi bir şey. hiç bir bok olmayacağını biliyorsun ama yinede vazgeçemiyorsun tıpkı öyle bir şey işte. tıpkı o söz gibi, onun ağzından çıkan her kelime kutsal oldu bana. ondan iğrenmem gerektiğini söylerken insanlar, ben onu kutsal gördüm. benim kutsalım oldu.
ve yakın zamanda anton çehov'dan martı'yı okudum tekrar. o kadar güzel bir kitap ki, karakterlerin düşünceleri o kadar özel ki. treplev ve nina'da kendimi buldum sanki. treplev'in düşünceleri beni çekti kendine. insanlardan farklı olmaya çalışması ama her seferinde bir engelle karşılaşması hatta annesinin bile yeni şeyler denemesini onaylamaması. tek aşkı nina olan sağdık biri. nina ise oyuncu olmak için her şeyi yapmaya hazır bir genç kız. oyun boyu onun yaptığı hataları ve çöküşü bana kendimi hatırlattı ben de öyleyim. hayallerime kimi zaman annem bile inanmıyor (tıpkı treplev'in annesi irina gibi.) ama ben, hayallerimin peşinden nina gibi gitmeye çalışıyorum. büyük bir hata ya da geri dönüşü olmayan bir şey olsa dahi.
ben özlüyorum çok kırmızı'yı. her gün aynı ortamda bulunup konuşamamak ya da bakamamak ne kadar acı bir şey. ya da ben ona taparken, onun adımı bilmemesi falan. son senem. ona dolu dolu bakmamın son senesi. bir kaç ay sonra tamamen hayatımdan çıkacak ve ben ne yapacağım gerçekten bilmiyorum. kanadı kopan bir martı gibi kalacağım sanki.
ya da belki, hayatımın bir yerinde hiç yaşanmamış bir şey olarak kalacak. hatırlamayacağım, anımsamayacağım. unuttuğum diğer şeylerin yanında sonsuza kadar kaybolacak bu duygularım ama benim tek gerçek aşkım bu hayatta. bir kez aşık oldum. ben 'aşk bir kezdir ikinci olmaz!' diyenlerden değilim. aşk gelir ve geçer sevgi kalır. ama ben kimseyi onun kadar seveceğime inanmıyorum. bilemiyorum sanki yolun başındayım ama, hissediyorum sanki. özleyeceğim onu. nasıl devam edecek hayatım bir kaç ay sonra?
sanki şuandan dört koca yılın kıymetini bilememişim gibi geliyor. d ö r t k o c a y ı l. unutmak istemiyorum. kaybetmek istemiyorum ama, sanki ellerimden uçuyor gibi.
romeo ve juliet'den bu konuya en uyan alıntıyla bitiriyorum yazımı. ''aramak boşuna, bulunmak istemeyeni.''
kırmızı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kırmızı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ocak 2018 Pazar
özlüyorum
Etiketler:
anton çehov,
aşk,
aşk yazıları,
depresyon,
eşcinsel aşk,
kırmızı,
lgbt,
martı,
özlüyorum,
platonik aşk,
romeo juliet,
sevgi,
sezen aksu,
stefan zweig,
şiir,
umutsuz aşk,
unut beni
29 Haziran 2017 Perşembe
sevgilim, iyi ki doğdun
bugün Kırmızı'nın doğum günü...
iyi ki doğdun ilk aşkım ve üç yılım...
hayatıma kattığın güzen günler için teşekkür ederim... belki hiç kavuşmadık, hiç gözlerine doyasıya bakamadım, hiç sarılmadım ama sen farklıydın.
ilk özlemim, ilk kalp çarpışım. bakışı, gülüğü farklı sevgilim
sevgilim, iyi ki doğdun, iyi ki sevmişim seni
iyi ki doğdun ilk aşkım ve üç yılım...
hayatıma kattığın güzen günler için teşekkür ederim... belki hiç kavuşmadık, hiç gözlerine doyasıya bakamadım, hiç sarılmadım ama sen farklıydın.
ilk özlemim, ilk kalp çarpışım. bakışı, gülüğü farklı sevgilim
sevgilim, iyi ki doğdun, iyi ki sevmişim seni
23 Temmuz 2016 Cumartesi
Çılgın Rüyalar?!
Herkese Merrrhaba!
Çok mutluyum çünkü az önce tekrar bilgisayarıma kavuştum. Yeniden rahat rahat sizlere içimi dökeceğim günler geri geldi. Açk konuşucam telefondan her ne kadar artık bilgisayar teknolojisine ulaşmış olsak da, bilgisayarın yerini tutmuyor. Gerçekten.
Şimdi. Sizlere başımdan henüz yeni geçen bir rüya hikayesinden bahsedeceğim.
İki gündür peş peşe rüyamda Kırmızı'yı görüyorum. Ama nasıl görmek onlara değinelim.
