ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2022 Pazar

son birkaç ay üzerine

  Son birkaç aydır işte şimdi oldu diyordum... sonunda yıllarca beklediğim aşkı yaşadım sandım fakat yanılmışım... Bittikten tam 24 saat sonra yazıyorum bu yazıyı... fakat üzgün değilim nedenini beni dinleyince anlayacaksınız.

  İnternet üzerinden bir İtalyan ile konuşmaya başladım. Birbirimizi aslında bir yılı aşkın bir süredir tanıyorduk ama bir şeylerin resmiyete dökülmesi son 7 ay içinde gerçekleşti. O'ndan Contini kod adıyla bahsedeceğim... 

  Başlarda düzgün giden konuşmalarımız birkaç ay içinde onun yeni bir işe girmesiyle iyice kopmaya başlamıştı. Gündüz veya gece yalnızca bir kez mesajlaşabiliyor, birbirimizi yeterince tanıyamıyorduk. Bu da beni rahatsız etmeye başlamıştı. Ona ''biz bir uzak mesafe ilişkisi yaşıyoruz mesajlaşmak bizim için zorunluluk'' dediğimde ona yönelik bir eleştiri yönelttiğim için bana sert bir cevapla ''ben sana vakit ayırıyorum fakat sen bunu takdir etmiyorsun'' diyerek karşılık verdi. Oysa benim takdir etmediğim şey neydi? Normal her insan gibi birine romantik hisler besleyip gün içinde yaptıklarımı paylaşmak mıydı? Bana sert çıkışının üzerini kapattım. Kendisi ikinci bir şans yarattı o gece. Ağustos ayında çalıştığı işinden ayrılacak ve böylece birbirimize daha fazla vakit ayırabilecektik. Hatta Türkiye'ye gelecekti ve benim üniversite eğitimimden sonra İtalya'da yüksek lisans yapabileceğim okulları sürekli bana ilerletiyordu.

  Gün geçtikçe içimde daha fazla umut varolmaya başlamıştı. Anneme hayatımda birinin olduğunu da tam bu zamanlarda söyledim. Arkadaşlarıma bu tartışmayı aktardığım zamanlarda biri ''bence bir şey değişmeyecek sanki ben böyleyim sen buna alış demeye çalışıyor!'' demişti. Ne kadar haklı bir yorum olduğunu sanırım görmek istememiştim. Aradan yine aylar geçti ve bugünlere geldik. Tarihler beş ağustosu gösterdiğinde bana tam yirmi dört saat boyunca tek bir mesaj bile atmadı... Benim günaydın mesajım orada bütün bir gün boyunca karşılık bekledi. Ertesi günün akşamı hiç bir şey olmamış gibi ''Here I am'' mesajını gönderdi. Bir süre sinirli olduğumu anlaması için mesaj göndermedim. Aradan dört veya beş saat geçtikten sonra ''Neredeydin?'' mesajımı gönderdim. Yirmi beş saniyelik bir sesli not göndererek ''Enerjim yoktu o yüzden yazmadım, hatta hiçkimseye yazmadım'' dediğini öğrendim. Sinir katsayım yükseliyordu. Sinirlendiğim şey yaptığı bu aptallıktan çok zaten başından kendisini belli eden birine gereğinden fazla çabaladığımdı! İlk tartışmamızda da kendisine 'meşgulüm, akşam yazacağım veya şu işle meşgulüm' diye mesaj yazmanın veya sesli mesaj göndermenin 2 saniyeden fazla sürmeyeceğini kendisine belirtmiştim. 

  Ben zaten asla konuştuğu kişiyle 7/24 kesintisiz mesajlaşmayı sevmeyen biriyim. Ama karşıdaki kişi beni önemseyen bir insansa ona nerede ve neden yok olduğumu mutlaka açıklardım... Asla yirmi dört saat boyunca onu habersiz bırakmazdım. 

  En sonunda tüm arkadaşlarıma da durumu anlattıktan sonra sesli mesajına yanıt vermedim... O da dün hiç bir şekilde bana mesaj atmadı... Sanırım bir hikayenin daha sonuna geldik fakat bu defa bittiği için üzgün değil aksine mutlu hissediyorum... Elveda Contini!

