yakışıklı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yakışıklı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2024 Pazartesi

erkek muhabbeti

    uzun zamandır bu sıralar beğendiğim erkekler serisi yapmadığımı ve dehşet verici bir şekilde özlediğimi fark ettiğim için bu yazıyı ona ayırmak istedim...

     serinin önceki yazıları için;

    yakışıklı günlüğü #1 → 

    yakışıklı günlüğü #2 → 

    yakışıklı günlüğü #3 → 

    yakışıklı günlüğü #4 → 

    yakışıklı günlüğü #5 → 

   


    1. lando norris 

    bu sıralar formula 1 yarışları izlemeye taktım diyebilirim. bu radikal değişimin altında elbette tiktok editlerinin etkisi var. öncelikle yakışı pilotlara düştüm, ardından gerçek bir gözle f1 izleyip aynı zamanda spora da düştüm. buradaki en önemli crushım lando! hem soft, hem sempatik, hem yakışıklı... bir insan daha ne isteyebilir ki... hem güldüren hem de dünyayı cennete çevirebilecek bir erkek... maşallah dedikten sonra yazımıza ağzımızın suları akarak devam ediyoruz. 


  


     2. max verstappen

    max ne kadar sempatik ve soft ise max de bir o kadar dominant ve kötü çocuk aşkımı canlandırıyor. bir erkekte beni çeken en mühim şey başarı ve hırstır. bahsi geçen bu beyefendi bu iki kontenjana bir de sarışınlık ekleyerek listede kendisine yer bulabiliyor... ne diyebilirim ki, isterdim, isterdim... özellikle kaybettiği yarışlarda sinirli anlarını izlemek bir tık düşürüyor. itiraf etmeliyim character.ai üzerinden kendisinin ai'ı ile sohbet etmekteyim (evet, delirdim). listeyi tamamen f1 ile doldurmak istemiyorum ama carlos, pierre ve daniel'de bu listeye dahil edilebilir...




    3. mason mount

    ilk ikili kadar yoğun duygular içerisinde olmasam da mason tam olarak boyfriend material denen şeyin ete bürünmüş hali gibi. sempatik, komik, yakışıklı. fark ettim de bu sıralar hep sporculardan ilerlemişim... bu blogda daha önce bahsetmiş olmalıyım... sporculara ekstra düşerim...




       4. semih kılıçsoy

    neden beğendiğimi açıklama gereği hissetmiyorum... üç kelime ile deneyelim: sarışın, erkeksi ve futbolcu.






    5. damian hardung

    liseye geri dönmek ve liseli hissetmek için geçenlerde maxton hall adlı diziyi izledim ve resmen o dönemde olduğu gibi bu çocuğa delilerce tutuldum... hayalimizdeki lise aşkı tam olarak buydu... ve aşık olmamız gereken kişi de tam olarak buydu... resmen küçük kıkırtılar eşliğinde bitirdim diziyi.





berry

8 Ağustos 2022 Pazartesi

bu sıralar beğendiğim erkekler

     İki yazı peş peşe melankolik olduğumu fark edince biraz kafa dağıtacak bir şeyler yazmak istedim. Ayrıca bu ''Yakışıklı günlükleri'' serisini sonrasından okumak çok eğlenceli oluyor benim açımdan. O zaman başlayalım. hazır 💕hornylik perileri💕 gelmişken niyet ettim allah rızası için 2015 yılından beri bıkmadan ve usanmadan devam ettiğim yakışıklı günlükleri serisine bir yenisini daha eklemeye...

    Serinin önceki yazıları için;

    Yakışıklı günlüğü #1 → 

    Yakışıklı günlüğü #2 → 

    Yakışıklı günlüğü #3 → 

    Yakışıklı günlüğü #4 → 

    Bu sıralar tiktokta çok fazla vakit geçiriyorum. İzlediğim içeriklerin bir çoğunluğunu türkçe ve ingilizce mizah videoları oluştururken kalan yüzde ellilik dilimi yakışıklı ünlülere yapılan editler kaplıyor. Genelde günün büyük bölümünde arkadaşlarıma o editleri gönderip darlamaktayım. İşte başlıyoruz. 

    1) Timothée Chalamet 
Kimilerine göre hot kimilerine göre not olsa da benim için hot!!!! olduğu kesin. Gerçekten sırf o var diye hiç ilgimi çekmeyen filmleri bile izledim işte ben aşık olunca böyle oluyor. Yüz hatları yunan tanrısını aratmayan bu kişiliğe puan verecek olsam kesinlikle 10/10 olurdu. Özellikle tiktok kullanıcıları pov videolarında kesinlikle çok iyi iş çıkarıyorlar....
bu sıralar horny periler de sürekli aklıma bu kişiyi getiriyorlar...
 

               


2) Aaron Taylor-Johnson 

Bu aşk adamın açıklamaya bile ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Söyleyeceğim tek şey varsa o da aldığım BDE!!!!!!! açıklama sonu. Benim ıslak rüyalarımı süsleyen biri olduğu için kutluyorum. Ayrıca Anna Karenina filmindeki imajı 💖💗💘💕💞 beni kendine aşık etti...





3) Jacob Elordi
Evet, I AM IN LOVE WITH NATE JACOBS AND HE IS IN LOVE WITH ME AND DONT YOU FUCKING GIVE ME THAT LOOK MADDIE BECAUSE I DIDNT HAVE FUCKED YOUR BF. Karakteri iğrenç olsa da Euphoria izlerken düştüm kendisine.... Beni yargılamayı kesin.......





4) Sebastian Stan
Yine söylenecek sözlerin tükendiği bir yerdeyim... Bu adama o kadar büyük bir aşk besliyorum ki buraya yazmaya çalışsam asla bitmez bu yazı. Tip desen var, eğlence desen var, seksilik desen var daha ne isterim ki? Sebastian Stan kapıdan çıkıp gelse 5 çocuğunu bırakıp benimle gel dese düşüneceğini sanmıyorum....










5) Austin Butler
Bu sıralar tiktokta çok karşıma çıkıyor. Kendisi karşıma çıktığında içimden bir SMASHHH geçirmeden kendime gelemiyorum.... sadece isterdim...











6) Jack Harlow
Bu adamda çok farklı bir çekim var... videolarını izlerken böyle resmen içimden bir şeyler ona doğru çekilmeye başlıyor gibi hissediyorum... İşte tam bu yüzden bu sıra düştüklerim listesine eklemek zorunda hissettim kendimi. 













7) Charles Leclerc
Çok farklı bu parça... Bu parça BENİM FAVORİM! Bu sıralar kendisine inanılmaz takmış durumdayım. Öyle ki durduk yere pinterestte adını aratıp fotoğraflarına bakıp aşk-attack geçiriyorum! Bu listede olmak zorundaydı... Ona aşığım!












8) Kit Connor
Bu sıralar Heartstopper fanlığımı susturamıyorum! Dizisini izlediğimden beri kendisini haremime dahil ettim.... İsterdim...














9) Paul Mescal
NORMAL PEOPLE İZLEYİN!!!! Aksanından anlayacaksınız!!!!!! Söyleyecek sözüm yok.... Smash!