Önce dünden öncesine gidelim. Masumca uyuyordum. Sonra birden karanlık bir ortamda belirdim. Ooo yaşasın fantaziler nerede Christian Grey? diye etrafa bakınırken bizim sınıftan bir kaç kişiyi görünce Grey kalsın dedim içimden. Hayır yani insana rüyada bile rahat yok. Her neyse, konumuza dönüş yapalım.
Kırmızı geldi. Bende allahım nolur yanıma gelsin lütfen! diye yalvarırken yanıma geldi ve kolunu omzuma attı. Cennetteydim rüyada. Kalp krizi geçiriyorum ama bir yandan da sakin duruyorum. Oysa çocuk kolunu omzuna attı Berry daha ne sakin duruyosun atla üstüne işte! Neyse.
''Doğum günüme geliyorsun değil mi Berry?'' dedi önce bi WTF? oldum. Sonra bir düşündüm beni niye çağırıyo bir piçlik var hadi ama neyse dedim. İçime doğmuş rüya çünkü maalesef. Neyse, sonra efendim bir kaç küçük sözlü mğnakaşa ettik. Aslında ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Tam olarak kestiremiyorum ama çok romantik bir ortam olduğunu ve yatağa gidelim mi dese oda nerede? diyeceğim bir ruh halindeyim siz anlayın.
Sonra efendim bir baklar döndü ve birden bir Berry kafası olarak dedim ki ''Gitmem gerek.'' sonra o şaşkın ben ondan şaşkın böyle mal bir ruh halindeyim. Sonra işte bombayı patlatacak bir olay yaşandı. ''Keşke gitmesen, hep kalsan!''

Uyandım.
Hayata bir kaç büyük küfür savurduktan sonra bastıran kulak ağrımla eziyet çektim. Bu arada kulak ağrısı demişken gerçekten ben dünyada bu kadar büyük bir acı yaşamadım. O neydi bacım. Canımdan can çektiler. Acı, sadece acı. Kulak kendi kafasına göre acı çekiyor sadece. Arada bir doz arttırıp azaltıyor. Neyseki şimdi daha iyiyim.
Gelelim bu geceye. Yine masumca yattım. Ama aklımda o geceki rüya var. 'Kızaaam işarat bunlar!' modunda olan bir de beynim var. Sonra çok vakit geçmeden uykuya daldım.
Yanımda Tutu var, sonra biz bir evdeyiz. Site gibi bir yer havuz başında akıyoruz beraber. Sonra Kırmızı tam bir karanlık ruhuyla geliveriyor. Cool cool geliyor. Tutu bana kaş göz şekilleriyle Kırmızı'nın geldiğini anlatmaya başlıyor. Sonra biz eğlenirken bir bakmışız kanka olmuşuz biz.
Bayağı takılıyorduk. Sonra bir yatakta yan yana uzandığımızı hatılıyorum. Birbirimizi çekiyoduk. Telefonlarımızdan efsane şeyler oluyordu. Sonra işte bayağı sohbet ettiğimizi hatırlıyorum. Lanet olsun hatırlamadığım rüyalar.
Sonra bir arabada olduğumu ve gittiğimi hatırlıyorum.
Kırmızı'nın kendini hatırlatma çabasıydı. İso ile olabildiğince çok mutluyum. Harika gidiyor her şey ilişkimiz olsun sohbetlerimiz olsun. En önemlisi birbirimizi seviyoruz.
Kırmızı demişken, bir sevgili yapmıştı 30 haziran günü. Ona deniz kızı demişti. İşte ilk defa birine bunları hissediyorum falanlar filanlar. Ayrılmışlar. Nasıl öğrendiğimi de kısa bir şekilde şöyle izah
edeyim. Bu iki rüyaan sonra içime doğan hisle gidip instagramına baktım. Fotoğraflarını ve instagramda ki açıklamasındaki deniz kızı saçmalıklarını silmiş. Açıkçası mutlu oldum. Tamam sevgilim var, ama ben bulabileceğim ve beni hakedenin en iyisini buldum. Ben de onu hakediyorum. Ama o kız bunları haketmiyordu. O muhteşem biri ve kesinlikle en muhteşemini bulmalı. Lanet olsun onu hale önemsiyorum sanırım. Kimse ilkini unutamaz değil mi? Bunun kuralı budur. O benim ilk aşkımdı.
Herneyse. Çok kafa ütüledim sanırım. Sizleri seviyorum. Yeni yazılarda daha çok eğleneceğimiz dileği ile.
Bu arada twitter'dan beni takip etmeyi unutmayın çünkü gündelik olaylarım genelde orada oluyor! @BerryGunluk
Çok mutluyum çünkü az önce tekrar bilgisayarıma kavuştum. Yeniden rahat rahat sizlere içimi dökeceğim günler geri geldi. Açk konuşucam telefondan her ne kadar artık bilgisayar teknolojisine ulaşmış olsak da, bilgisayarın yerini tutmuyor. Gerçekten.