  berry

12 Eylül 2019 Perşembe

hayat çok üzerime geliyor

''sevgi yok olup gitti, beni kahreden budur. bağışlarım, çünkü aşk, suça iter seveni.'' -shakespeare 

her şey o kadar çok üstüme geliyor ki sanki bir bataklığın dibine gömülüyorum. her geçen saniye yeni bir şey öğreniyorum ve bu beni içten içe katlediyor. dertlerin arttığını ve benden bağımsız bir insana dönüştüklerini görüyorum. daha bir tane acıyı sindiremeden hemen bir başkası tokat gibi yüzüme çarpıyor. 'bende bu şans olduktan sonra...' dedim en son Hamlet'e. uzun bir süredir birbirimizle iletişim kuramıyorduk, en son dayanamayıp yazdım. kısa bir muhabbetin ardından 'taşındım ben de enişten var artık' yazdı binbir samimiyetsiz emojilerle. hani olur ya artık kaldıramayacağınızı hissedersiniz. hah! işte tam olarak oradayım şu an. sonsuz bir uçurumdan aşağı bakıyorum. şiddetli bir rüzgar vücudumu alıp uzaklara götürecek ama çaresiz ayaklarım hala yere güçlü güçlü basma derdinde.

sonsuza kadar yalnız kalma fikrine inanmıyorum. elbette birini bulacağım ama küçükken hep ilk aşkımla evlenme hayalleri kurardım. çok değil beş sene önceki bana bu olaylar anlatılsa asla inanamazdım yaşadıklarıma. ama hayat bu, yaşanıyor işte bir şekilde. arkadaşlarım her zaman çok beklediğimi ve iyi birini bulacağımı söylüyorlar ama artık ümidim ya da dayanma gücüm kaldı mı bilmiyorum. çok ağırdı biliyor musunuz.. yani düşünün bir kaç ay öncesinde buluştuğunuz, tatlı hayaller kurduğunuz ve hatta ortak iş yapacağınızı söyleyen bir kişi bir anda 'enişten var artık' diyor. ben kafamı nerelere vurayım asla bilmiyorum. yarın ne göreceğim kestiremiyorum. geçen her gün kalbimin sızısı biraz daha şiddetleniyor. şaşırmayacağım eğer kendimi bir anda Kırmızının düğününün ortasında bulursam.

şu an arka planda sezen aksu'dan küçüğüm çalıyor. eskiden bu şarkının sadece çocukluktan bahsettiğini zannederdim. ama her dinlediğimde bir sözünü daha farklı yerlerde hissediyorum. meğer neler neler anlatıyormuş öyle değil mi? ne kadar az yol almışım, ne kadar az. yolun başındaymışım meğer. evet sezen, yolun başındayım. ama bu yol beni aydınlığa mı çıkartacak? yoksa karanlığa mı terk edecek? mutsuzluk bana göre değil bana farklı şeyler lazım mesela aşk. ne kadar zor bir şeymiş aşk meğer, ben hiç böyle düşünmemiştim küçükken. belki daha çok bekleyeceğim, yolun başındayım ya daha. kim bilir. hiç şöyle bir şey hissettiniz mi; mutlu olmaya çalışmaktan yorulmak. gerçekten özeniyorum kimi insanlara. liseden sevgilileriyle evlenenler, ilk aşklarıyla evlenenler. böyle bir hikayem olmayacak gelecekte çocuklarıma anlatacağım. kim bilir belki de çok daha iyisi olacak şu an geleceği kestirmek çok zor.

bir şeyden bahsetmek istiyorum. ben Hamlet ile ilişkimiz flörtten çok bir iş arkadaşlığına döndükten bir süre sonra birileriyle konuşuyordum ve içimde hep bir suçluluk vardı. sanki onu aldatıyormuş gibi. oysa ne kadar boşmuş. ki o bana hiç bir zaman biz romantik bir ilişki arayışında değiliz demedi. işimiz sürerken olmaz etik değil ama sonrasında elbette demişti bana bunu çok net hatırlıyorum. ben her zaman Hamlet ile güzel olacak diye düşünürdüm. birbirimizin oyunlarını izlerken falan. görüyorum ki kendimi yine boş yere ümitlendirmişim bu kadar zaman. belki de beyefendi şu an beni enişteme(!) anlatıyordur. bu hayatta hiç bir şeyi kıskanmam. bir şey hariç. benim hayalini kurup kendimi mahvettiğim şeyleri gözümün önünde insanların yaşaması. işte buna gelemiyorum. benim hakkımdı anlıyor musun. sen benim günlerdir, haftalardır, aylardır dilediğim şeyleri üç gün önce gelip kapamazsın. ama olsun bu hayat adil değil bunu kabullenmem de zor olmadı. en büyük tokatı geçen sene sınavlarımda görmüştüm zaten. mutsuz bir insan olmak istemiyorum. hiç bir zaman da istemedim. bunları yazmak bile bana çok tuhaf geliyor çünkü ben çevresinde güler yüzü ve pozitif enerjisi ile tanınan biriyim. hayret.