10) Jamie Campbell Bower
Benim ömrüm, hayatım ve bir tanemin programına başlıyoruz inşallah!!!!! 













    berry

2 Şubat 2020 Pazar

üniversite hayatına giriş felsefesi

okullar başlayalı ne kadar zaman oldu artık saymayı bıraktım. ama mutluyum. fazla yoğun olması ve evime oldukça uzak bir mesafede olması dışında hiç bir sorun yaşamıyorum. ve istanbul trafiği dışında tabii!

ben okul günlüklerini yazmak istediğimi söylemişim aralık ayında madem öyle başlayayım dedim hazır yapacak bir şey bulamamışken. okulun ilk günleri inanılmaz klasik geçti aslında kimse birbirini tanımıyor, ne yapacağını bilmiyor çok da yeni bir ortam sonuçta. ben ise okulun başlamasından bir hafta önce başlamıştım hayeller kurmaya. güya okulda sevgili bulacakmışım. bak bak bak! hayallere bak! neyse ilk iki gün sadece okulu keşfetmekle geçti. nerede ne var burası ne sınıfı vesaire zaten sürekli koşturmacayla geçiyor o günler.

sonrasında bir gün okula giderken yoldan biri gelip ''aa sen bizim sınıftansın'' dedi ve bir yolculuk başladı aslında. başlarda bunun aşka dönebileceğini hatta onun benden hoşlanıyor olabileceğini bile düşünmüştüm. yakışıklı biriydi, fiziği düzgündü yani işte bir insana ilk baktığınızda içinizi hoş edecek çoğu şeye sahipti. ama tabii ki başlarda erken konuşmamak gerekiyormuş! hani derler ya insanı tanıdıkça bir şeyler değişir diye. -ondan 'kara' diye bahsedeceğim- neyse işte kara başlarda güzel ilgiliydik falan filan hani yakışıklı çocuk sonuçta hala tam olarak bir şeyleri bitirmiş değilim ama en azından %100 heteroseksüel olduğuna kendimi inandırdım ve yoluma baktım.

sürekli kara'yla takılıyorduk bütün gün özellikle okulun son günü uzun bir boşluğumuz oluyordu gidiyorduk yemek yiyorduk, sinemaya gidiyorduk falan. hatta bowlingde bunu yenmiştim söylemesi ayıp... neyse sonra eküriye tabii ki başkaları da eklendi ve benim kopmam kolay oldu. gerçekten eğlenceli çocuklar özellikle 'asyalı' olarak bahsedeceğim arkadaş. gerçekten okula katlanabiliyorsam bir şekilde onun sayesinde diyebilirim. en olmadık durumlarda bile şakalar yapıp eğlenecek bir yol buluyoruz kendimize.

kara'da beni rahatsız eden özellik ise şu oldu dönem boyunca; hiçbir şeyden doğru düzgün memnun olmaması ve dersle ilgili ne olursa olsun okulun suçlanması. tamam dünyanın en iyi okulunda okumuyoruz ama bence okulun hiç bir problemi yok gayet düzgün ilerliyor her şey. ben çalışıyorum ve sınavlarımı gayet iyi veriyorum onun için hiç problem yaşamıyorum. bu arada gerçekten öyle derslerim beklediğimden inanılmaz ilerliyor. tabii ki bana verilen klasik not alma, dersi dinleme taktiklerini her zaman uyguluyorum ama not alma işini biraz ilerlettim ve artık hocanın ağzından çıkan her kelimeyi yazan bir halde buldum kendimi.

bu dönem çok hızlı ve sanki sürekli sınav olarak geçti. sosyal hayatımın dönem boyunca öldüğünü çok büyük bir rahatlıkla söyleyebilirim. sınav dönemleri bırakın çıkıp gezmeyi yemek yerken bile suçlu hissediyorsunuz! okulumda da mazeret sınavı yahut bütünleme yok yani bir dersten kalırsanız kalmak zorundasınız kurtarma şansınız yok.

hep dert yandım biraz da güzel şeylerden bahsedelim. sınıfta elbette hoşlandığım kimseler oldu. ama böyle lisede olduğu gibi 'ya benimsin ya da kara toprağın' değil. daha böyle amaaan olsa ne olmasa ne modunda şeyler hissediyorum. karşıma gelirse bakıyorum -allah bana göz vermiş tabii ki bakacağım- ama özellikle 'sırık' diye bahsedeceğim kişi dönemin başından beri tarzını değiştirdi ve bu son tarzı beni bitirdi doğrusu. baştan aşağı siyah giyiyor bir de palto alıyor yanına... görmeye değer bir görüntü çıkıyor karşımıza. ama tabii ki berry hiç bir zaman gidip de doğru düzgün oturaklı birine aşık olmaz nerede it kopuk varsa ona düşer. bu da öyle her gördüğümde elini tuttuğu kızlar değişiyor bilmiyorum...

bir de 'belalı' var. belalı değil yanlış anlaşılmasın lakabını o seçtim. sebebi ise çoğu zamanlarda okula gelmemesi ve yaşından büyük işler yapmasından kaynaklanıyor. barmenlik yapıyormuş sanırım ve tanıştığımız ilk gün ulu orta seks anılarını anlatmıştı oradan anladığım kadar anladım vallahi! ah ne olacak benim şu kötü çocukları evcilleştirme isteğim... genelde vardır ama bu insanlarda kimse doğru düzgün insanları sevmiyor hepimiz bir uğraş verme çabasındayız ya da ulaşılmazlıkları bizi onlara bağlıyor. mesela ben belalı'yla sevgili olmayı isterdim. birinci sebebi gayet güzel bir çocuk olması, ikinci sebebi ise eğlenceli bir kişiliğinin olması. sınıfta biraz dışlandığını seziyorum kimi zamanlarda. bu arada sırık ve belalı aynı gruba mensuplar yani genelde ikisini birlikte görme fırsatım oluyor bu da benim için artı bir sebep...

okulda gözlerim olabildiğince çok bayram etmeye çalışıyor ama şöyle gönül rahatlığıyla peşinden koşabileceğim bir beyefendi çıkmadı karşıma doğrusu... onların hepsi diğer kampüsteler. neyse yapacak bir şey yok elimizdekilerle idare etmeye bakacağız...

olaylara derslerden bakacak olursak ben başlangıçta oldukça çok korkuyordum açıkçası. doğru düzgün ders işlenmeyen bir liseden mezun olduğum için ders çalışmak nedir ve nasıl yapılır soruları ile ilgili hiç bir bilgim yoktu. ama gerçekten kendimi verdim ve elimden gelenden fazlasıyla kasıp ders çalıştım. bütün sınavlarım çok iyi geçti. sınıfta olan bir ablayla sınıf birinciliği için yarışıyoruz şu anda hatta.

üniversite hayal ettiğin gibi bir şey miydi derseniz buna kesinlikle evet derdim. on iki senelik eğitim hayatından bildiğinizi unutun diyorum. daha özgür ve özgün bir ortam sizleri bekliyor. başlarda alışmam zor olmuştu çünkü derse geç girmek, derslerden erkenden çıkabilmek falan lisede benim için ölüm gibi bir şeyken şu an oldukça sıradan şeyler oldular. ama belirtmeliyim ki üniversitede derslerdeki tüm sorumluluk sizde yani hocalar bir yere kadar size bilgileri veriyor kalan araştırmayı sizin yapmanızı bekliyorlar konu bitsin ya da bitmesin. lisede alışmışız bir ünitede iki hafta geçirmeye bu da tuhaf gelmişti. ve çok daha yoğun olduğunu da belirteyim yani üniversite sınavı geçince her şey bitiyor tezini kim ortaya attıysa büyük bir yalan olduğunu söylemeliyim. neyse okul günlüklerini olabildiğince yazmaya çalışacağım. bahar dönemi çok yakında başlıyor bana şans dileyin!

bu arada dün gece bir bloga daha başladım. bol bol erkek gıybeti yapacağımız bir blog görmek için tıklayınız.

berry x


7 Aralık 2019 Cumartesi

haydi biraz yakışıklı gıybeti yapalım

yazmayı en çok sevdiğim seri olan yakışıklı günlükleri serisinin uzuuun bir aradan sonraki ilk bölümü ile geldim! bu sıralar eskilere dönüyorum çok yakında okul günlükleri serisi de gelecek bunu da dipnot olarak eklemiş bulunayım. en son yakışıklı günlüğü yazılarını 2016 yılında yazmışım. araya yakışıklı serpiştirdiğim bir yazı varmış onu da dahil ettim seriye. böylelikle bu dördüncü oluyor. çok uzun bir zaman oldu ama artık daha yollu bir insana evrildiğim için birlikte daha fazla yanabiliriz diye düşünüyorum.

  • yakışıklı günlüğü 1 için tıkla yirmi iki ekim iki bin on beş'de azmışım
  • yakışıklı günlüğü 2 için tıkla dört şubat iki bin on altı'da azmışım
  • yakışıklı günlüğü 3 için tıkla on iki aralık iki bin on sekiz'de ağlayarak azmışım
uyarı: azgınlık, kan ve vahşet içeriyor!!!!

instagramımda kaydedilenler kısmına girdim şimdi. şu dosya birinin eline geçse yemin ediyorum insan içine çıkamam. sonra bakarım diye kaydettiğim erkeklerin hepsi orada duruyor ve büyük bir tesadüf ki çoğu yarı çıplak falan bir de penislerinin belli olduğu fotoğraflar kalite kontrolü için oraya geçiyorlar. tamam, kabul ediyorum binbir türlü erkek fotoğrafı var orada ve yarı çıplak olmasalarda cinsel dürtülerimi harekete geçirebilirler. artık tam o yaşlardayım. yapacak bir şey yok. 