Şimdi. Sizlere başımdan henüz yeni geçen bir rüya hikayesinden bahsedeceğim.
İki gündür peş peşe rüyamda Kırmızı'yı görüyorum. Ama nasıl görmek onlara değinelim.
Önce dünden öncesine gidelim. Masumca uyuyordum. Sonra birden karanlık bir ortamda belirdim. Ooo yaşasın fantaziler nerede Christian Grey? diye etrafa bakınırken bizim sınıftan bir kaç kişiyi görünce Grey kalsın dedim içimden. Hayır yani insana rüyada bile rahat yok. Her neyse, konumuza dönüş yapalım.
Kırmızı geldi. Bende allahım nolur yanıma gelsin lütfen! diye yalvarırken yanıma geldi ve kolunu omzuma attı. Cennetteydim rüyada. Kalp krizi geçiriyorum ama bir yandan da sakin duruyorum. Oysa çocuk kolunu omzuna attı Berry daha ne sakin duruyosun atla üstüne işte! Neyse.
''Doğum günüme geliyorsun değil mi Berry?'' dedi önce bi WTF? oldum. Sonra bir düşündüm beni niye çağırıyo bir piçlik var hadi ama neyse dedim. İçime doğmuş rüya çünkü maalesef. Neyse, sonra efendim bir kaç küçük sözlü mğnakaşa ettik. Aslında ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Tam olarak kestiremiyorum ama çok romantik bir ortam olduğunu ve yatağa gidelim mi dese oda nerede? diyeceğim bir ruh halindeyim siz anlayın.
Sonra efendim bir baklar döndü ve birden bir Berry kafası olarak dedim ki ''Gitmem gerek.'' sonra o şaşkın ben ondan şaşkın böyle mal bir ruh halindeyim. Sonra işte bombayı patlatacak bir olay yaşandı. ''Keşke gitmesen, hep kalsan!''

Uyandım.
Hayata bir kaç büyük küfür savurduktan sonra bastıran kulak ağrımla eziyet çektim. Bu arada kulak ağrısı demişken gerçekten ben dünyada bu kadar büyük bir acı yaşamadım. O neydi bacım. Canımdan can çektiler. Acı, sadece acı. Kulak kendi kafasına göre acı çekiyor sadece. Arada bir doz arttırıp azaltıyor. Neyseki şimdi daha iyiyim.
Gelelim bu geceye. Yine masumca yattım. Ama aklımda o geceki rüya var. 'Kızaaam işarat bunlar!' modunda olan bir de beynim var. Sonra çok vakit geçmeden uykuya daldım.
Yanımda Tutu var, sonra biz bir evdeyiz. Site gibi bir yer havuz başında akıyoruz beraber. Sonra Kırmızı tam bir karanlık ruhuyla geliveriyor. Cool cool geliyor. Tutu bana kaş göz şekilleriyle Kırmızı'nın geldiğini anlatmaya başlıyor. Sonra biz eğlenirken bir bakmışız kanka olmuşuz biz.
Bayağı takılıyorduk. Sonra bir yatakta yan yana uzandığımızı hatılıyorum. Birbirimizi çekiyoduk. Telefonlarımızdan efsane şeyler oluyordu. Sonra işte bayağı sohbet ettiğimizi hatırlıyorum. Lanet olsun hatırlamadığım rüyalar.
Sonra bir arabada olduğumu ve gittiğimi hatırlıyorum.
Kırmızı'nın kendini hatırlatma çabasıydı. İso ile olabildiğince çok mutluyum. Harika gidiyor her şey ilişkimiz olsun sohbetlerimiz olsun. En önemlisi birbirimizi seviyoruz.
Kırmızı demişken, bir sevgili yapmıştı 30 haziran günü. Ona deniz kızı demişti. İşte ilk defa birine bunları hissediyorum falanlar filanlar. Ayrılmışlar. Nasıl öğrendiğimi de kısa bir şekilde şöyle izah
edeyim. Bu iki rüyaan sonra içime doğan hisle gidip instagramına baktım. Fotoğraflarını ve instagramda ki açıklamasındaki deniz kızı saçmalıklarını silmiş. Açıkçası mutlu oldum. Tamam sevgilim var, ama ben bulabileceğim ve beni hakedenin en iyisini buldum. Ben de onu hakediyorum. Ama o kız bunları haketmiyordu. O muhteşem biri ve kesinlikle en muhteşemini bulmalı. Lanet olsun onu hale önemsiyorum sanırım. Kimse ilkini unutamaz değil mi? Bunun kuralı budur. O benim ilk aşkımdı.
Herneyse. Çok kafa ütüledim sanırım. Sizleri seviyorum. Yeni yazılarda daha çok eğleneceğimiz dileği ile.