öyle ya da böyle yaşıyorum. aptal, her şey daha farklı olabilirdi aptal! demedende bir günüm bitmiyor şu aralar. o kadar çok bunaldım ki. bunun sebebi her şeyin üst üste gelmiş olması. dün dansçıdan bugün oyuncudan çektim. hayır işin kötü yanı mesleğimden de soğutacaklar beni! şaka yapıyorum. bugün hala gelecek hakkında umutlarım varsa bunun tek sebebi yapacağım iştir. aşkta meşkte benim şansım yok maalesef.

zaten ben ne çekiyorsam kendi aptal kafamdan çekiyorum gerçekten. yani hemen hayal kuruyorum, bir şeylerin olduğunu görüyorum ve BUM bir yerden patlak veriyor.

aklıma ne geldi. ben ve eski sevgilim hala arkadaşız. ayrılalı bir üç dört yıl oluyor. blogda da bolca bahsetmiştim onun hakkında. onun bağzı değişik yetenekleri var. anlık olarak konuştuğu kişinin geleceğinden bir şeyler gördüğünü iddia ediyor. ne kadar doğru bilemem orasını tabii ama aileden geçen bir yetenekmiş. beni çok mutlu gördüğünü, çocuklarımı uyutup eşim ve arkadaşlarımla eğlendiğimi görmüş. bu arada zengin de olmuşum. bakalım bu sahne ne kadar doğru çıkacak gelecekte göreceğim. gördüğü tek kötü şey birini kaybetmiş olmammış.

bugün de acı seviyemi arttırdım. artık kafa dinleme vakti. biraz sezen'in şarkıları ve sonra da hiç derdim yokmuş gibi rahat bir uyku. hoşçakalın.




11 Eylül 2019 Çarşamba

hiç bir şey yolunda değil

uzun zamandır farkında olduğum bir şey var; mutlu değilim ve hiç bir şeyin yolunda gitmediğini hissediyorum. yani, sağlıklıyım fiziksel olarak bir şeyim yok ama sanki kaderim bağlanmış gibi. ne hakkında ümitlensem ne istesem o olmuyor aksine tam tersi başıma geliyor. birini sevmek istiyorum ya da işte 'bu o sevdiğim adamı buldum' diyorum ve bir şey oluyor her şey tepetaklak.

yanımda yürüyen biri olsun istiyorum, mutlu olmak istiyorum ama benim için bu çok fazla bir şey sanırım. gençlik yıllarım su gibi elimden akıp gidiyor ve ben ise sadece oturuyorum o suyun çizdiği yolu izliyorum. dünyaya karşı da boş hissediyorum; sanki hiç bir işe yaramıyorum gibi. depresyon mu ya da başka bir atak mı bilmiyorum ama bir yere bunları anlatıp biraz olsun içimin rahatlamasını istiyorum.

kimsenin beni sevmeyeceğine inanmaya başladım artık. ne zaman bir yola çıksam hep bir hüzünle oturuyorum ve hatırlatıyorum kendime 'kalbim ilk kez kırılmıyor ve bu son olmayacak' ne bileyim, insanlar sevgilileriyle bir yerlere gidiyorlar, geziyorlar, eğleniyorlar... ben ise sürekli kendimle baş başayım... ben çok hayal kuran birisiyim. karşımdaki kişi ile konuşmaya başladığım andan itibaren hemen hayal dünyamda canlanmaya başlar. 'tatile çıkacağız, şuraya gideceğiz aa belki buradan geçerken şu kafeye uğrarız' inanır mısınız bu hayallerim evlilik anına kadar gidiyor olabilir. ama sonra ne oluyor? REDDEDİLMEK! o anda işte gerçekten kafamdan kurşun yemişe dönüyorum. hayatımdan giden sadece o çocuk olmuyor ben kendi hayallerime de veda ediyorum aslında.

reddedildiğimi fark ettikten sonra uzunca sürecek ve ikiye katlanmış bir depresyon süreci ele geçiyor beni. aklımı yiyip bitiren düşünceler, yalnız ölme korkusu ve çevrende mutluluğa erişip benim hayalimi yaşayan insanları görmek. en çok şu sonuncu acıtıyor aslında canımı neden bilmiyorum. hiç bir şeyde umudum kalmadı. düzgün bir tane bile insanla tanışmadım. 'daha hayatının başındasın mutlaka birisini bulup mutluluğa kavuşacaksın.' herkesin klasik cümlesi bu, değil mi? ama öyle olmuyor işte. beğenilmediğimi düşünüyorum ve bu benim özgüvenimi de yitiriyor. kiminle konuşmaya başlasam içimden asla 'nasıl olsa bitecek.' hissini atamıyorum. sürekli yalnız ve mutsuz hissetmek ne kadar kötü bir şeymiş bunu bu sene anladım. bütün bir sene evdeydim ve kendimi tanıyacak çok zamanım oldu. belki de bu acıların yüzüme bir tokat gibi vurmasının sebebi de kendimle çok baş başa kalmamdır. bilemiyorum..