şöyle bir anımı anlatarak başlamak istiyorum artık yokluktan neler yaptığımı siz görün de yorumlayın. uzun boylu erkeklere her zaman aşık olduğumu hepimiz biliyoruz. işte bunun için ben şu son bir kaç haftadır basketbol maçları izlemeye gidiyorum ve bir offf çekiyorum. gözümü bir iki saat bayram ettiriyor ve eve geliyorum. basketbolcuların da erkeksi oluşları ve her şeyden nce fit görüntüleri elbette beni kendilerine çekiyor. bugünkü listeme bir basketbolcu eklemeyi de unutmadım elbette.

bugün biraz komşu ülkelerimizden yakışıklılardan bahsedelim diyorum. yakın coğrafyamızı tanıyalım ve komşularımızla iyi geçin(r)elim ;)

o zaman ilk komşumuza gidelim. yunanistan. insanları falan her bokları bize benziyor ama asla birbirimizle geçinemiyoruz. neyse bugün bir yunan tanrısı ile tanıştıracağız. inandığım tek tanrı bu arada. loukas yorkas. eurovision takipçileri onu 2011 yılından tanır aslında ama biz bugün meleksi sesini değil yüzü ve pantolonunda sakladığı 'büyük' sır hakkında konuşacağız. 

yani sizi çok bilmiyorum ama bana yunan denildiğinde aklıma gelen ilk kişi loukas oluyor. okyanus mavisi gözleri sarıya kaçan saçları ve erkeksi yüz hatlarıyla daha bebeyken bile beni kendisine düşürmeyi çok rahat bir şekilde başarmıştı. bir kaç yıl öncesine kadar aslında kendisini unutmuştum. ama geçmişimizden asla kurtulamıyoruz bir yerde karşıma çıktı ve bam ben hemen pantolonusıyırdım! uzun boy! bence en önemli şey. kendimden uzun birini görürsem ben direkt olarak düşüyorum başka hiç bir şeyde böyle bir şey olmuyor. neyse çok fena big dick energy aldığım da bir gerçek. milim milim inceledim. 140p kalitedeki konser videolarını bile izledim sırf yeterli kalite kontrolü yapabilmek için. neyse üzüldüm yine kendime biraz daha övmeye devam edelim. 

daha çok role girebilmek için bir şarkısını açtım meleksi sesi kulaklarımda gezerken birazdan orgazmdan acile kaldırılacağım haberi yok. ben bir erkeğe sadece erkeksi tavırlarından bile düşebiliyorum. -yani kimi kandırıyorsun ki herkese tak tak düşüyorum- bu beni zorluyor çünkü sokağa çıktığımda çok dhaat bir şekilde beş altı kere kendinizi cinsel açlığın ortasında bulabiliyorsunuz. neyse, loukas'da da bu var işte tam olarak! erkeksilik böyle konser videolarını falan izlerken yaptığı her hareket kalbimi çarptırıyor. bakınız bu çok önemli bir özellik ve herkes bunu yaptırtamaz. 

şu boydan fotoğrafına bakınca mesela aklımdan tek bir şey geçiyor. yani gel ya ne olursun bana gel diyor insan. yani berry öyle diyor. gel diyor... ne olursan ol koynuma gel diyor... ama yani isterdim. bir düşünsenize bir uyanıyorsunuz yan tarafınızda bir yunan tanrısı uyuyor... kim istemez ki... bir klibi var bu erkeğimizin. den pao sti douleia diye. onun klibinde mesela gözlerinin maviliğinde kayboluyorum boyunun etkisiyle de tokat yemişe dönüyorum.. mesela benim dark mind'ım şöyle şeyler düşünüyor. bununla seks yapacak olursam aynı şöyle bir şey yaşanacak; ''Ahhh, istanbul'un intikamını al benden.... AHH KIBRISSSS!'' daha çok şey derim de birazı içimde kalsın.

***

daha fazla kendimi kaybetmeden sıradaki beyefendimize geçelim. bir diğer komşumuz ukrayna'ya uçuruyorum şimdi sizleri. orada bir dansçı ve model var. adı nazar grabar aman allahım. bir ukraynalı şarkıcının klibinde keşfetmiştim kendilerini ve bir daha da unutamadım. saatler sürer stalk serüveninin ardından instagramını falan da buldum. az önce dedim ya hani böyle erkeksi tavırları seviyorum falan diye. tamam. o dediklerimi şimdi unutuyoruz. çünkü çok zor da olsa kimi zamanlar bebek yüzlü kimseleri de beğendiğim oluyor. mesela onlardan biri de bu beyefendimiz. klipte dünyaya yeni düşen uzaylımsı bir şeyi anlatıyordu. kadın bunu buluyordu ve evine alıyordu yatıyordu kalkıyordu aynı benim yapacaklarım gibi. 

o klipten sonra birazcık bu çocuk için kadının konserlerini falan izledim ay nasıl tatlı dans ediyor nasıl yaşıyor. insan diyor ki bu hareketleri keşke benim de yatağımda yapabilse ama demekle kalıyor sadece. böyleleri bize bakmaz ümit yok. sadece ağzımdan salyalar akarak bakıyorum öylece. sanki hiç yarın olmayacakmış gibi... dudaklar da benim için çok önemlidir. büyük dudak olmasa bile şekilli bir dudak olmalı. daha çekici kılıyor. bu çocuğun da çok şekilli ve özel dudakları var insan bir öpücük almak istiyor. ben bu çocuk olsaydım akşama kadar ayna karşısına çırılçıplak geçip kendimi seyredeydim. oofff ben neyim be diye bakardım öyle yani. neyse bu çocuk daha çok yeni olduğu için öyle çok fantaziler yaratamadım kafamda gelecek yazılarda yine azarım azdıkça yazarım. yazmaktan başka şansım da yok zaten. sap olmak böyle bir şey. amman 'nazar' değmesin!

***
ve şimdi de yakışıklıyı komşuda değil kendi yurdumuzda arıyoruz. milli gururumuz ve kalbimin sahiplerinden sadece biri... cedi osman hakkında ileri geri konuşacağım biraz. basketbolcu erkeklere çok fazla yükseldiğimi anlatmıştım ama bu çocukta çok daha farklı bir şey var. tam olarak ne bilmiyorum. aldığım big dick energy olabilir bunun en büyük kaynağı. gülşen'den bir alıntı yaparak yazmaya devam etmek istiyorum. ''yanıyor, yanıyorum. bir ihtimal biliyorum...'' ufak bir şekilde özetlemiş benim ruh halimi. yani tek bir cümleyle ben hazırım yani. çocuğa gidip yazmayı hiç düşünmedim değil o kadar büyük düştüm yani. erkeksi tavırları kendine has tarzı ve tipi ile bitiriyor. pantolon da çok yakışıyor bu arada. bacaklar uzun olunca :) bir de o kollardaki kaslar incecik bacaklar HOOOOF hani şu an tıkandım. hakkında ne anlatsam bilmiyorum. ama şunu diyebilirim ki eskiden basketbol izlemek çok daha güzeldi bu günlerde daha zor. salak bir tayt çıkmış ortaya şortun altına giyiyoruz. biz basketbolcuları 'merhabaaa ben buradayım' diye bağırarak belli olan penisleri için sevmiştik ama... bizi neden kimse düşünmüyor. biz yanıklara kimi haklar tanınmalı artık iki bin on dokur bitti bakın bir on yılı daha geride bırakmak üzereyiz! 
neyse, gelsin ben bu gece hazırım. türkün gücü neymiş bana göstermesini o kadar çok isterdim ki... bana ne yapacağı umrumda değil istediği her şeyi yapabilir gıkım çıkmaz çünkü. gerçekten sözlerin bittiği noktalardayım. geçenlerde durduk yere bütün sitelerde belki bir yerlerde pipisi bellidir diye fotoğraflarını karıştırmıştım. ertesi gün sınavım vardı cedi.. ama ben seni seçtim anlıyor musun beni?