Bu arada twitter'dan beni takip etmeyi unutmayın çünkü gündelik olaylarım genelde orada oluyor! @BerryGunluk
30 Aralık 2015 Çarşamba
Kar Geldi, Hoş Geldi!
Herkese selam!
Bugün ne kadar güzel bir güne uyandık böyle. Güzel güzel karlar yağıyor. Elime kahve alıp camın karşısında kar izleyerek kahve içme modası yeniden gündeme gelecek. Yarın tüm sosyal medyada elinde okumadığı, kitaplığında duran herhangi bir kitabın bilmem kaçıncı sayfası yanında bakkaldan aldığı nescafe koltukta 'Bu da karda benden selfie olsuun!' manalı yazılar olacak. Altına da muhtemelen hiç okumadığı kitabın internetten bulduğu iki manalı satırı yazacak.
Fotoğraf çekildikten tahmini 0.12 saniye içinde kitap kapanacak ve instagrama atmak için filtre seçilecek. Bir anda kahve de gidecek. Twitter'da ise insanlar kahve, aşk sözleri, kar görüntüleri halay çekecek.
Ben ise her insanın yaptığı gibi elimde bilgisayarım, kambur durmaktan ağrımış belim, iki saattir yanımda duran içilmiş ve falının fotoğrafını çekmemi bekleyen bu türk kahvesi fincanı duruyor. Muhtemelen kaave falı uygulamasını yüklemeye üşeneceğim için onu asla kullanamayacağım.
Yani hiçbir zaman amerikan style dediğimiz o muhteşem manzaralı fotoğraflarımız ya da güzel giysilerle karın üstünde catwalk yaparak starbucks'a gidemeyeceğiz. Biz her zaman ölüm-kalım mücadelesi vereceğiz. Ayağımız kayacak, düşeceğiz. Salak çocukların oynadığı kar topu savaşından nasibini alıp güzel bir kar yiyeceksiniz. Muhtemelen okuldaysanız, arkadaşlarınız sırtınızdan aşağı kar bırakacak.
Yani Istanbul'da yaşayıp tumblr'cı modunda yaşamak zor. Yani teknik olarak zor. Bir gün içinde gördüğüm üç insandan beşi tumblr modunda. Arkadaşlar yapmayın. Nesi var şu tumblr'ın anlamıyorum. Herkes kitap okumayı seviyor kitap alıyor ama okumuyor. Ha okuyorum diyene içinden bir karakterin ikinci adını veya olayı sorun size cevap veremez.
Böyle insanlara katlanıyorum işte. Evde anneannem ve şuan yanımda uyuyan bir bebek var. Barbie ile de mesajlaşıyoruz. Hayat böyle. Yani Kırmızı bey'de Paris'e gitti eyfel'in tepesinden fotoğraflar atıyor ben hala buralarda sürünüyorum ya. Ama zevkli kısmı da şu; Hayatımı sizlere anlatırken eğleniyorum.
Hazır kar yağıyor. Annemin tanıdığım tanımadığım herkese anlattığı bir kar hikayem var anlatamam yani. Hayır anlamadığım kısımlardan insanlara ne mi demeliyim bilmiyorum. Herneyse günümüz şenlenir belki.
Şimdi küçük Berry bu günleri görse önce oturup ağlar sonra intihar eder. 'Ben böyle mi olucam bırakın öldüreyim kendimi!' der.
Masum Berry, camdan dışarı bakar, tabii o zamanlar da kar diz boyu falanmış. Sonra o zamanlar evimizde soba varmış. Ahh eski zamanlar demeden edemiyor insan! Neyse konudan şaşmadan devam edeyim. Annem de misafir çağırmış, bir yemek yapacakmış lor peyniri erisin diye sobanın yanına koymuş işte.
Sonra bende 'kay yaayoo!' diye çığırarak dans ediyomuşum. Annem içeri bir girmiş. Ben peyniri ufalayıp ufalayıp havaya atıp kar yapıyor diyormuşum. Yani yerler parke değil o zaman. Halıfleks. Annem beni nasıl aldığını bilememiş ordan. Temizle temizle bitmemiş.
Bu da böyle bir anım. Neyse daha fazla konuşmaya gerek yok sanırım. Güzelce herkese diss attım sanırım. Neyse hoşçakalın ve yılbaşında yazı yazamazsam bilinki içip sürtüyorumdur. Neyse şimdiden mutlu yıllar hepinize.
Kocaman Kalp - Berry X
Bugün ne kadar güzel bir güne uyandık böyle. Güzel güzel karlar yağıyor. Elime kahve alıp camın karşısında kar izleyerek kahve içme modası yeniden gündeme gelecek. Yarın tüm sosyal medyada elinde okumadığı, kitaplığında duran herhangi bir kitabın bilmem kaçıncı sayfası yanında bakkaldan aldığı nescafe koltukta 'Bu da karda benden selfie olsuun!' manalı yazılar olacak. Altına da muhtemelen hiç okumadığı kitabın internetten bulduğu iki manalı satırı yazacak.