ben artık mutsuz olmak istemiyorum. çok acı bir şey ama nasıl depresyondan kurtulurum bilmiyorum. kalbim çok kırık. gerçekten doyasıya mutlu olduğum son zamanlar Kırmızı'ya aşık olduğum zamanlardı. şu an ise ne zaman bir şeyler yapmak istesem kapılar sürekli yüzüme kapanıyor. kalp kırıklığım daha taze... aslında bu yazıyı yazma fikri de dün geldi aklıma. yine kurulmadan yıkılan hayallerimin ortasındayken 'benim artık bunları yazıp arınmam gerekiyor' dedim kendi kendime. biliyorum, bu hisleri yaşayan tek insan değilim. kimi insan da ergenlik tripleri işte deyip geçiyor. ama benim için öyle değil..

ben çok sevdim. gerçekten çok sevdim. dört yıl hiç konuşmadığım birine deliler gibi aşıktım. kırmızı. sonra kendimi toparlamam gerektiğini, bu işlerin böyle gitmeyeceğini fark ettim. yine sevmeyi denedim. sevdim de. ama o pislikler yaptı. ben ona açılmamış, rahatsız bile etmediğim halde o ve arkadaşları benimle dalga geçti. bunlar bitti, artık geriye bakmak yok dedim ve önüme döndüm. acılarımı içime sakladım, bir daha da dışarı çıkartmayacağım dedim ama bu aralar patlak verdim. kimi zaman da şöyle düşünüyorum 'belki de ben sevmeye değecek biri değilimdir.' ama buna inanmıyorum. çünkü kendimi tanıyorum. eğer birisi benim hayatımdaysa ben ona kendimden daha çok değer veririm. bunu bana insanlar da sürekli söylüyor. belki de lanetlendim.. hayır yani çünkü insanlar da yüz vermiyor. dün yine binbir umutla uzun zamandır dikkatimi çeken birine karşı şansımı denemek istedim -biraz da arkadaş gazına geldik diyelim- ama bir kelime konuşmadan isteği reddetti. ben yine kendi başıma kaldım. ben, ben ve yine ben.

sadece son bir söz verdim kendime: güçlü olacağim, bu yıl hayatımın aşkını bulacağım ve gelecekte ÇOK iyi yerlere geldiğimde beni reddeden herkesi hüngür hüngür ağlatacağım. ben bunu artık yemin belledim kendime, yapacak bir şey yok.

belki de kimse hayal ettiğim gibi değildir. ben öyle uçuk şeyler istemiyorum. sadece aşık olayım, sevgi göreyim-seveyim o kadar. ama günümüz insanlarının aradığı tek şey seks. hayat bazen bana kötü yola düşmekten başka şans tanımıyor ama hayır, herkes kötü ve umutsuz zamanlardan geçer öyle değil mi? kendi özgüvenimi yeniden kazanmaya ve biraz daha güç bulmaya ihtiyacım var. ve içimdeki hiç bana bunun çok uzakta olmadığını söylüyor.

yeniden hayata dönüyorum. çok mutluymuş gibi gülümse. herkese inather şey yolundaymış gibi kendine güven ve dimdik yürü. artık beni bir şeyin üzmemesini istiyorum ama böyle bir şey elimde değil gibi hissediyorum. birisi karşımda en ufak sesini yükseltse ağlamaklı olan gözlerim sağolsun. şu şu sıralar inandığım tek bir şey var; bugünler geçecek. çok mutlu olacağım. çok. herkes hayran kalacak bana. durdu durdu turnayı gözünden vurdu densin istiyorum arkamdan. az kaldı. ama be dansçı, dün beni çok üzdün sen. ben otuz saniyede ne hayaller kurmuştum oysa.. güzel gülüşünle karşılayacaktın beni yanına geldiğimde, dans edecektik birlikte ve en önemlisi senin yanında belki de mutlu hissedecektim kendimi. daha önce hiç bilmediğim duyguları keşfedecektim.