sizin de gördüğünüz gibi bayağı bir dolmuşum ve uzun zamandır yazmadığım kadar uzun yazı yazabildim. çünkü yazarken hiç bir şey için kasmama gerek yok sadece kendi içimden geçenleri yazıyor ve kendi başıma eğleniyorum. benim için de bir stres atmaya yarıyor ve işte yaradığını da söyleyebilirim. artık yeni bir erkek dedikodusu ne zaman gelir hiç bilmiyorum ama arayı bu kadar çok uzatmak istemiyorum. 

bu arada bilmiyorum masterchef falan izliyor musunuz ama ekin ve alican şahıslarına da çok düştüm bu aralar...

berry x



29 Nisan 2017 Cumartesi

SANIRIM HAYATIMIN AŞKINI BULDUM

herkese merhaba!!

ne kadar uzun oldu ve ne kadar çok yazmayı özledim. duygulandım vallahi.

bugün size çok ani bir kararla hayatımı nasıl yönlendirdiğimi anlatıcam...

o arkadaş sitelerinin ne bok olduğunu bilen bilir. sapığı, o küçük dağları ben yarattım egosu olanlar dolu aradan bir kaçı sıyrılır.

ben neredeyse bir yıldır bu çocuğu o gey mecralarında görüyordum. ama yazmaya cesaretim hiç olmadı yok bu çocuk yakışıklı hayatta bana cevap vermez falan diye. ama kafamdaydı hep bir gün bu çocuğa yazacaktım. yani bugün değil sonra diye diye bir yılı geçirdim ama cesaret edemedim. o o kadar muhteşemdi ki kendime yakıştıramadım herhalde... o kim dediğinizi duyar gibiyim... mr kibar

ona bu takma adı takmama sebebiyet veren huyu.

şimdi ben bir cesaret ile yazdım ama tabii içim içimi yiyo parmaklarımda yemekten et kalmadı ''Merhaba'' yazdım. daha sonra 'nasılsın? seni uzun zamandır görüyorum ama yazamamıştım.' diye ekledim. cevap geldi. kalbim durdu o an sanki tüm insanlık kurtulmuş ya da dünyada istediğim her şey gerçek olmuş gibi hissettim. kalbimin ritmisi size anlatamam ayakta duramıyor, bacaklarım tir tir titriyordu. yüzümde de ddeğişik bir gülümseme var. aşk gülüşü. o sitede alışık olmadık bir güzellik zaten. kendini nasıl da belli ediyor o burnunu kemirdiğim.

bir insanın her şeyi muhteşem olamazdı falan ama o öyle yani neyse konuma dönelim...

ben nasılsın falan diyince o da arkadaşlarıyla bir bardaymış. cevap verince ben tabii krizlerdeyim bilinç git-gel yapıyor. biraz heyecanı kaçırınca geç de olsa girdim hemen 'kusura bakma geç cevap verdim cevap vermeni beklemiyordum yazdım. o da hemen 'uymaz ama neden cevap vermiyim abi' dedi yani abi demese de olurdu ama neyse. bende insanlar egolu falan diye bir konuşma yaptım. buraya iyi niyetli insanlar birileriyle konuşmaya da giriyor diyip içimdeki duyguları anlamasını sağladım. ama 'ben öyle değilim ama :/' yazdı. asla bende geri adım yok yazmaya devam. 'olsun :( sonuçta bir life goal'ım gerçekleşti' dedim ve beklediğimden büyük bir tepki verdi 'OMG teşekkür ederim senin life goal'ın bana yazmak mıydı' burada kayış koptu. dedim kız Berry. hadi. yaparsın.

biraz yardırdım flörtleştim, güldürdüm çünkü neden erkekler kendini güldürenlerden hoşlanır. ben yine 'bana yazmana hala inanamıyorum.s.s.s' falan derken 'abi ne olucak kahve de içeriz yani' dedi ilk resmi teklifi aldım. biraz daha espriler kahkahalar havada uçuştuktan sonra adını sordum doğru tahmin ettiğimi ve başak burcu olduğunu düşündüğümü söyledim.

doğru tahmin etmişim 'evet de nasıl?' dedi biraz açıklama yaptım hafif konuştuk ama arkadaş şuan barlarda arkadaşlarıyla...

hayallerimde ki gibi çok kibr ve mütevazıydı. iyi birini seçmişim.

bu gece ona uzun bir mesaj yazacağım. birlikte olmak konusunda. bakalım neler olacak sizi yine bilgilendireceğim iyi yönde ilerleyen şeyler olursa <3



25 Eylül 2016 Pazar

Okul Günlüğü 2.1 || Hayatın Nimetlerinden Fazlasıyla Faydalandım. || Okul'a Dönüş

Okul geri döndü, dönüyor stresleri geçtikten sonra okul geri döndü. Pazar gecesi ölsem de gitmesem modlarında dolaşırken yaptığım günahlar için af diledim, tövbe ettim ki okul güzel verimli geçsin diye.

Sabah oldu ama olmasın diye dua ederken uyandım. Beklediğimden dinç uyandım ben ölü gibi büyük ihtimalle tuvalette uyurum mantığıyla kalkmıştım. Gittim hazırlandım vs. Beni okula bıraktılar Galia oradaydı işte bana 'GEL ARTIK' tarzında tehditvari mesajlar atıyor, oysa ne yapabilirim trafik var her neyse bütün bu şeyler eşliğinde vardım okula Galia'da oradaydı babasıyla sarıldık selamlaştık vs buraları geçiyorum asıl ekşınlar buradan itibaren başlıyor. 

Ben okulda olan yakışıklı nesli atlamışım yani unutmuşum. Yakışıklıların biri gelir biri gidiyor ve küçük sınıflardan kankalar geldiğinde ''ah sizle konuşmuyorum.s'' egosuna girip devam ediyorum. Gel zaman git zaman, Kırmızı geldi. Güneş gözlüğü, gömleği, içinde ki siyah tişörtü her şeyi muhteşem erkek modunda. Öyle dağınık saçları o kadar güzeldi ki. Dedim Berry acı ama gerçek UNUTAMADIN! Öyle kolay neyi unutuyon sen kim köpeksin moduna girdim kendimi azarlıyorum. Sonra işte bizim kaçamak bakışmalarımız -ki beni hatırlamadığını biliyorum anlamak için şuraya tık
oldu falan. Sonra onun yanından diğer hocalarla selamlaşıyoruz. Mesela Biyoloji artık yok. Hocaya ay nasıl üzgünüm hocam anlatamam modunda konuşurken içimde hadi yürü git lanet karı geçen sene neler yaşattın!!! modunda oluyorum.

Sonra işte sınıfa gittik falan, sınıfımda olan yakışıklıları unutmuşum diyebilirim size. Gerçekten kesmekten artık gözlerimin acımaya başladığını hissediyordum. Özellikle Maviş beni öldürdü. Mavişin kim olduğunu hatırlamadıysanız tık! Mavi gözlerinin derinliğinde kaybolurken, bedenim ise sadece onu arzuluyordu. Bu ne be birden kendimi grinin elli tonu'nun parodisini yazıyor gibi hissettim. Evet çok yakışıklı. Görseniz siz de asılırsınız ama asla söylemeyeceğim :) Galia ile sınıfta olan yakışıklılqarı paylaştık kim kimi kesiyor falan filan. ''Paste benim, Martı senin. Hayır! Maviş benim!'' tarzı konuşmalar bunlar. Aslında ilk gün tamamen sadece gözüm bayram ederek geçti.

Daha sonra bahçede dolaşırken karşıma birden Güneş çıktı. Gerçekten hiç beklemiyordum hatta içime gelmeyeceği bile doğmaya başlamıştı. Güneş, karşımda merdivenlerden inerken, onu instagram'da takip isteğimi kabul ettikten sonra ilk kez görüyorum. Önünden geçerken bir göz göze geldik tabii ki ben ''take off my soul!'' moduna girdim lütfen beni öldür diye yalvarıyor gözlerim ve az buz yürüdükten sonra Galia dedi ki ''Berry, haklıydın. Boyu posu her şeyi iyi.'' dedim seni öldürürüm. (içimden) Dedim gurl you know it!

Sonraaa... Asıl olay geldi. Maviş bize hoşlandığı kızı falan anlattı. Tabii ki için cenaze ama dışım ''ayy aslında yakışıyosunuz(!)'' modundayım. Tabii ki kıskançlık en üst seviyede.

Böyle bir okul gidiyor ve bunu yazmak istedim. Okuduğunuz İçin Teşekkürlerr!!!