Fotoğraf çekildikten tahmini 0.12 saniye içinde kitap kapanacak ve instagrama atmak için filtre seçilecek. Bir anda kahve de gidecek. Twitter'da ise insanlar kahve, aşk sözleri, kar görüntüleri halay çekecek.
Ben ise her insanın yaptığı gibi elimde bilgisayarım, kambur durmaktan ağrımış belim, iki saattir yanımda duran içilmiş ve falının fotoğrafını çekmemi bekleyen bu türk kahvesi fincanı duruyor. Muhtemelen kaave falı uygulamasını yüklemeye üşeneceğim için onu asla kullanamayacağım.
Yani hiçbir zaman amerikan style dediğimiz o muhteşem manzaralı fotoğraflarımız ya da güzel giysilerle karın üstünde catwalk yaparak starbucks'a gidemeyeceğiz. Biz her zaman ölüm-kalım mücadelesi vereceğiz. Ayağımız kayacak, düşeceğiz. Salak çocukların oynadığı kar topu savaşından nasibini alıp güzel bir kar yiyeceksiniz. Muhtemelen okuldaysanız, arkadaşlarınız sırtınızdan aşağı kar bırakacak.
Yani Istanbul'da yaşayıp tumblr'cı modunda yaşamak zor. Yani teknik olarak zor. Bir gün içinde gördüğüm üç insandan beşi tumblr modunda. Arkadaşlar yapmayın. Nesi var şu tumblr'ın anlamıyorum. Herkes kitap okumayı seviyor kitap alıyor ama okumuyor. Ha okuyorum diyene içinden bir karakterin ikinci adını veya olayı sorun size cevap veremez.
Böyle insanlara katlanıyorum işte. Evde anneannem ve şuan yanımda uyuyan bir bebek var. Barbie ile de mesajlaşıyoruz. Hayat böyle. Yani Kırmızı bey'de Paris'e gitti eyfel'in tepesinden fotoğraflar atıyor ben hala buralarda sürünüyorum ya. Ama zevkli kısmı da şu; Hayatımı sizlere anlatırken eğleniyorum.
Hazır kar yağıyor. Annemin tanıdığım tanımadığım herkese anlattığı bir kar hikayem var anlatamam yani. Hayır anlamadığım kısımlardan insanlara ne mi demeliyim bilmiyorum. Herneyse günümüz şenlenir belki.
Şimdi küçük Berry bu günleri görse önce oturup ağlar sonra intihar eder. 'Ben böyle mi olucam bırakın öldüreyim kendimi!' der.
Masum Berry, camdan dışarı bakar, tabii o zamanlar da kar diz boyu falanmış. Sonra o zamanlar evimizde soba varmış. Ahh eski zamanlar demeden edemiyor insan! Neyse konudan şaşmadan devam edeyim. Annem de misafir çağırmış, bir yemek yapacakmış lor peyniri erisin diye sobanın yanına koymuş işte.
Sonra bende 'kay yaayoo!' diye çığırarak dans ediyomuşum. Annem içeri bir girmiş. Ben peyniri ufalayıp ufalayıp havaya atıp kar yapıyor diyormuşum. Yani yerler parke değil o zaman. Halıfleks. Annem beni nasıl aldığını bilememiş ordan. Temizle temizle bitmemiş.
Bu da böyle bir anım. Neyse daha fazla konuşmaya gerek yok sanırım. Güzelce herkese diss attım sanırım. Neyse hoşçakalın ve yılbaşında yazı yazamazsam bilinki içip sürtüyorumdur. Neyse şimdiden mutlu yıllar hepinize.
Kocaman Kalp - Berry X
26 Aralık 2015 Cumartesi
Hayatım Arabesk Be!
Evet doğru okudunuz yani hayatım arabesk. Hafta sonu tiyatro ödevim için kitap okuyarak geçecek ve mutlu olamıyorum yani!
5 oyun okuyacağım yani beş. Ben o beş oyunları daha seçememişken, okunacak bitirilecek özetlenecek falanlanacak filanlanacak!
Hayat zor yani. Zorluklarla geçiyor. Bu ara tam yirmi dört saat bile sürmeyen bir ilişkiye imza attım. Yani nasıl diyeyim buna ilişki denemez aslında. Nasıl diyeyim. Sadece iki kuyruk sallıyayım dedim çocuk başladı hayatımız bir olacak da, sen sadece bana aitsin de, Kırmızı bey kimmiş de, artık o varmış da bilmemne. Bir anda tapulu malı yaptı beni! BEN BUNLARA GELEMEM AMA!
Yani vıcık vıcık aşka ve bir anda gelen aşırı sahiplenecek insanları sevmiyorum yani anlatamıyorum. Aşk olacak ama vıcık vıcık ve tutucu olmayacak. Bu kadar yani halimizi anlayan ne az insan varmış be!