19 Temmuz 2017 Çarşamba

aşk hayatım o kadar kötü ki

bundan kısa bir süre önce Çilek ile tanıştım. kendisi viyana'da yaşamasına rağmen bizden iyi türkçe konuşuyor. herneyse, tövbe ettiğim sitelere geri döndüm kısaca.

tanıştık, konuştuk, politika yaptık falan konu biraz aşk hayatımıza girdi. kendisiyle aramızda sekiz yaş var ve kendisinin benim için çok yaşlı olduğunu iddia etti. bende anacım akıl yaşta değil baştadır diye girdim konuya ve inandırdım falan.

dezavantajı çok online değil yani bir çıkıyor 2-3 gün hiç bir şekilde dönmüyor. bir de dönünce bana pişkin pişkin 'unutmuşum' diyor. yani yine allah bana karşı buna bu mutluluk fazla birazını alayım dedi çünkü biz çok iyi anlaşmıştık. gerçi on beş temmuz günü tanışırsan hayatın ne kadar iyi olabilir berry diyen olmadı.

dün değil önceki gün döndüğünde işte unutma dedim, unutmam akşama çoook vaktim var dedi ve yine iki gündür ses seda yok. yani çok tuhaf en son whatsapp a geçeyim bari en azından oradan görür dedim, sorunun üstüne başka soru da sıkıştırdığım için konu bir türlü ona gelmedi. işte klasik olarak, bana o sitelerdeki insanlardan farklı olduğumu falan söyledi. bende tabii tell me something i dont know diye geçiştirdim biraz.

ama güzeldi. çok muhteşem bir enerjisi var. akrep ile kova burcu anlaşabilir mi lütfen öneriler verin. geçen facebook da adını aradım tabii ki bulamadım. hayır yani insan soyadından kimlik nosuna kadar alır ama almadım işte. aşk sarhoşluğuma denk geldi.

hayır yani bu gidip de bir daha online olma olayını daha önceden de yaşadım. Alman diyelim ona, gitti gelmedi o kadar konuştuk o kadar mavi boncuklarımızı dağıttık. en son geldiğinde barselona'da olduğunu ve döndüğünde konuşmaya devam edeceğimizi söyledi ama tık yok!

daha önemli bir konuya girelim iso, en yakın arkadaşıma ASILDI. asılmakla kalmadı onu ayarlamam için bana yazdı. yani böyle şey olabilir mi biz altı ay bir şeyler paylaşmışız ve ben arkadaşımın hastanede oluşunu değil bu bloga seni anlatmışım. iyi bilirdik isoyu da arkamızdan iş çevirirmiş meğer. sinirlerimi çok bozdu. resmen eski sevgilim bana arkadaşımı ona ayarlamamı istediğini söyledi. tabii ki sverige boş durmadı özelden konuştuklarını da ss ledi. işte bizim yaşadığımız şeyler çok önemli değilmiş de bilmem ne. ulan biz altı ay çıktık, kapanışta bana gelip 'başlamadan bitsin' demesinde ne mal olduğunu anlamam gerekirmiş!

aşk hayatım kötü gidiyor. sanırım benzini bitti hiç gidemiyor ya da kesik kesik gidiyor.

burç yorumuma bakalım; ''Temmuz 2017'ye yalnız giren Akrep burcu insanlarının biraz daha beklemede kalması gerekiyor. Canlılık ve heyecan arayışınızın karşılık bulmasını istiyorsanız beklemeli ve doğru zamanda harekete geçmelisiniz. Bu ay içerisinde karşınıza çıkacak olan bir kişi sizinle herkesten daha farklı ilgilenecek. Özel konuşmalar, özel paylaşımlar içerisinde olacaksınız. Hisleriniz yoğunlaştığında da belki bir ilişkiye başlayabilirsiniz.''* demiş bir burç sitesi. yani resmen Çileği anlatıyor.

bende cuma günü tatile gidiyorum, belki de orada özel biri çıkar karşıma -allam inş allam dinimiz amin-

haydi hayırlara vesile olsun, ben kaçar!

burç yorumu aldığım site için tık!

19 Mayıs 2017 Cuma

seni iyi hatırlamak istiyorum.

aklıma geldikçe hala iyi olmadığımı düşünüyorum.

geçen yazımın üstünden çok zaman geçti ama bu ekranın karşısına geçip o olaylarla tekrar karşılaşmak hiç istemedim. kaçtım biraz kendimden.

mr kibar, aslında mr problem oldu.

yani geçen yazımda sizlere konuşmalarımızdan bahsetmiştim. o olayın gecesi ben ona uzun uzun yazdım onu ne kadar tanımak istediğimi. sabah olduğunda mesaj yoktu ama belirli bir saat sonra mesaj geldi 'yazdıklarını okudum teşekkür ederim ilgin için, ama ben seni tanımıyorum. (buraya dikkat edin) üstelik benden çok küçüksün. ben olumlu bakmıyorum bu görüşmeye ve bu mesajlaşmaya' yazdı. baştan aşağı kaynar sular döküldü.

iki büyük neden var. birbirimizi tanımamamız ve yaş. birbirimizi tanımıyoruz diyor ama seni tanımak istiyorum demiyor. yani ucunu açıkta bırakıyor. ne yapsam ne etsem diye düşünürken depresyonda buldum kendimi. son sez sezen aksu çalıyor kulaklıklarımda ve dinlediğim HER şarkısında gözümün önüne o konuşmalar geliyor. yani az değil bir yıl boyunca onu düşündüm ben. bu kadar kolay olmamalıydı sonu.