-berry       || twitter: @berrygunluk || PR & İletişim: berrygunluk@gmail.com ||




12 Ağustos 2016 Cuma

Tatil'de 1/5 [Yollara Düşüp Kalkamamak]

Herkese Merhabalar!

Sonunda bir tatil yaptım ve tatil bitsede gelip anlatsam diye diye bitirdim ve dün gece evime geldim.

İlk olarak şöyle bir not vereyim. Tatile gitmeyi 5 dakika içinde kararlaştırdık ve hemen hazırlıklara başladık. Sat sabah beşte yola çıkacağımız için hiç uyumamaya ve biraz olsun arabada uyurum umuduyla uykusuz kal(ama)dım.

Tatil heyecanımıdır bilemem ama saat dört sularında bastıran uykuma yenik düşüp yatağıma girdim. Ama ne girmek. Saniyede bir sinekler ısırdı. Sırtım hatta ayaklarımın altı. Bir sinek neden bir insanın ayaklarının altını ısırır? Ki ben bu konuda huyluyum başka biri ayağıma dokunsa bile huylanan biriyim. Kendim bile. Kaşırken ne kadar acı çektim bir ben biliyorum.

Herneyse işte öyle böyle saati beş yapıp yataktan kalktım aa ne güzel annemler de kalkmıştır yaa umuduyla. Kalkmamışlar. Kardeşime gidip sordum ve kutsal bir cevap aldım. "Saat altı da gidiyormuşuz." Neyse dedim Berry sakin ol bir saat geçer.

Kafamda harika bir tatil var ve önümde 8 saatlik bir yol..

Herneyse. Planın saçmalıklarından ilki bizi eniştem Bodrum'a götürecekti, bizi bırakıp geri dönecekti.  Üzüldüm bayağı.

Daha sonra ben tam apartmandan çıktım ve şu meşhur sadece göğüsten aşağı yeri ayakkabıyı gösteren bir foto çekiyim dedim. Çekemedim olmadı. Bari olmamışken bir foto çekiliyim dedim adeta kamera bana oynuyordu. Güzel çıkmadım bir kaç daha foto çekerken apartmandan biri çıkıp bana baktı. Ama nasıl bakmak o itici itici baktı karı. Eğer problem selfie çekmekse velkam tu cehennem. Bir de ona özçekim diyorlar. *orospu gülüşü*

Yola çıktık. Henüz bizim oralardayız yani nasol diyim benim oturduğum yerlerdeyiz. Anlamıştım bu yol asla bitmeyecekti. Ama dedim kendime Berry dayan harika bir tatil olacak sen kuzenin çok eğleneceksiniz çook.

Neyse sabah sekiz oldu tabii kahvaltı da etmediğimiz için acıktık bir yere gidip yiyelim dedik. Tam olarak hangi şehir neresi bilmiyorum ama gittik bir yere. Oturduğum masanın karşısında bir adam var ki off! Hatta attığım tweet de de bunu belirttim.




Keşke o adam eskort olaydı. Bu benim içimde haka bir yara.  Ama yemek yerken kes kes öldüm. inanılmaz öldüm hemde. Bir rezillik çıkmadan yemeğimi bitirsem derken bir ara ifşasını çektim.

Tost sipariş etmişim gidip. Nası yiyeceği diye 8384 saat kendimle bir savaşa girdikten sonra kibar ol! Diyerek hemen tostu elime alıp koparıp ağzıma attım  Baktım böyle olmuyor. Aldım yedim valla. Bu arada çektiğim ifşada da bana mı bakıyor ne? Yoksa flash mı patladı benden habersiz bilemiyorum.

Yok ya olmamıştır.


Herneyse biz orada mola verdikten sonra yola devam ettik. Yarı uyanık, yarı uyur bir halde bir mola daha sığdırdık araya aslında burada başladı her şey. Bütün o atraksiyonlar.

Annem teyzemi aradı dedi biz işte bla bla yerdeyiz siz vardınız mı. Teyzem uzuun bir konuştu sonra annem yemin eet dedi uzata uzata. Telefonu kpattığı anda 'Neymiş? Ne olmuş?' diye sorduk hepimiz. "Yaa hiç beğenmemişler oteli şimdi başka bir otele bakıyorlar." bütün hayallerimin kırılma noktası buydu. Kuzenimi falan aradım o da dedi işte hiç fotoğraflarla alakası yok diye. İçimde bir korku var ki istanbul'a geri dönmek. Gidemem yani bu kadar yoldan diye içim kan ağlıyor.

Neyse işte biz yine bayağı bir yol gittiik gittiik.. İzmir'e vardık. İso iki üç gün öncesine kadar buradaydı hemen ona mesaj attım. Biraz konuştuk falan. Yol boyu her uyanıklığımda bir mesaj atıp gittim. Neyse işte yol devam etti uzun bir süre.

Sonunda Bodrum'a vardık. Otelin yoluna saptık biraz. Sonra farkettik ki deniz bayağı kanalizasyon gibi kokuyo. Amaan pislikleşicem bayağı bok baba. Ben dedim bence de bu otel iğrenç falan. Denize sıfır yazıyordu ama arabayla 5 dakikada çıktık o yokuşu. Plaj desen vasat. İnsanların kalitesi yok. Teyzem demişti zaten "hiç kaliteli insan da yok!" diye.

Otele girdik. Eniştem teyzem yüzleri asık oturuyolar. Yanlarında da bir afet var. O koca otelde tek güzel şey oydu gerçekten.

 


Gerçekten güzel olan tek şey bu adamdı. Bizimle ilgilendi falan bayağı. Hem de. yakışıklıydı. bir gün kalmak şartıyla bizi iyi bir otele yollayavaklarını söylediler. Tamam dedik ve bir hünümüzü böylece bitirdik. 

Hoşca kalın ❤️




4 Şubat 2016 Perşembe

Yakışıklı Günlükleri: Ah Jon! Vah Justin!

Herkese selamlar öncelikle, uzun zamandır yokum? Neden çünkü evcil ejderham bilgisayarımı yedi. Falan filan... Herneyse... Anlatacak bir konum bile olmadığı için size hayatımın yakışıklılarını tanıştırmak istiyorum.

Sizinle evcil yakışıklı kocalarımı tanıştırmak istiyoruum....

VE KARŞINIZDA... JON KORTAJARENA!

  

Bu benim biriciğim, canımın en iç noktasından bir bey! 

30'lu yaşlarında olmasına rağmen vücudundan ve yüzünden en ufak yakışıklılık kaybetmemiş, aksine aldıkça almış. Bunu yaratan tanrıysa beni yaratan kim demek istiyorum sizin huzurlarınızda. Yani şu endama bakar mısınız? Asılmamak elde değil. Yani nasıl diyeyim, dövecekse bu dövsün. Atacaksa bu atsın duvardan duvara bu fırlatsın yani ne diyebilirim başka!

Jon haydi yine gel benim ol! Gerçi daha önce olmamıştın ama gel ve ol işte. 

Gözünün karasından, vücudunun en ince detaylarına kadar taptığım bu adam. Gerçi Tutu beğenmemişti bunu yani çirkin falan demişti. Ama şu keskin vücut hatlarına bakar mısınız? Delirmek üzereyim yani. Bunu benimle aynı tanrı yaratmış olamaz. Bunu üst levellerda biri yaratırken beni daha başlangıçtaki biri yaratmış olmalı! 

Ben kendimi bunlarla aynı keseye koymaya bile korkuyorum ya!

Bırak insan demeyi!

Genel Özelliklerini İnceleyelim;
-Tuvalet eğitimi tam
-Bazı durumlarda aşırı tatlı olabiliyor ve sizin ışığı görüp tahtalıköy de ki yazlığınıza götürebilir.
-Yanınızda siz yokken dışarı tek yollamayın, kız erkek asılan çıkar ve sizin de namus davanızı ölümle tamamlamanız gerekebilir.
-Günde en az üç dört kere bir tas yemek yer.
-Aşırı tatlılık yaptığında bir öpücük... (allahım sen konuyu biliyorsun.)

Gece sarılacaksın buna, koklayacaksın sabaha kadar sarılacaksın. Bu dünyada gördüğüm en seksi erkeklerden biridir bu bey!

Bu da böyle biline!

Veee... Sırada benim hayatımın tamamını alsın dediğim... Benim adeta tanrım olan Justin Timberlake. Az önce dedim ya hani dövecekse bu dövsün falan. Bu ikisi benim olarak obaaa! Tamam derim artık ölebilirim.