Sevgilisi olup kendini ''Ne güzel birbrimizi bulduk bak ahahahaha'' diyen kızlar iki gün sonra direk kavga etmeye başlıyor. Peki kavga nedeni ne? 'Ya sen beneğm nasağl son fotişimi layklamazsın yaağ' ağızlarına kürekle vurmak istiyorum o anlar. Salka erkeklerde salak! Kendilerine bir kız uğruna neler yapıyorlar. Hayır gay olduğum için kızlara falan düşman değilim hatta ama böyle kızlara ölüm yani ölüüüm! Katledesim geliyor öylelerini. Yani sevgililerini de görseniz bir yakışıklı bir yakışıklı anlatamam yani!
Bir de şey var; Mesela geçenlerde Barbie, Balinde, Tutu ve ben buluştuk bir yerlere gitmeye karar verdik. Yakışıklıo bir çocuk gördük kıkırdaşmalar ''ay şu çocuk ah allahım ölüceem'' demelerimiz falan eşliğinde sohbet ederken sevgilisi ve iki-üç kız daha geliverdi içeri. Bizim çocuğa baktığımızı mı anladı ne yaptı bilemem artık gözümüz istemsizce o tarafa kayıyor. Artık çocuk için değil kızın kepazeliğinden yani öyle bir şey.
Bizim gözümüz ne kadar kaysa kafasını çocuğa dayamalar, ellemeler, öpmeler. Masaya gidip ''bakmıyoruz artık kasma!'' diyesim geldi. Çocuk da garibim katlanıyor işte.
Bu aradaa konudan konuya geçiyor gibiyim ama öyle. Uzun zamandır burada dertleşmiyorum sizlerle. Kırmızı beyzade geldi ve benimle konuştu. Yani okulda tektim bende yalnız takılmıyayım bari şunlarla takılıyım dedim gittim. Kaloriferlere dayandık. Tesadüftür ki onlar da Kırmızı ile çok yakın arkadaşlar geldi kırmızı yanımıza onlarla biraz şakalaştı. Tam yanımda durdu. Sonra bana şöyle baktı. Nasıl kasılıyorum anlayamazsınız ve ben de anlatamam öyle bir kasılma.
Piercing ime baktı. ''Dostum neden böyle bir hata yaptın?''
Bende döndüm ah o gözlerin içine bakmak ne güzel bir duygudur. ''Canım istediği için.''
''Öpüşemeyeceksin, yani french kiss falan.'' dedi. Yani şöyle bir şeyler var sanki sen bana gel beni öp dedin de ben sanki ay piercing var öpemem şimdi demişim gibi. Ay sinirlendim yine bak aaaa!
Güzel atarlar. Yine bloga geri döndüm adı falan değişti grubnun fark ettiyseniz ehuehu.
-Berry X
5 oyun okuyacağım yani beş. Ben o beş oyunları daha seçememişken, okunacak bitirilecek özetlenecek falanlanacak filanlanacak!
Hayat zor yani. Zorluklarla geçiyor. Bu ara tam yirmi dört saat bile sürmeyen bir ilişkiye imza attım. Yani nasıl diyeyim buna ilişki denemez aslında. Nasıl diyeyim. Sadece iki kuyruk sallıyayım dedim çocuk başladı hayatımız bir olacak da, sen sadece bana aitsin de, Kırmızı bey kimmiş de, artık o varmış da bilmemne. Bir anda tapulu malı yaptı beni! BEN BUNLARA GELEMEM AMA!
Yani vıcık vıcık aşka ve bir anda gelen aşırı sahiplenecek insanları sevmiyorum yani anlatamıyorum. Aşk olacak ama vıcık vıcık ve tutucu olmayacak. Bu kadar yani halimizi anlayan ne az insan varmış be!
Sevgilisi olup kendini ''Ne güzel birbrimizi bulduk bak ahahahaha'' diyen kızlar iki gün sonra direk kavga etmeye başlıyor. Peki kavga nedeni ne? 'Ya sen beneğm nasağl son fotişimi layklamazsın yaağ' ağızlarına kürekle vurmak istiyorum o anlar. Salka erkeklerde salak! Kendilerine bir kız uğruna neler yapıyorlar. Hayır gay olduğum için kızlara falan düşman değilim hatta ama böyle kızlara ölüm yani ölüüüm! Katledesim geliyor öylelerini. Yani sevgililerini de görseniz bir yakışıklı bir yakışıklı anlatamam yani!
Bir de şey var; Mesela geçenlerde Barbie, Balinde, Tutu ve ben buluştuk bir yerlere gitmeye karar verdik. Yakışıklıo bir çocuk gördük kıkırdaşmalar ''ay şu çocuk ah allahım ölüceem'' demelerimiz falan eşliğinde sohbet ederken sevgilisi ve iki-üç kız daha geliverdi içeri. Bizim çocuğa baktığımızı mı anladı ne yaptı bilemem artık gözümüz istemsizce o tarafa kayıyor. Artık çocuk için değil kızın kepazeliğinden yani öyle bir şey.