ikinci problem 'yaş!' ben buna çok takıntılıyım. yaş bir ilişkide problem değildir fasa fiso yani. yaşıtlarımın ergenlikleri yüzünden böyle bir genelleme yapılmamalı. olgun bir insanım. benim de bazı yaşanmışlıklarım var yani bazı şeylerin farkındayım ve akıl yaşta değil baştadır. bu problemi baştan atıyorum bir kere. fasa fiso.

yani büyük bir depresyon içindeyim ama aynı zamanda gurur yapıyorum. yazmadım bir daha. bir-iki saat kadar tabii. sonra ben duramadım onunla iletişime geçmem, konuşmam GEREKİYORDU! bende uydurduğum bir proje ödevi için onunla mektuplaşmak istediğimi söyledim. kabul öyle bir şey yoktu ve dünyanın en saçma isteğiydi ama ben onunla konuşmak için bu saçmalıkları düşünememiştim bile. tabii sonra büyük bir utanç safası geldi neden yazdım falan diye.

cevap vermedi.

iki gün sonra tekrar yazdım ona ve tekrar cevap vermedi o günden beri yazmıyorum ona. ama doğum gününde yazacağım. bak bak beni unutmamış olsun ya da bunlara rağmen bu kadar süre konuşmamamıza rağmen beklemiş desin.

ben her ne olursa olsun onu iyi hatırlamak istiyorum.

o gay chat sitesinde her online olduğunda içim acıyor. birileriyle konuştuğunu bilmek falan ne bileyim insanın içi yanıyor. uzun bir depresyon sürecinden sonra şuan daha iyiyim ama konuşması geçtiğinde ya da herhangi bir şarkı dinlediğimde *genelde tümünde* aklıma hep o geliyor yani. bu histen midir bilemiyorum ama sanki baktığım veya dinlediğim her şeyde aklıma o geliyor.

aklımdasın mr kibar
o gün gelecek ve pişman olacaksın.
çünkü seni kimse benim gibi sevmeyecek.

yazıyı bir sezen parçasıyla kapatmak istiyorum.


10 Eylül 2016 Cumartesi

Rüya! || Ayrılık Sonrası Psikoloji ve Yeni Umut. ||

Rüyaların tersi çıkarmış ama bilemiyorum.

Bu gece yatmadan önce İso'yu düşündüm. Yokluğunun beni nasıl acıttığını ve aslında hayatımda ne kadar büyük bir yerde olduğunu da fark ettim. Hayatımın her köşesinde artık bu blog var, yani sanki yolda birini görsem bile açıp şu sayfaları yazdığım oluyor.

Yatmadan önce bir depresyon durumum baş gösterdi. İso geldi birden aklımın köşesine, yani ayrıldığımızdan beri bir iki kelime laf ettik ben yazmıyorum e tabii ki o da yazmıyor. Yokluğu hala içimde aslında, mesela whatsapp a artık gün boyu girmiyorum çünkü sadece onunla konuşmak için girerdim ama artık o da yok. Gelişmeler de var elbette.

Kendimi bazı şeylerle avutmaya çalışıyorum. İşte yakışıklı insanların instagram profillerine giriyor, twitter'da mizah profillerinden ayrılmıyorum. Arkadaşlarımın rolü de inanılmaz büyük bu konuda. Ayrıldığımı öğrendiklerinde yazanı mı dersin, hemen tavsiyeler veren mi dersin, arayan mı dersin, küfreden mi dersin hepsi vardı etrafımda.

Geçen günlerde İso bana yazdı. Dövmesini attı. Minik bir sohbet geçti ama gülerek. Klavyeden iki ''asdffd'' yazmak kolay. Ona acı çekmiyormuşum gibi durmuştur ama bilemiyorum yani. İçimi bir ben biliyor. Rouge ile İso hala konuşuyormuş, hatta Rouge bu konuda biraz rahatsızmış. Sonuçta benim eski sevgilimmiş ve benden kafasındaki soru işaretleri yüzünden ayrılmış falan diye rahatsız oluyormuş. Rouge ile İso arasında farklı bir bağ var sebebi ise neredeyse aynı şeyleri yaşamaları. ikisi de sevdikleri için intihar etmiş falanlar.

İşte gece bunları düşünüp hüzünlenirken, rüyamda isoyu gördüm. Ayrılmışız ama, yine birlikte avmlerden birine gitmişiz alışveriş yapıyoruz. Sonra İso ailemle tanışıyo falan. Ama rüyada da ayrılmışız ya içim kan ağlıyo bunu rüyada kesinlikle iliklerime kadar hissediyorum. Uyandığımda efendim işte gözlerde bir tutam yaş, dokunsan ağlayacak modunda kalktım yataktan.