Yani şu şebeleğe bakar mısınız? 

Şimdi doğal olarak diyebilirsiniz adam evli, çocuğu da oldu sen neyin tribindesin. Ya ben onun için aile dağıtmayı göze almışım ya! Şuna bakar mısın? Şu taşlığa her zerresinden karizma akan şu adama bir bakar mısınız?

Tamam bu kadar yeter asılmayın enişteniz olur!

Beni yakınımdan tanıyanlar JT aşkımı bilirler. Albümünü aldığımda öpücüklere boğduğumu hatırlıyorum. İstanbul konserini kaçırdığım için gece boyu ağladığımı da bilirim yani. Ne malmışım bir bilet alıp gitseymişim en azından bir görseymişim. Bir daha gelene kadar ooooo.....

Genel özelliklerini inceleyelim;
-Tuvalet eğitimi tam
-Aşırı titiz (Öyle ki istanbul'da kendine özel asansör temizleneceği bile eklemişti.)
-Sesi güzel şarkı söyler
-Bir bakışıyla kalbinizi ortadan ikiye ayırıp tekmeleyebilir... Ama Justin bey, o kırdığın kalp anayın poselen takımı değil
-Aşırı tatlı olabilir böyle durumların ilacı bir öpücük olabilir (amin, çok amin.)
-Tasmasız sokağa çıkarmanızı önermiyoruz. Her an britney sıçrayabilir.

---

Okuduğunuz için teşekkürlerr....

BERRY'nin film eleştirilerini yazdığı blog 'Berry Film' için tık

Twitter; @BerryGunluk


4 Ocak 2016 Pazartesi

Alnımda Ne Yazıyor Anlamadım Gitti!

Herkese selam!!!!

Yeni yılımıza girdik ben böyle atletik, kaslı bir noel baba beklerken yüne oturdum evde öyle işte. İki çıkıp dolaşayım dedim. Yani kuzenlerin ısrarıyla bir kar topu falan oynayayım dedim. İndim yarım saat geçmedi hop! Popo üstü çakıldım yere!

Nasıl canım yandı. İki gün otururken bile acı çektim. Sıçayım böyle eğlenceye diyorum burdan. Yılbaşı yılbaşı!

Herneyse yeni yıl musmutlu geçti benim için. Sevgilimle boğaza karşı bir kafeye gittik işte. Sonra elinde bir yüzük dedi benimle evlenir misin? (...)

(...) Şaka şaka. Evdeydim tüm aile bizim eve toplandık. Hatta bir ara apartman bizim ağırlığımızı kaldıramayacak ev çöker mi acaba falan diye düşünmeye başladım. Komiklikler olmadı nedendir bilinmez. Cenaze evi modundaydık. Annemler oturma odasına kurdukları yemek masasından kalkmadılar. İçtiler falan. Orada farklı sohberler vardı. Bizim odada ise kuzen ve ben. O sevgilisini falan anlatıyor bana bende ay banane yani diyorum aklımdan. Gerçi biliyor muhabbetleri sevmediğimi. Ha benim sevgilim olsa 'Sevgilim var heyyo!' diye afiş asarım apartmanı kaplayacak kadar.

Neyse işte. Nerede kaldık. Öyle işte sonra onlar babalarının ısrarları üzerine eve gitmek zorunda kaldılar. Hayır yani yılbaşında bir yere gitme amacı nedir? Birlikte yeni yılı karşılamak. Falan filan.

Yılbaşında çok şey olmadı. Yeni yılda da hayatımda pek bir değişiklik olduğu söylenemez aslında. Aynıyım hala Berry'im. Ne bileyim bu aynısı yani. Keşke her yeni yılda dünyaya yeni bir sürüm gelse ne bileyim 2015'de uçan arabalar 2016'da beyin okuyucu falan filan.

Bugün de bir uygulama keşfettim. Adı nerdesin aşkım. Sebgilinize stalk yapmak için olağanüstü bir alet aslında. Ama benim için değil yani Kırmızı'nın benden haberi varmı onu bile bilmiyorken, bir de facebook'dan istekle çalışıyormuş. Ne gereği kaldı şimdi stalk'ın? Ara sor neredesin diye daha iyi.

Hayatım çok sıkıcı gerçekten. Bunları yazarken alkolü basasım geliyor kendime. Ne bileyim. Çılgın bir şekilde ölü bulunsam da beni bulsalar biraz hayatımda çılgınlık olsa. Bende etrafımda üzülenlere bakıp ehuehu diye güleyim. Sadistçe ama güzel. İnsanlar arkamdan ne yapacak ne diyecek görmek sanırım dünyadaki en iyi şeydir.

Ama sanmıyorum iyilikle anacaklarını 'Maldı zaten o abi!' 'Depresyonik salak tumblr akımına kapıldı' falan derler ayy tv'ye de çıkıp elaleme rezil olmaya gerek yok!

Alnımda ne yazıyor merak ediyorum. İki seçenek var.


  • Bundan Sevgili Olmaz!


Sanırım ben dünyaya gelirken bazı aksilikler olmuş. Dünyaya gönderilmemişim de sanki yalnışlıkla düşmüşüm alın yazımı tam yazamamışlar. Yani etrafımda herkesin sevgilisi veya ona asılan üç beş kişi var. Ama bende yok neden acaba? Bence tanrı benim tam sevdiğim adamı yazacakken annem doğuma girmiş ve gelmişim. Onun için ağlamışım gibime geliyor. Bunu ciddi ciddi düşünüyorum.

  • SEX!
Hayatımda ekşınlar olsun belki bir de manitam olur diye bazı arkadaşlık sitelerine kaydoluyorum. Böyle büyük umutlarla. Bakıyorum ne kadar yakışıklı insanlar allahım cennet cennet ah şunlardan biri bana yazsa falan diye düşünürken nerede amcalar babalar dayılar varsa bana yazıyor. Yani bir de yazmak ki ne yazmak. Seni yer yutarım, ah sen yatağımda olsan, benimkini alabilecek misin? Mekan var mı? Seni altımda inlerken görmek isterdim. Falanlaar Filanlar daha niceleri!

Kısaca; Hayaller; Kaslı, taş gibi çocuklar
Hayatlar; Amcalar, Dayılar.

SEVMEK İSTİYORUM ULAN YANIMDA OLACAK BİRİNİ İSTİYORUM. Ne bileyim platonik aşk çok zor be. Bir yıldır hayvan gibi aşığım Kırmızı'ya. Ama tık yok yani olmuyor. Çocuk ya gay değil, ya aromantik. Aromantik olmasını tercih ederim. Ne bileyim en azından kadınları da sevmez de kıskanmama gerek kalmaz.

Ama arkadaşlarımla yaptığımız FBI tadındaki araştırmalarımızda en yakın arkadaşının Biseksüel olması ve etrafındaki en yakınlarım dediklerinin kız olmasından yola çıkara biseksüel dedik ama bilmiyorum yani. Güvenmiyorum da!

Neyse bu kadar gıybet yeter. Cehennemden VIP mekan ayarladık. Aman boşver be en azından orası VIP!

Twitter:@BerryGunluk 


30 Aralık 2015 Çarşamba

Kar Geldi, Hoş Geldi!

Herkese selam!

Bugün ne kadar güzel bir güne uyandık böyle. Güzel güzel karlar yağıyor. Elime kahve alıp camın karşısında kar izleyerek kahve içme modası yeniden gündeme gelecek. Yarın tüm sosyal medyada elinde okumadığı, kitaplığında duran herhangi bir kitabın bilmem kaçıncı sayfası yanında bakkaldan aldığı nescafe koltukta 'Bu da karda benden selfie olsuun!' manalı yazılar olacak. Altına da muhtemelen hiç okumadığı kitabın internetten bulduğu iki manalı satırı yazacak.

Fotoğraf çekildikten tahmini 0.12 saniye içinde kitap kapanacak ve instagrama atmak için filtre seçilecek. Bir anda kahve de gidecek. Twitter'da ise insanlar kahve, aşk sözleri, kar görüntüleri halay çekecek.

Ben ise her insanın yaptığı gibi elimde bilgisayarım, kambur durmaktan ağrımış belim, iki saattir yanımda duran içilmiş ve falının fotoğrafını çekmemi bekleyen bu türk kahvesi fincanı duruyor. Muhtemelen kaave falı uygulamasını yüklemeye üşeneceğim için onu asla kullanamayacağım.