Bizim gözümüz ne kadar kaysa kafasını çocuğa dayamalar, ellemeler, öpmeler. Masaya gidip ''bakmıyoruz artık kasma!'' diyesim geldi. Çocuk da garibim katlanıyor işte.
Bu aradaa konudan konuya geçiyor gibiyim ama öyle. Uzun zamandır burada dertleşmiyorum sizlerle. Kırmızı beyzade geldi ve benimle konuştu. Yani okulda tektim bende yalnız takılmıyayım bari şunlarla takılıyım dedim gittim. Kaloriferlere dayandık. Tesadüftür ki onlar da Kırmızı ile çok yakın arkadaşlar geldi kırmızı yanımıza onlarla biraz şakalaştı. Tam yanımda durdu. Sonra bana şöyle baktı. Nasıl kasılıyorum anlayamazsınız ve ben de anlatamam öyle bir kasılma.
Piercing ime baktı. ''Dostum neden böyle bir hata yaptın?''
Bende döndüm ah o gözlerin içine bakmak ne güzel bir duygudur. ''Canım istediği için.''
''Öpüşemeyeceksin, yani french kiss falan.'' dedi. Yani şöyle bir şeyler var sanki sen bana gel beni öp dedin de ben sanki ay piercing var öpemem şimdi demişim gibi. Ay sinirlendim yine bak aaaa!
Güzel atarlar. Yine bloga geri döndüm adı falan değişti grubnun fark ettiyseniz ehuehu.
-Berry X
22 Ekim 2015 Perşembe
Biraz sohbet ve gıybet! (Uyarı: Fazla yakışıklı bulunmaktadır! Kalbi dayanmayan okumasın!)
Herkese selam. Bir kaç gündür yazı gelmiyor. Ama ne yaşıyorum da anlatacağım öyle değil mi? Boş muhabbeti yazarken bile sıkılıyorum. Bazen yazıyorum ve yayınlamak istemiyorum.
Depresyona resmi olarak girdim. Kitap karakterleriyle aşk yaşıyorum. İnstagram'da dolaşırken arada bir anasayfamda gördüğüm taş mankenlere falan asılıyorum. Okula gidesim bile olmuyor. Sabah daha kalkmadan stalk yapıyorum. Artık rüyamda bile stalk yapıyorum! Bu kadar ilerledim ve leval atladım sanırsam.
Bu arada 600 okunmayı geçmişiz. Bin okunmaya gidiyoruz neredeyse. Bunu da yazının kıyısına köşesine ekliyim. Farkında oldum da akşama kadar Kırmızı'yı düşünüyorum. Elimde kitap okurken bile 'Aaa! Ne kadar Kırmızı'ya özeniyo pis yazar ığğğ!' diye çemkiriyorum romanlara. Sonra yeni müzikler keşfediyorum tıpkı biz gibi oluyor.
Yani diğer kestiklerime bakıyorum hepsini toplasak bir Kırmızı etmeyecek sonuçlar alıyorum. Evet hepsi yakışıklı yani. Ama benim gözümde bir o etmiyor. Yani burada aşk hayatımdan çok biraz gıybet etmek istiyorum. Blog uyarılarında 'Artık yanacaksın Berry! Sus' çıkacak diye korkmaya başladım.
Bir arkadaşım var. Habire kendi sevgilisini övüp duruyor. Dünyaca ünlü ve yakışıklılıklarıyla bizim kalbimize adlarını yazdırmış ünlülerin fotoğraflarını atıyorum. Aldığım cevaplar genellikle rutin şeyler oluyor. ''Iyy! İğrenç. Buna mı bakıyorsun? Beni sevgilim daha yakışıklı tamam mı?' Kırmızı'yı da küçümsüyor bir gün gerçekten büyük bir patlama geçireceğim ramak kaldı.
Lucky Blue Smith diye dünyaya yakışıklılığıyla ün salmış. Ve tabii ki benimde yüreğimi hoplatan bir beyefendi var. Yani yaşı yaşıma yakın. Ne biliyim kesip duruyorum. Tatlı da bir bey. Ona da çirkin dedi. Evet anlarım belki zevksizsindir ama bu kadar olma be dostum! Alta fotosunu ekliyorum.
Depresyona resmi olarak girdim. Kitap karakterleriyle aşk yaşıyorum. İnstagram'da dolaşırken arada bir anasayfamda gördüğüm taş mankenlere falan asılıyorum. Okula gidesim bile olmuyor. Sabah daha kalkmadan stalk yapıyorum. Artık rüyamda bile stalk yapıyorum! Bu kadar ilerledim ve leval atladım sanırsam.
Bu arada 600 okunmayı geçmişiz. Bin okunmaya gidiyoruz neredeyse. Bunu da yazının kıyısına köşesine ekliyim. Farkında oldum da akşama kadar Kırmızı'yı düşünüyorum. Elimde kitap okurken bile 'Aaa! Ne kadar Kırmızı'ya özeniyo pis yazar ığğğ!' diye çemkiriyorum romanlara. Sonra yeni müzikler keşfediyorum tıpkı biz gibi oluyor.
Yani diğer kestiklerime bakıyorum hepsini toplasak bir Kırmızı etmeyecek sonuçlar alıyorum. Evet hepsi yakışıklı yani. Ama benim gözümde bir o etmiyor. Yani burada aşk hayatımdan çok biraz gıybet etmek istiyorum. Blog uyarılarında 'Artık yanacaksın Berry! Sus' çıkacak diye korkmaya başladım.
Bir arkadaşım var. Habire kendi sevgilisini övüp duruyor. Dünyaca ünlü ve yakışıklılıklarıyla bizim kalbimize adlarını yazdırmış ünlülerin fotoğraflarını atıyorum. Aldığım cevaplar genellikle rutin şeyler oluyor. ''Iyy! İğrenç. Buna mı bakıyorsun? Beni sevgilim daha yakışıklı tamam mı?' Kırmızı'yı da küçümsüyor bir gün gerçekten büyük bir patlama geçireceğim ramak kaldı.
Lucky Blue Smith diye dünyaya yakışıklılığıyla ün salmış. Ve tabii ki benimde yüreğimi hoplatan bir beyefendi var. Yani yaşı yaşıma yakın. Ne biliyim kesip duruyorum. Tatlı da bir bey. Ona da çirkin dedi. Evet anlarım belki zevksizsindir ama bu kadar olma be dostum! Alta fotosunu ekliyorum.
Kendisi haremimin gözdelerinden olup, en beğendiğim modeller arasında ise birincidir. O platin sarısı saçlar. Maviş maviş parıldayan gözler ve gel beni ye manasında ki bakışları yok mu. 'Ahh seni çılgınn.' demek istiyorum ağzımı gere gere.
Vücut desen var, tip var ki ben tip konusunda hiç önemsemem. Tutu bazen dalga geçer hakkında. Tip göreceli bir kavram kime göre güzel kime göre değil çok saçma yani! Ben şahsen bu adam gel dese bir dakika durup da düşünmem. Gerekirse ülkeye kaçak giriş yaparım ama girerim arkadaşlar. Hiçç şeyyapmayın. Haremimden olan beyefendiler için bu tutumu sergiliyorum. Sorry!
Bir diğer haremimin gözdesi ünlüye geçiyoruz. Vini Uehara! Kesinlikle adını soyadını bir yerlerde duymuşsunuzdur. Onu keşfetmem tamamen rastlantı oldu. Kötü Çocuk kitabını okumayan veya duymayan yoktur. Taaa Wattpad'den beri okurum da keserim de onu! Ama benim için Meriç değil Vini dir o. O kara kaş kara göz! O biçim vücut! Daha ne ister insan ona bakarken öyle değil mi?
Brezilyalı olan haremimin bir diğer gözdesi, kalbimizin efendisi, yüreğimizin sevgilisi Vini'ciğimiz Allahımızın insanlığa 'Bu insansa bizim okuldakiler ne?' demek için yolladığı bir melektir!
Bu yazı içinde son olarak bahsedeceğim haremimin gözdeleri arasında bulunan Felix Bujo! Kendisini tesadüf eseri Instagram'da gezerken keşfettim. O mavi yakıcı gözler, o dudaklar, o vücut, o boy, o pos daha bir insan ne ister tanımına örnek olarak Tanrı insanlar arasına kaynaştırdı. Böylelerine insan demek garibime gitmiyor değil hani! Yani tabii ki benim için bir Kırmızı değil ama en azından gelecek nesil bunları görüp 'Off abeee bu nesilde yaşamak isterdieeem!' diyebilecek!
Yani bir inceleme yapın. Tabii ki sevdiğiniz beyefendi daha tatlıdır ama şu Felix'ciğime bakın. Şu karizma kelimesinin tanımına bakın. Ayna ayna söyle bana varmı daha güzeli dünyada diyen insanlara 'Evet!' cevabını verecek bir insandır Felix! Bir bakış attı kalbimi çaldı!
Bugünlük bu kadar taş görmek bünyeye zararlı arkadajlar! Yeter. Arada bir şu sohbet şeysini yapalım. Ben çok eğlendim hadi bakalım. Görüşürüzz bebitomlaar!!!
Twitter: @BerryGunluk
Ve efsanemiz MARILYN MONROE:
Etiketler:
aşk,
berry günlük,
çapkın,
dedikodu,
felix bujo,
gıybet,
günlük,
kırmızı,
lucky blue smith,
marilyn monroe,
platonik,
vini uehara,
yakışıklı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