Yeni umut arayışındayım. Okul açıldığında biraz olsun meşgul olacağım ve unutuşumu kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum. Kırmızı'da okulda. Uzun bir süre aşık olmak istemiyorum. Bu iki oldu ve ikisi de elimde patladı!

Geçen gün ise Lady Gaga'nın single'ını beklerken gece yarısı uykusuzluktan ölüyordum. Bero'da son saniyeye kadar beklerken uyuyakaldı yani en azından benim için öyle oldu. Sizlere de promo açısından linkleri aşağı bırakıyorum!

***

Lady Gaga'nın yeni single çalışması ''Perfect Illusion'' yayında!
iTunes  |  Spotify  |  Youtube     || ladygaga.com ||



       twitter: @berrygunluk
       PR & İletişim: berrygunluk@gmail.com









-berry

4 Eylül 2016 Pazar

Merkürün Hayatımı Mahvedişi!

Herkese Merhaba.

Aslında bu yazıyı yazmaya beni iten şey anlatma isteğim. Neden bilmiyorum, içimden bir şeyler bunları anlatmam gerektiğini söylüyor.

İso cephesinde bazı değişiklikler var.

Öncelikle geçen haftalarda İso ile buluştuk her şey gayet iyi gidiyor dünyanın en mutlu insanıyım falan filan. Kafamıza koyduk ilk öpücüğümüzü yapacağız. Daha doğrusu benim ilk öpücüğüm. Kafamıza koyduğumuz için olsa gerek başımıza gelmeyen engel kalmadı.

Günün başına gidecek olursak, aslında bakarsanız her şey muhteşem gidiyor. Annesi ile tanıştım falan muhteşem bir kadın zaten laf yok. Ef sa ne.

Biz bayağı bir müzikler dinlemeleer, videolar izlemeler gidiyoruz. Bunlar olurken biz first kiss yapamadan arkadaşı geldi. Tatlı da çocuk iyi ki geldi. Herneyse, dedi ''İso arabayı alalım gezelim.'' tabii İso beni arkadaşı olarak falan tanıtıyor, gerçi çocuk bilse sevgili olduğumuzu bilemiyorum olacakları. O da gizli gey çünkü.

Sonralarsan efendim tamam dedik falan yemeğe gittik annesi meşhur dolmasını yaptı ama gerçekten ben böyle efsane bir dolma yememiştim daha önce. Sonra işte yemek yedik annesi beni yemem için zorluyor, İso arkadaşıyla konuşurken benimle kaş-gözleşiyor.

Sonralardan arkadaşı işte bir kahve istedi hepimize yaptı. Kimse kahveyi beğenmedi ama bence gayet güzeldi yani onun elinden olduğu için mi bilemeyeceğim. Annesi falıma baktı. ''Geleceğin çok parlak, uzun bir yola gideceksin ama seni engellemeye çalışan biri var. Kısmetlerin çok onun için nazarında çok.'' dedi. Kısmet çok işini bilemeyeceğim ama uzun yol falan hepsi planımda olan şeylerdi.

Sonra arkadaşı araba almaya gitti biz de odaya çekildik. İso dedi ki ''Berry tam zamanı.'' anlamadım başta masum ruhum anlamayı geri çekti. Ama sonra anladım ki ilk öpücük geliyordu kalbim pır pır. Neyse efenim ilk öpücük gerçekleşti. Ben öpücük cahili sadece dudağımı büzüyorum sonradan kaptım olayı tabii ki. Herneyse iso elini boynuma attı nabzım deli gibi atıyo. ''Nabzın çok hızlı!'' dedi. Diyecektim acaba neden bir düşünelim hadi. Biz ilk öpücük işini alttan çıkarttıktan sonra arkadaşı aradı işte babasının işi olduğu için gelemiyomuş vsvs.

Gün boyu öpücükler sevgi sözleri vs.

Siz şimdi diyorsunuz ki aa ne güzel valla aşkınız ooohh!! diyebilirsiniz ama öyle değil.

4 Eylül 2016

Berry, masumca telefonu eline aldı saat 23.12 suları. İso'dan bir mesaj. ''Berry işte bla bla bla ciddileşmeden bitirelim ben değiştim seni üzmek istemiyorum ama ben değiştim.'' falan. Biliyordum bu ilişkinin bir gün biteceğini hissetmek mi denir artık her ne haltsa!

Eski sevgilisinin etkisinde kaldığı için olduğunu düşünüyorum. Çünkü öpüp bırakacak biri değil. Şükürler olsun ki bunu düşünmüş yalan bir ilişkü kurmayalım falan dedi. Tabii şuan gayet relax anlatıyorum ama yaşarken gözler dolu yaş aktım akıyorum diyor, boğazda ise bir yumru var.

Bir gün geleceğini biliyordum bu ayrılık sözlerinin ama bir anda değil beklenmedik yakalanmak, ne kadar kötü.

Şimdi gidip kendi yazdığım Ayrılık hakkında yazımı okuyup biraz kendime gelmeye çalışacağım...

Hoşçakalın.

-berry

24 Temmuz 2016 Pazar

Yaşanan Ayrılıklarda Yaşanması Gerekenler! - Güliz Abla Yazıyor!

Ayrılık hepimiz için ne kadar zor da gözükse aslında hepimizin bir gün karşılaşacağı bir durum. ''Canım biz ayrılmıyoruz bir ciddiyiz şimdi by.'' diyenler bile bir gün bu acının tadına bakıyor maalesef. Bu sonsuza kadar bir ayrılık olmasa dahi küçük ayrılıklarda bile deli gibi ağlıyor, evi inim inletebiliyoruz.

Aylıklar çok yıkıcı da olsa bunun üstesinden elbet bir an gelecek ve kurtulacağız. Acı ama gerçek. Aslında bu yazının amacı elbette bir gün ayrılacaksınız değil. Ama olada bilir.

Şimdi maddelerimize geçmeden önce bu olaylarla ilgili yaşadığım küçük detaylardan bahsedeceğim. Bugün bir yakınım sevgilisinden ayrıldı. Aslında terk edildi. Geldi tüm gün ağladı. Ben o kişiyi ilk kez böyle ağlarken gördüm. Zaten geldiğinde deli gibi ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu. Biraz kahin olan yanım böyle sinyaller alıyordu. Lakin bu kadar çabuk gerçekleşeceğini nereden bilebilirdim? Herneyse. Ben de bir ilişki kahini olarak ona biraz tarifler verdim. Verdiğim tarifler şöyleydi. ''Üç kuruşluk insanlara, beş kuruşluk değer verirsen seni bırakır kalan iki kuruşu da harcar takma yani!'' şeklindeydi. Yani başarılı da oldum aslında gülüştük ettik.

Bu teknikler bizde işe yaradı ve bende hemen sizlerde de böyle şeyler yaşayanlar olur diye yazmak istedim. Adeta bir GÜLİZ ABLA YAZIYOR köşesi oldu bu!

Herneyse. Geçelim size de vereceğim tariflere.


  • ARKADAŞLAR
Arkadaşlara değer veren biri olduğunuzu ve etrafınızda sizi dinleyecek onlarca arkadaş biriktirdiğinizi ve iyi bir insan olduğunuzu öküzlükten uzak durduğunuzu ele alıyorum. Bir arkadaşınıza gidin veya hemen acil bir buluşma yapın. Eğer arkadaşınızla aranız gerçekten çok iyiyse bunu bir hafta içinde tekrarlayın. Bu yeğen kuzen falanda olabilir hatta çok daha iyi olacaktır. Ona derdinizi anlatın. Sizi dinleyip en iyi tavsiyeyi onlar çoktan vermiş olacaktır. Hatta tahmini on dakika sonra tamamen unutmuş olup, kahkaha krizlerine girmiş bile olacaksınız.


  • MUZİKLER
Acı çekmesek bile her zaman müzik dinliyoruz. Üstelik günümüz teknolojisinde iki saniyede yutupdan bir şarkı patlatabiliyoruz. Ama böyle bir durumlarda asla. Sezen Aksu olsun, Sertab Erener olsun uzak duruyoruz. Eğlenceli şarkılar açın, kafanız dağılsın. İşte ilişkiler için özel olan şarkılardan falan uzak durunuz. Bunlar sadece acı çekmenizi kolaylaştırır.


  • DANS
Dans etmek her zaman en iyisidir. Her zaman en kolayıdır. Baktınız geldi aklınızı aç anam bir müzik geç deli gibi aptal aptal hareketler yap. Önerim ayna karşısı kendinizi izleyip gülersinizde. 



  • AĞLAMAK
Ağlamak çok basit bir yöntemdir. Aslında bunu ayrıldığınız gün yapın sadece. Diğerleri biraz saçma olur. O anın stresi ve sinir boşalmasını ağlayarak atın. Asla arkadaşlarınızı veya etraftaki eşyaları kırmakla uğraşmayın. Deli gibi ağlayın. İnanın bana rahatlıyacak ve arınmış olacaksınız..

Anlatmak istediğiniz dertleriniz varsa buraya yorum olarak veya twitter'ıma yazabilirsiniz!

Twitter: @BerryGunluk