Yani hiçbir zaman amerikan style dediğimiz o muhteşem manzaralı fotoğraflarımız ya da güzel giysilerle karın üstünde catwalk yaparak starbucks'a gidemeyeceğiz. Biz her zaman ölüm-kalım mücadelesi vereceğiz. Ayağımız kayacak, düşeceğiz. Salak çocukların oynadığı kar topu savaşından nasibini alıp güzel bir kar yiyeceksiniz. Muhtemelen okuldaysanız, arkadaşlarınız sırtınızdan aşağı kar bırakacak.

Yani Istanbul'da yaşayıp tumblr'cı modunda yaşamak zor. Yani teknik olarak zor. Bir gün içinde gördüğüm üç insandan beşi tumblr modunda. Arkadaşlar yapmayın. Nesi var şu tumblr'ın anlamıyorum. Herkes kitap okumayı seviyor kitap alıyor ama okumuyor. Ha okuyorum diyene içinden bir karakterin ikinci adını veya olayı sorun size cevap veremez.

Böyle insanlara katlanıyorum işte. Evde anneannem ve şuan yanımda uyuyan bir bebek var. Barbie ile de mesajlaşıyoruz. Hayat böyle. Yani Kırmızı bey'de Paris'e gitti eyfel'in tepesinden fotoğraflar atıyor ben hala buralarda sürünüyorum ya. Ama zevkli kısmı da şu; Hayatımı sizlere anlatırken eğleniyorum.

Hazır kar yağıyor. Annemin tanıdığım tanımadığım herkese anlattığı bir kar hikayem var anlatamam yani. Hayır anlamadığım kısımlardan insanlara ne mi demeliyim bilmiyorum. Herneyse günümüz şenlenir belki.

Şimdi küçük Berry bu günleri görse önce oturup ağlar sonra intihar eder. 'Ben böyle mi olucam bırakın öldüreyim kendimi!' der.

Masum Berry, camdan dışarı bakar, tabii o zamanlar da kar diz boyu falanmış. Sonra o zamanlar evimizde soba varmış. Ahh eski zamanlar demeden edemiyor insan! Neyse konudan şaşmadan devam edeyim. Annem de misafir çağırmış, bir yemek yapacakmış lor peyniri erisin diye sobanın yanına koymuş işte.

Sonra bende 'kay yaayoo!' diye çığırarak dans ediyomuşum. Annem içeri bir girmiş. Ben peyniri ufalayıp ufalayıp havaya atıp kar yapıyor diyormuşum. Yani yerler parke değil o zaman. Halıfleks. Annem beni nasıl aldığını bilememiş ordan. Temizle temizle bitmemiş.

Bu da böyle bir anım. Neyse daha fazla konuşmaya gerek yok sanırım. Güzelce herkese diss attım sanırım. Neyse hoşçakalın ve yılbaşında yazı yazamazsam bilinki içip sürtüyorumdur. Neyse şimdiden mutlu yıllar hepinize.

Kocaman Kalp - Berry X


26 Aralık 2015 Cumartesi

Hayatım Arabesk Be!

Evet doğru okudunuz yani hayatım arabesk. Hafta sonu tiyatro ödevim için kitap okuyarak geçecek ve mutlu olamıyorum yani!

5 oyun okuyacağım yani beş. Ben o beş oyunları daha seçememişken, okunacak bitirilecek özetlenecek falanlanacak filanlanacak!

Hayat zor yani. Zorluklarla geçiyor. Bu ara tam yirmi dört saat bile sürmeyen bir ilişkiye imza attım. Yani nasıl diyeyim buna ilişki denemez aslında. Nasıl diyeyim. Sadece iki kuyruk sallıyayım dedim çocuk başladı hayatımız bir olacak da, sen sadece bana aitsin de, Kırmızı bey kimmiş de, artık o varmış da bilmemne. Bir anda tapulu malı yaptı beni! BEN BUNLARA GELEMEM AMA!

Yani vıcık vıcık aşka ve bir anda gelen aşırı sahiplenecek insanları sevmiyorum yani anlatamıyorum. Aşk olacak ama vıcık vıcık ve tutucu olmayacak. Bu kadar yani halimizi anlayan ne az insan varmış be!

Sevgilisi olup kendini ''Ne güzel birbrimizi bulduk bak ahahahaha'' diyen kızlar iki gün sonra direk kavga etmeye başlıyor. Peki kavga nedeni ne? 'Ya sen beneğm nasağl son fotişimi layklamazsın yaağ' ağızlarına kürekle vurmak istiyorum o anlar. Salka erkeklerde salak! Kendilerine bir kız uğruna neler yapıyorlar. Hayır gay olduğum için kızlara falan düşman değilim hatta ama böyle kızlara ölüm yani ölüüüm! Katledesim geliyor öylelerini. Yani sevgililerini de görseniz bir yakışıklı bir yakışıklı anlatamam yani!

Bir de şey var; Mesela geçenlerde Barbie, Balinde, Tutu ve ben buluştuk bir yerlere gitmeye karar verdik. Yakışıklıo bir çocuk gördük kıkırdaşmalar ''ay şu çocuk ah allahım ölüceem'' demelerimiz falan eşliğinde sohbet ederken sevgilisi ve iki-üç kız daha geliverdi içeri. Bizim çocuğa baktığımızı mı anladı ne yaptı bilemem artık gözümüz istemsizce o tarafa kayıyor. Artık çocuk için değil kızın kepazeliğinden yani öyle bir şey.

Bizim gözümüz ne kadar kaysa kafasını çocuğa dayamalar, ellemeler, öpmeler. Masaya gidip ''bakmıyoruz artık kasma!'' diyesim geldi. Çocuk da garibim katlanıyor işte.

Bu aradaa konudan konuya geçiyor gibiyim ama öyle. Uzun zamandır burada dertleşmiyorum sizlerle. Kırmızı beyzade geldi ve benimle konuştu. Yani okulda tektim bende yalnız takılmıyayım bari şunlarla takılıyım dedim gittim. Kaloriferlere dayandık. Tesadüftür ki onlar da Kırmızı ile çok yakın arkadaşlar geldi kırmızı yanımıza onlarla biraz şakalaştı. Tam yanımda durdu. Sonra bana şöyle baktı. Nasıl kasılıyorum anlayamazsınız ve ben de anlatamam öyle bir kasılma.

Piercing ime baktı. ''Dostum neden böyle bir hata yaptın?''

Bende döndüm ah o gözlerin içine bakmak ne güzel bir duygudur. ''Canım istediği için.''

''Öpüşemeyeceksin, yani french kiss falan.'' dedi. Yani şöyle bir şeyler var sanki sen bana gel beni öp dedin de ben sanki ay piercing var öpemem şimdi demişim gibi. Ay sinirlendim yine bak aaaa!

Güzel atarlar. Yine bloga geri döndüm adı falan değişti grubnun fark ettiyseniz ehuehu.

-Berry X


23 Ekim 2015 Cuma

Kötü bir gün! Güzel bir kapanış!

Herkese Merhabaaaa!!!

Şuan eve geldim ve depresif şarkılardan mutlu şarkılara geçiş yapıyor, evde iğrenç danslarımla ritim tutuyor. Manyak gibi gülümsüyorum. Tabii tahmin etmişsinizdir ki Kırmızı aşkımla bir şeyler yaşadık. Bugün gün boyu görmedim aslında. Sınıf kuşu oldu çıkmıyor sınıftan! Sonra işte öğle tenefüsüne kadar her şey normaldi.

Tutu ile olaylaar olaylaaaar! Şimdi Kırmızı ve yanında Deffy adında bir kız. Yani siz lakaplı görüyorsunuz ehuehu. Herneyse işte. Tutu'ya gelmişler demişler ki daha doğrusu Deffy demiş ki ''Tutu, Kırmızı senden hoşlanıyor!'' demişler. Yani şaka yani tabii ki şaka olarak. *Masum ama kafasında milyonlarca katliam olan emoji*

Tutu'da ''Bende ondan hoşlanıyorum.'' demiş konu kapanmış. Tabii bunu duyan ben çıldırdım. Şaka gibi olsa da Tutu'ya böyle vuruyorum falan sinirlerim tepemdeydi çünkü! Sonra ilahi adalet yerini buldu  ve Tutu ile gıybetin dibine vururken talafonunu yüzüne doğru tutuyordum ve bum! Telefon elimden yüzüne düştü. Yani istemeyerek oldu ama Allah bile biliyor artık daha ne diyeyim be Kırmızı?!!

Sonraaa gel zaman git zaman Cuma gününün muhteşem kapanışına geldik. Tüm gün önümde beklediğim fırsat karşımdaydı. TÖREN! Orada onu gönlümce kesebilecektim. Anılarımı da aklıma kazıyıp okuldan gidecektim. Yanii ondan sonra törende tam önümden geçti ben Kırmızı'yı ararken şok falan oldum ama bu nasıl yakışıklılık böyle arkadaşlar. Bu insan mı? Bu bu… Zeus'un torunu!

Sonra bir iki dakika sonra sol kolumda bir el hissettim ve bir baktım Kırmızı! Fark ettiğim anda öldüm. Tüm zamanlardır beklediğim temas gerçekleşmişti. Elimde fırsatlar vardı. Öpebilirdim, konuşabilirdim. Ama olmadı bana dokunup önüme geçti.

Tutu'nun sesini duydum fısıltı şeklinde 'Hadi yine iyisin!'

 Evet bir şeyler bekliyordum ama temas değil. Tüylerim diken diken olurken kalbim tekledi. Ölümü gördüm. Tam önümde duruyordu. Kendi kendime gelin güvey olmak istemiyorum ama dün Instagram takip isteğini onayladı bugün ise tam önüme geçti. Allah affetsin bi şeyler mi biliyor bu çocuk?!

Umarım biliyordur. Allahım sen konuyu biliyorsun amin!

Sonraa şuan evdeyim. Gözlerimden uyku akıyor. Sanırım rüyamda onu göreceğim. Öyle hisler dolanıyor içimde. Ama şimdiden özledim. Yarın Cumartesi. Nasıl dayacanacağım onca gün?! Yani sadece iki güncük olabilir ama bu bir aşık için geçerli değil!

Şaka maka sizi eğlendireceğim diye amel defterimi aleyhime dolduruyorum. Amaaan arkalarından konuşmak gibi olmasın! Bizim amacımız belli bee!

Blogger olmak da zor mesela hani! Manyak gibi uykum olmasına rağmen burada kulağımda kulaklık size laf yetiştiriyorum...

Neyse sanırım bu kadar kafa ütülemek yetecek. Zaten fazla bir şey olmadı. Kırmızı'yı görmeyince günümün bir amacı olmuyor. Okul boş gibi geliyor! Ama bir diğer kestiğim var. Adını bile bilmiyorum ama Resim bölümünden o da. Öğrenirsem ona da bir lakap takıp güzeeel bir yazı ile sizlere tanıtabilirim. Dualarınız Berry ile olsuuun!


Twitter: @BerryGunluk





22 Ekim 2015 Perşembe

Biraz sohbet ve gıybet! (Uyarı: Fazla yakışıklı bulunmaktadır! Kalbi dayanmayan okumasın!)

Herkese selam. Bir kaç gündür yazı gelmiyor. Ama ne yaşıyorum da anlatacağım öyle değil mi? Boş muhabbeti yazarken bile sıkılıyorum. Bazen yazıyorum ve yayınlamak istemiyorum.

Depresyona resmi olarak girdim. Kitap karakterleriyle aşk yaşıyorum. İnstagram'da dolaşırken arada bir anasayfamda gördüğüm taş mankenlere falan asılıyorum. Okula gidesim bile olmuyor. Sabah daha kalkmadan stalk yapıyorum. Artık rüyamda bile stalk yapıyorum! Bu kadar ilerledim ve leval atladım sanırsam.

Bu arada 600 okunmayı geçmişiz. Bin okunmaya gidiyoruz neredeyse. Bunu da yazının kıyısına köşesine ekliyim. Farkında oldum da akşama kadar Kırmızı'yı düşünüyorum. Elimde kitap okurken bile 'Aaa! Ne kadar Kırmızı'ya özeniyo pis yazar ığğğ!' diye çemkiriyorum romanlara. Sonra yeni müzikler keşfediyorum tıpkı biz gibi oluyor.

Yani diğer kestiklerime bakıyorum hepsini toplasak bir Kırmızı etmeyecek sonuçlar alıyorum. Evet hepsi yakışıklı yani. Ama benim gözümde bir o etmiyor. Yani burada aşk hayatımdan çok biraz gıybet etmek istiyorum. Blog uyarılarında 'Artık yanacaksın Berry! Sus' çıkacak diye korkmaya başladım.

Bir arkadaşım var. Habire kendi sevgilisini övüp duruyor. Dünyaca ünlü ve yakışıklılıklarıyla bizim kalbimize adlarını yazdırmış ünlülerin fotoğraflarını atıyorum. Aldığım cevaplar genellikle rutin şeyler oluyor. ''Iyy! İğrenç. Buna mı bakıyorsun? Beni sevgilim daha yakışıklı tamam mı?' Kırmızı'yı da küçümsüyor bir gün gerçekten büyük bir patlama geçireceğim ramak kaldı.

Lucky Blue Smith diye dünyaya yakışıklılığıyla ün salmış. Ve tabii ki benimde yüreğimi hoplatan bir beyefendi var. Yani yaşı yaşıma yakın. Ne biliyim kesip duruyorum. Tatlı da bir bey. Ona da çirkin dedi. Evet anlarım belki zevksizsindir ama bu kadar olma be dostum! Alta fotosunu ekliyorum.


Kendisi haremimin gözdelerinden olup, en beğendiğim modeller arasında ise birincidir. O platin sarısı saçlar. Maviş maviş parıldayan gözler ve gel beni ye manasında ki bakışları yok mu. 'Ahh seni çılgınn.' demek istiyorum ağzımı gere gere.

Vücut desen var, tip var ki ben tip konusunda hiç önemsemem. Tutu bazen dalga geçer hakkında. Tip göreceli bir kavram kime göre güzel kime göre değil çok saçma yani! Ben şahsen bu adam gel dese bir dakika durup da düşünmem. Gerekirse ülkeye kaçak giriş yaparım ama girerim arkadaşlar. Hiçç şeyyapmayın. Haremimden olan beyefendiler için bu tutumu sergiliyorum. Sorry!

Bir diğer haremimin gözdesi ünlüye geçiyoruz. Vini Uehara! Kesinlikle adını soyadını bir yerlerde duymuşsunuzdur. Onu keşfetmem tamamen rastlantı oldu. Kötü Çocuk kitabını okumayan veya duymayan yoktur. Taaa Wattpad'den beri okurum da keserim de onu! Ama benim için Meriç değil Vini dir o. O kara kaş kara göz! O biçim vücut! Daha ne ister insan ona bakarken öyle değil mi?

Brezilyalı olan haremimin bir diğer gözdesi, kalbimizin efendisi, yüreğimizin sevgilisi Vini'ciğimiz Allahımızın insanlığa 'Bu insansa bizim okuldakiler ne?' demek için yolladığı bir melektir!


Bu yazı içinde son olarak bahsedeceğim haremimin gözdeleri arasında bulunan Felix Bujo! Kendisini tesadüf eseri Instagram'da gezerken keşfettim. O mavi yakıcı gözler, o dudaklar, o vücut, o boy, o pos daha bir insan ne ister tanımına örnek olarak Tanrı insanlar arasına kaynaştırdı. Böylelerine insan demek garibime gitmiyor değil hani! Yani tabii ki benim için bir Kırmızı değil ama en azından gelecek nesil bunları görüp 'Off abeee bu nesilde yaşamak isterdieeem!' diyebilecek! 



Yani bir inceleme yapın. Tabii ki sevdiğiniz beyefendi daha tatlıdır ama şu Felix'ciğime bakın. Şu karizma kelimesinin tanımına bakın. Ayna ayna söyle bana varmı daha güzeli dünyada diyen insanlara 'Evet!' cevabını verecek bir insandır Felix! Bir bakış attı kalbimi çaldı!

Bugünlük bu kadar taş görmek bünyeye zararlı arkadajlar! Yeter. Arada bir şu sohbet şeysini yapalım. Ben çok eğlendim hadi bakalım. Görüşürüzz bebitomlaar!!!

Twitter: @BerryGunluk

Ve efsanemiz MARILYN MONROE: