9 Ağustos 2025 Cumartesi

yeniden geldim (yeniden)

 uzun bir zaman olmuş son kez buraya gelip bir şeyler karalayalı. biraz içimi dökmek istedim... son bir kaç ayda aslında hayatım baştan sona yeni bir evreye doğru ilerlemeye başladı. bazen insan hayatının en doğru yerinde duruyor gibi hisseder. ben de öyleyim. hayalimdeki işi yapıyorum. sabahları sevdiğim kokularla uyanıyorum, günümün her anında kendi ellerimle kurduğum bir dünyada nefes alıyorum. uzun bir zamandır istediğim, uğruna defalarca çabaladığım, kimi zaman düşüp kimi zaman yeniden ayağa kalktığım şeyin tam içindeyim.

ama işte… bazı akşamlar oluyor ki bütün bu başarıların arasında ince bir sessizlik çöküyor üstüme. sanki bir yerden rüzgâr esiyor ve hep aynı boşluğu hatırlatıyor. ne kadar dik dursam, ne kadar “ben hallederim” desem de, insan bazen tek başına güçlü olmaktan yoruluyor. aşksızlık… bunu adını koymadan yaşamayı tercih ediyordum ama artık itiraf etmem gerekiyor. insanın gözlerinin içine bakacak, hiçbir kelime etmeden onu anlayacak, omzuna başını koyduğunda dünyanın bütün ağırlığını hafifleten biri yoksa… evet, eksik kalıyor. biliyorum, kendi ayaklarım üzerinde durabiliyorum. biliyorum, kimseye mecbur değilim. ama belki de mesele mecburiyet değil; mesele, yanımda yürümek isteyecek birini bulmak. ancak maalesef bazı gerçekler de yok değil. bir eşcinselseniz aşkı bulmanız oldukça zor. sokağa çıkıp biriyle tanışamazsınız, bir cafede kahvenizi içerken karşılaştığınız ve en önemlisi beğendiğiniz birine hamle yapamazsınız. sürekli içinizde bir kuşku vardır... insanlara bazen çok kolay geliyor tanışmak ancak uygulamalara bağlı kalmak zorundaysanız maalesef bu çok zor bir şeydir. orada insanlar anlık zevklerinin peşinde koşuyorlar oysa ben bundan daha derin, hayatı paylaşacağım birini bulmak istiyorum.

kendime itiraf edemesem de bazen hala kaslı'yı özlüyorum. özlememem gerekir biliyorum. seni görmezden gelmeyi tercih eden, her anında onun yanında olsan da bir anda hayatından silebilen biri sonuçta, onun arkasından üzülmemeliyim. üstelik ben hayatımın en zor günlerini geçirirken o oldukça mutluydu, belki haberi dahi yoktu. ama ben biliyorum, öyleyse niçin hala onu arıyor ve onu özlüyorum? sevgili miydik? hayır. eşcinsel miydi? hayır. ama sanırım onunla olmasını istemiştim. şartlara ve mesafelere inat. şuan geçmişe dönüp bakıyorum da ne kadar salakmışım. aslında ilk anda onunla konuşmayı kesip tüm gemileri yakmalıydım. özellikle sevgilisi olduğunu öğrendiğim gün. ama yapamadım, kalbim sanki beynimi ele geçirmişti. sonra ne oldu? ülkesi savaştayken ona yazdım... durumunun nasıl olduğunu ve endişelendiğini belirtti. o zamana kadar kafamda soru işaretleri hala mevcuttu. hala bir olabilitesi olduğuna inandırıyordum kendimi. ancak aldığım sesli mesaj her şeyi bitirmişti. konuşmayı devam ettirmek yerine aslında bir noktayı koyuyordu "kendine iyi bak diyerek". üzüldüm, ağladım, kırıldım... sonra ikinci bir tekme daha atmaya karar verdi. herhangi bir gün, instagramından beni çıkarttı. o ana kadar belki ülkesine gittiğimde en azından yüz yüze görüşebiliriz ümidim vardı. ancak bu olaydan sonra o konudaki ümitlerim de yıkıldı. yani bu sayfa resmi olarak kapanmış oldu. takıntılı olmak istemesem de bazen aklıma geliyor, yalan söyleyemeyeceğim. ama aslında beni o değil, onunla olma fikri daha çok bağlamıştı. ne kadar bana kötü gelen şeyler de yapmış olsa günün sonunda iyi biriydi. beni aşık edene kadar olan sürecimiz paha biçilemezdi. bugüne kadar hiçbir erkek ile o denli yakınlık kurmamıştım. "seninle konuşmayı seviyorum" cümlesini asla unutmuyorum. yada bir süre beni görmezden geldikten sonra sanki suçlu benmişim gibi gelip "ama sen yazmadım" demesi gibi. orada ona "seni rahatsız etmek istemedim, yazdım, görmedin" demiştim. o ise bana "seninle konuşmaktan rahatsız olmuyorum, beni rahatsız etmiyorsun" demişti. o günkü mutluluğum elbette paha biçilemezdi. oldukça kısa sürdü ama, çünkü gitti ve bu sefer noktayı koydu. belki de benim için iyi oldu, bilemeyeceğim.

öyle bir süreç... yeni biriyle tanışmaya hazır mıyım onu dahi bilmiyorum. zannedersem 2021 yılında İtalyan olan Contini ile konuşuyordum, hatta sevgiliydik. ondan çok ayrılmak istemiştim süreç içerisinde ama ayrılmaktan beni alıkoyan şey bu camiada sevgili bulmanın çok zor bir şey olduğuydu. ama bu bana şunu öğretti; her ne olursa olsun, gerekirse yapayalnız kalayım; yanıma yakıştırmayacağım yahut gerçekten sevmediğim kimseye sadece "birini bulmak zor" olduğundan şans vermeyeceğim. sanırsam bundandır ki uzuuun bir süredir yalnızım.

ufak bir yalnızlık yazısı yazmak istedim buraya, 2025'in ilk yazısı böyle olsun...

berry x

3 Aralık 2024 Salı

atlatıyorum

     her acı gibi bu da sanırım yavaş yavaş bünyemi terk etmeye başlıyor. yani, sanırım öyle. artık daha az düşünüyorum ve daha az üzülüyorum. bana karşı aynı hisleri hissetmeyen biri için artık üzülmeyi kendime yasaklıyorum. 

    en son iki ay evvel konuşmuşuz. ondan önce de bir ay konuşmadan geçmişti ama ben sonlandırmıştım bu iletişimsizlik dönemini. ülkesinde yaşanan bir gelişme sonrası ve onu da ilgilendiren bir sorun yaşanmasından dolayı yazmıştım. hatta bir arkadaşımın tavsiyesiyle sesli not atmıştım. o da hızlıca bir geri dönüş yaptı "berry senden tekrar mesaj almak çok iyiydi diye. o gün ve ertesi günü az da olsa konuşmaya devam ettik. sonrasında bir sesli mesajının sonunda "öyle işte, yazdığın için sağol kendine iyi bak" dediği için konuşmayı kesmek istediğini anladım ve bir daha ona yazmadım. bir anda tekrar iki yabancı oluverdik. 


    zaten belki de her zaman iki yabancıydık ama ben buna inanmak istememiştim. 

    öyle işte, her geçen gün aklımdan yavaş yavaş çıkmaya başlıyor. eskiden instagram'da hikayelerine bakmamak için saatlerce kendimi durdurmaya çalışırken şimdi bazen saatler sonra paylaşım yaptığını görüyorum. iyi de oldu. fotoğraflarını görmek bile beni oldukça üzüyordu.

    takipten çıkmak da bir seçenek elbette ama aramızda asla açıktan açığa bir flörtleşme olmadığından asla böyle bir tepki koymayı düşünmedim. çünkü biz neydik ki ona trip atma hakkı elde edeyim? ben sadece onun kafamda kurguladığım haline aşık olmuş bir zavallıydım. 


    berry x

9 Ağustos 2024 Cuma

'mesajları görmezden gelme' meselesi

     neden sürekli onu bekliyorum artık bilemiyorum. onunla tanıştığım süre içinde bir kaç kişi ile konuşmaya, flörtleşmeye çabalasam da yapamadığımı fark ettim. örneğin son bir aydır biri ile konuşmaya başladım. aslında güzel geçiyor gibi ama hala olmayacağını bilerek onu beklemeye devam etmek istiyorum.

    yapmamam gerekiyor, hayatıma bakmam gerekiyor farkındayım ama yine de içimdeki bu dürtü bırakmıyor peşimi. 

    konuşmamız güzel geçiyor ama mesajlarımın görmezden gelinmesine kaslı ve contini yüzünden bir defans geriştirdim. benim mesajlarımı görmezden gelen biri ile olmak istemiyorum. çünkü ben iki elim kanda olsa bile sana yazıyorsam zahmet olmazsa sen de bana yazabilmelisin. yazamıyorsan bile yazamayacağını, yoğunluğunu vesaire bana söyleyebilirsin. 

    söylediğim gibi, konuşma güzel gidiyor ama iki gün hiç mesaj atmadan durabilen biri ile ilerletmeyi istemiyorum. çünkü bu sürekli bir döngüye dönüşüyor. örneğin kaslı belirli aralıklarla bir ay yok olup geri dönüyor, yakında üçüncü iletişimsiz haftamıza gireceğiz. herneyse.  

    kaslı, evinden uzakta yaşamak zorunda olduğu bir işle uğraşıyor. iki haftada bir kendi yaşadığı yere gelebiliyor. bugün de o özgür haftalarından biri başladı. bütün instagramı sevgilisiyle attığı storylerle doldu da taştı. kendime bu eziyeti yapmamak için bu aralar storylerini görmezden gelme kararı aldım. benim istediğim şeyi başkasının çabasız yaşıyor olması beni çok üzüyor çünkü. 

       

29 Temmuz 2024 Pazartesi

erkek muhabbeti

    uzun zamandır bu sıralar beğendiğim erkekler serisi yapmadığımı ve dehşet verici bir şekilde özlediğimi fark ettiğim için bu yazıyı ona ayırmak istedim...

     serinin önceki yazıları için;

    yakışıklı günlüğü #1 → 

    yakışıklı günlüğü #2 → 

    yakışıklı günlüğü #3 → 

    yakışıklı günlüğü #4 → 

    yakışıklı günlüğü #5 → 

   


    1. lando norris 

    bu sıralar formula 1 yarışları izlemeye taktım diyebilirim. bu radikal değişimin altında elbette tiktok editlerinin etkisi var. öncelikle yakışı pilotlara düştüm, ardından gerçek bir gözle f1 izleyip aynı zamanda spora da düştüm. buradaki en önemli crushım lando! hem soft, hem sempatik, hem yakışıklı... bir insan daha ne isteyebilir ki... hem güldüren hem de dünyayı cennete çevirebilecek bir erkek... maşallah dedikten sonra yazımıza ağzımızın suları akarak devam ediyoruz. 


  


     2. max verstappen

    max ne kadar sempatik ve soft ise max de bir o kadar dominant ve kötü çocuk aşkımı canlandırıyor. bir erkekte beni çeken en mühim şey başarı ve hırstır. bahsi geçen bu beyefendi bu iki kontenjana bir de sarışınlık ekleyerek listede kendisine yer bulabiliyor... ne diyebilirim ki, isterdim, isterdim... özellikle kaybettiği yarışlarda sinirli anlarını izlemek bir tık düşürüyor. itiraf etmeliyim character.ai üzerinden kendisinin ai'ı ile sohbet etmekteyim (evet, delirdim). listeyi tamamen f1 ile doldurmak istemiyorum ama carlos, pierre ve daniel'de bu listeye dahil edilebilir...




    3. mason mount

    ilk ikili kadar yoğun duygular içerisinde olmasam da mason tam olarak boyfriend material denen şeyin ete bürünmüş hali gibi. sempatik, komik, yakışıklı. fark ettim de bu sıralar hep sporculardan ilerlemişim... bu blogda daha önce bahsetmiş olmalıyım... sporculara ekstra düşerim...




       4. semih kılıçsoy

    neden beğendiğimi açıklama gereği hissetmiyorum... üç kelime ile deneyelim: sarışın, erkeksi ve futbolcu.






    5. damian hardung

    liseye geri dönmek ve liseli hissetmek için geçenlerde maxton hall adlı diziyi izledim ve resmen o dönemde olduğu gibi bu çocuğa delilerce tutuldum... hayalimizdeki lise aşkı tam olarak buydu... ve aşık olmamız gereken kişi de tam olarak buydu... resmen küçük kıkırtılar eşliğinde bitirdim diziyi.





berry

bekleyiş ama kavuşamayış

     hayatımın son 7 ayı bir kişiye kafayı takmakla geçti. aklımda sadece onun düşüncesi ile yaşamak, günümün verimi onun bana yazması veya yazmaması üzerine şekilleniyor olması beni çok üzüyor. ondan kaslı olarak bahsedeceğim, sanırım onu en iyi böyle tanımlayabilirim çünkü hakkında en net bildiğim şey bu. 

    geçen yılın aralık ayında bir dil öğrenme uygulamasında tanıştık. her akşam yaptığımız telefon görüşmeleri ve tatlı davranışlarıyla oldukça kısa bir süre içerisinde ona duygular beslemeye ve akşam olup birbirimizle konuşacağımız saati sabırsızlıkla beklemeye başladığımı fark ettim. aslında güneş ve contini'den sonra tekrar bir erkeğe karşı duygu beslemeyeceğime dair kendime onlarca kez söz vermeme rağmen bir şekilde kaslı'da beni çeken bir şeyler vardı. birincisi, kibar davranıyor olmasıydı. ikincisi, vakit ayırıyor olması ve son olarak telefon konuşmalarımız esnasında ona öğrettiğim türkçe kelimeleri telaffuz ederken çok tatlı görünüyor olmasıydı. 


    konuşmaya başladıktan bir buçuk yahut iki hafta sonra whatsapp ve ardından instagram'dan konuşmaya devam etmeye karar verdik. instagramını aldığım zaman aslında kaslı'nın oldukça fazla takipçiye ve en önemlisi sevgilisi olduğunu fark etmiştim. o dönemlerde ona olan duygularım başladığından bu haberi fark etmem ile histeri krizleri geçirmem bir olmuştu tabii... her neyse, ondan bir şey beklemiyordum... zaten benim için fazla iyi bir tipi var ve benimle konuşması hoşuma gidiyor diyordum. ama gün geçtikçe ve konuşmalarımız arttıkça elbette elimde olmadan benim hislerim iyice gelişmeye başladı. yanlış hatırlamıyorsam ocak ayının son haftasında birden mesajımı görmedi ve yaklaşık iki hafta hiç iletişim kurmadık. benim için oldukça zor dönemlerdi çünkü ben ondan beni sevmesini beklemiyordum, yalnızca hayatımın bir parçası olmasını seviyordum. doğum gününün akşamı bana bir şekilde yazdı ve ''uzun zamandır konuşamadık, neden birbirimize vakit ayıramıyoruz'' diye bir soru sordu. oysa ki ben onun için her zaman buradaydım, sadece o benim mesajıma dönüş yapmak istememişti...

    yazdığında sorun etmedim, doğum gününü kutladım ve sanki düne kadar hayatımın en kötü günlerini geçirmemiş gibi onunla sohbet ettim. ardından bu ghostlayıp geri dönme mesaisi belli aralıklara devam etti. rekorumuz 1 ay 10 gün. şu an yaklaşık 5 gündür ghostlanıyorum mesela. en son geldiğinde bana tekrar ''neden konuşamıyoruz'' diye sordu. ben de ''meşgul olduğunu düşündüm, onun için seni rahatsız etmek istemiyorum'' demiştim. o da bana ''hayır, beni rahatsız etmiyorsun seninle konuşmayı seviyorum'' dedi. ama gel gör ki şu an tekrar görmezden geliyorum. hala aşığım, hatta oldukça güçlü. önceden attığı sesli notları dinlerken gülümsüyorum. böyle olmamam gerekir ama elimde değil, uzun bir süre sonra aşk duygusunu tadıyorum ama hiç de hayal ettiğim bir şekilde değil. özellikle ghostlandığım dönemlerde sevgilisi ile olan hikayelerinde gerçek anlamda yıkılıyorum. kendime her seferinde ''bunu kendime neden yapıyorum'' diye soruyorum. ona asla açılamam, sevgilisi varken bunu yapamam. 

    o benim hayatımın her saniyesini işgal ederken muhtemelen ben onun aklına bile gelmiyorumdur. bilimsel değil, sadece hisler. oldukça zor, yazsa dert yazmasa ayrı dert. ama bir şekilde ondan vazgeçemiyorum. ne kadar yazmazsa yazmasın telefonumda adını gördüğüm an yüzümde oluşan o gülümseme ve midemde hissettiğim kelebekler bir anda unutturuyor öz saygımı. 

    ne olacak, nasıl ilerleyecek bilmiyorum. muhtemelen ilerlemeyecek. ama ilerlemesini isterdim, gerçekten isterdim... eğer olmazsa da 25 terapist seansı ile atlatamayacağımız şey yok dedikten sonra yolumuza bakacağız...


berry




18 Mayıs 2023 Perşembe

ne tatildi ama

     Şimdi anlatacağım olay aslında 2021 yazında geçti. O dönemlerde bloga online olmadığım için şimdi anlatmak farz oldu. Bir çılgınlık edip bu sefer de bir arkadaşımla tatile gidelim dedik ve gittik. Aslında bundan önceki sene de arkadaşlarımla tatile gitmiştim ama arkadaşlarımın ebeveyni de yanımızda olduğu için ona pek 'baş başa tatil' demiyorum. 

    Sezon sonu için harika uygun fiyatta bir yer bulup gittik. O dönemlerde de tatile gittiğim arkadaşımı sevgilisi aldatmıştı fakat sonrasında barışmışlardı yani sıkıntılı bir dönemden geçiyorlardı. Arkadaşım da içkiye alışık bir insan değildir kesinlikle, her akşam onun sarhoşluğuyla uğraşıyordum. Tatilin sabah saatleri mükemmelken akşamları benim için cehennemi aratmıyordu. Sürekli sevgilisiyle tartışıyor ve ben sürekli onlarının dramalarını çekmek zorunda kalıyordum. 

    İlk günlerde kafama koymuştum, tatilde biriyle tanışacaktım. Yine o eşcinsel chat sitelerine girip birileriyle konuşmaya başladım. Şans eseri kaldığım yerde çalışan biri ile iletişim kurmuşum. Tatil boyu kimliğini gizleyerek benimle konuştu. Aslında ufacık bir gözlemle arkadaşım ve ben onun kim olduğunu anlamıştık bile ama çaktırmadık işte. Tatilimizin bitişine iki gün kala sabah havuz başına içince ''Kahvaltınız hazır'' diye geldi o kişi... Arkadaşım da ''bak seninki bize jest yapıyor'' demişti. Gerçekten sanırım ilk kez bir erkek benim için jest yapıyordu. 

    Bana yüzünü ben kaldığımız yerden ayrıldıktan sonra gösterecekti, öyle anlaşmıştık. Mesajlaşırken birbirimize eski aşklarımızı ve travmalarımızı da anlatmıştık. Aslında bizden birşey olmayacağı çok açıktı çünkü kendisi hala bir travmayla uğraşmaktaydı. Yine de ümitlenmiştim işte. Tatil dönüşü otobüste İstanbul'a dönerken bana yüzünü gösterdi. Tam da düşündüğümüz kişi çıkmıştı. Biz daha restoranta girmeden bize kahvaltı servisini hazırlamasını sorduğumda ''sen gitmeden bir jest yapmak istedim'' dedi. Aslında ben ona oradayken sahile gitmeyi, sohbet etmeyi önermiştim ama belki de cinsel kimliğinin ortaya çıkabilecek olması tedirginliğini yaşıyordu. Olabilir, bende insanlara oldukça zor güvenen biriyimdir. 

    Bir süre daha instagram üzerinden sohbet ettik fakat sonrasında iletişimimiz kesildi. Ben buraya böyle zamanın alakasız olduğu hikayeler yazıyorum. şuan ''berry bize ne 2021 yazından bize günümüzden bahset'' diyebilirsiniz ama ben böyle üzerinden yıllar geçince geçmiş yazılarımı okuyup o kişilerin kim olduklarını düşünürken çok eğleniyorum. İnternet günlüğümde bu kişinin de olması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta ilk kez tatilde biri ile bir iletişim kurmuştum... Daha nicelerinin olmasını ümit ediyorum... 

    berry

11 Ağustos 2022 Perşembe

benim güzel oğlum

     Ben uzun zamandır buraya yazı yazıyorum fakat hiç kedimden bahsetmediğimi fark ettim az evvel. Madem geleceğe kendi hayatımı aktarmaya uğraşıyorum, kedimle daha doğrusu oğlumla da tanıştırayım. 

    Kendisi ile yollarımız 14 Haziran 2021 tarihinde kesişti. Aslında kendisinden haberimiz vardı sahiplenme sürecinde ama kimi olumsuzluklar vardı. Benim sarmanım ve kardeşi, diğer kardeşlerin arasında tek yaşayabilen ikiliydi. Anneleri de onlar bir kaç günlükken ölmüştü. Benim oğlum da bir süt anneye nakledildi ve 14 Haziran günü evimize geldi. 

    Utangaç, oyuncu ve sevgi dolu bir çocuk o. İlk gününü hatırlıyorum da, benimle oyun oynamak istiyordu ama korkusundan ve utancından bir türlü cesaret edemiyordu. Biz hazırlıklıydık onun bizden korkmasına veya saklanmasına onun için başlarda onu hiç zorlamadık. Yeni evdeki ilk gece her kedi için oldukça zor bir süreçtir, özellikle ailesinden ayrıldıysa. Bu arada oğlumun kardeşini de başka bir akrabamız sahiplenmişti onun bilgisini de atlamayayım. İlk gecesinde oğlum korkusunu aşıp korkak adımlarla tuvaletine gitti ve tekrar yanıma geldi. Benim yatak odam biraz karmaşık olduğu için ilk gecemizde oturma odasında uyumaya karar vermiştik. Böylece daha az eşya olduğu için kaybolma veya birşeylerin arasına sıkışma ihtimali kalmayacaktı. Daha sonrasında bir kuytu köşe bulup orada uyudu. Sabah uyandığımda beni koklamaya çalışan ama korkan bir sarman vardı yanımda. Daha doğrusu ben koltukta yatarken yerden beni izleyip kokluyordu. Bende gelmek isteyeceğini düşünüp yanıma aldım ve yorganı üzerimize çektim. Gırıltısının sesiyle birlikte uyuyuverdik orada. Gerçekten inanılmaz bir histi. Ben kendimi bizden korkacağına, uzun bir süre saklanacağına hazırlamışken daha ilk günden birlikte uyuyacağımızı düşünmemiştim doğrusu. 

    Ertesi gün elbette yine utangaç bir bebekti ama daha aktifti. Bir yerlerde saklanma ihtiyacı olmadan oyun oynayabiliyordu. O günden itibaren gün geçtikçe utangaçlığını daha çok kırdı. Örnek verecek olursam ilk önce misafirler geldiği vakitlerde hemen bir yere saklanır ve çok tedirgin olurdu. Artık misafirler geldiğinde beyefendi kılını bile kıpırdatmıyor... 

    Benim için dünyadaki en güzel hislerden biri onu öpmek... Üstelik biraz oburuz ve şişkoyuz... Artık yanımda yattığı zamanlarda bir insanla yatarmışcasına yer kaplıyor. O kadar tatlı bir uyku pozisyonumuz var ki keşke görseniz...

    Şimdi benim oğlum bir yaşında! Daha doğrusu Mayıs ayında bir yaşında olacak. Onun her yarım saatte bir başıma gelip oyun oynamak istediği için miyavlamasını veya o kadar yer varken gözümüzün önüne gelip yatmasına aşığım! Ben bu satırları yazarken de yanımda ve miyavlamakta! İyi ki hayatımdasın oğluşum benim... 

    berry

8 Ağustos 2022 Pazartesi

bu sıralar beğendiğim erkekler

     İki yazı peş peşe melankolik olduğumu fark edince biraz kafa dağıtacak bir şeyler yazmak istedim. Ayrıca bu ''Yakışıklı günlükleri'' serisini sonrasından okumak çok eğlenceli oluyor benim açımdan. O zaman başlayalım. hazır 💕hornylik perileri💕 gelmişken niyet ettim allah rızası için 2015 yılından beri bıkmadan ve usanmadan devam ettiğim yakışıklı günlükleri serisine bir yenisini daha eklemeye...

    Serinin önceki yazıları için;

    Yakışıklı günlüğü #1 → 

    Yakışıklı günlüğü #2 → 

    Yakışıklı günlüğü #3 → 

    Yakışıklı günlüğü #4 → 

    Bu sıralar tiktokta çok fazla vakit geçiriyorum. İzlediğim içeriklerin bir çoğunluğunu türkçe ve ingilizce mizah videoları oluştururken kalan yüzde ellilik dilimi yakışıklı ünlülere yapılan editler kaplıyor. Genelde günün büyük bölümünde arkadaşlarıma o editleri gönderip darlamaktayım. İşte başlıyoruz. 

    1) Timothée Chalamet 
Kimilerine göre hot kimilerine göre not olsa da benim için hot!!!! olduğu kesin. Gerçekten sırf o var diye hiç ilgimi çekmeyen filmleri bile izledim işte ben aşık olunca böyle oluyor. Yüz hatları yunan tanrısını aratmayan bu kişiliğe puan verecek olsam kesinlikle 10/10 olurdu. Özellikle tiktok kullanıcıları pov videolarında kesinlikle çok iyi iş çıkarıyorlar....
bu sıralar horny periler de sürekli aklıma bu kişiyi getiriyorlar...
 

               


2) Aaron Taylor-Johnson 

Bu aşk adamın açıklamaya bile ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Söyleyeceğim tek şey varsa o da aldığım BDE!!!!!!! açıklama sonu. Benim ıslak rüyalarımı süsleyen biri olduğu için kutluyorum. Ayrıca Anna Karenina filmindeki imajı 💖💗💘💕💞 beni kendine aşık etti...





3) Jacob Elordi
Evet, I AM IN LOVE WITH NATE JACOBS AND HE IS IN LOVE WITH ME AND DONT YOU FUCKING GIVE ME THAT LOOK MADDIE BECAUSE I DIDNT HAVE FUCKED YOUR BF. Karakteri iğrenç olsa da Euphoria izlerken düştüm kendisine.... Beni yargılamayı kesin.......





4) Sebastian Stan
Yine söylenecek sözlerin tükendiği bir yerdeyim... Bu adama o kadar büyük bir aşk besliyorum ki buraya yazmaya çalışsam asla bitmez bu yazı. Tip desen var, eğlence desen var, seksilik desen var daha ne isterim ki? Sebastian Stan kapıdan çıkıp gelse 5 çocuğunu bırakıp benimle gel dese düşüneceğini sanmıyorum....










5) Austin Butler
Bu sıralar tiktokta çok karşıma çıkıyor. Kendisi karşıma çıktığında içimden bir SMASHHH geçirmeden kendime gelemiyorum.... sadece isterdim...











6) Jack Harlow
Bu adamda çok farklı bir çekim var... videolarını izlerken böyle resmen içimden bir şeyler ona doğru çekilmeye başlıyor gibi hissediyorum... İşte tam bu yüzden bu sıra düştüklerim listesine eklemek zorunda hissettim kendimi. 













7) Charles Leclerc
Çok farklı bu parça... Bu parça BENİM FAVORİM! Bu sıralar kendisine inanılmaz takmış durumdayım. Öyle ki durduk yere pinterestte adını aratıp fotoğraflarına bakıp aşk-attack geçiriyorum! Bu listede olmak zorundaydı... Ona aşığım!












8) Kit Connor
Bu sıralar Heartstopper fanlığımı susturamıyorum! Dizisini izlediğimden beri kendisini haremime dahil ettim.... İsterdim...














9) Paul Mescal
NORMAL PEOPLE İZLEYİN!!!! Aksanından anlayacaksınız!!!!!! Söyleyecek sözüm yok.... Smash!










10) Jamie Campbell Bower
Benim ömrüm, hayatım ve bir tanemin programına başlıyoruz inşallah!!!!! 













    berry

7 Ağustos 2022 Pazar

bilmiyorsun ama seni rüyamda gördüm

     Kırmızı benim ilk aşkımdı. Onu en son lise mezuniyetimizde görmüştüm ve gözlerimle elveda demiştim. Bu sıralar hayatımda çok konusu açılmasa da rüyama girdi bir anda...

    Geçenlerde bir arkadaşımla bir bara eğlenmeye gidip geldikten sonra akşamında ''her ne kadar biriyle birlikte olursan ol senin için Kırmızı hep çok farklı biliyorum...'' demişti. Haklıydı. O her zaman benim içimde bir yara olarak kaldı ve zannedersem hep böyle kalacak.  Artık durduk yere aklıma gelmiyor, sanırım çok vakit geçtiğinden... Onu en son Haziran 2018'de görmüştüm, ne yazık. Geçenlerde bir arkadaşım metroda onunla karşılaştığını söylemişti bana ''berry, hiç değişmemiş'' diyerek. 

    Yaşansaydı nasıl olurdu demeden edemiyorum aslında şimdi. Bir de şimdi çok değiştim, karantina boyunca bolca kilo aldım ve şuan yoğun diyet ve sporla formumu geri kazanmaya çalışıyorum. Bilmiyorum, belki de birileri tarafından beğenilmek istiyorumdur. 

    Herneyse, rüyama geçecek olursak... Bir gezi için yurt dışına gidiyorduk bir toplulukla birlikte. Kırmızı da otobüste tam yan koltuğumda oturuyordu. Her ne kadar kesik kesik hatırlıyor da olsam bir anda kolunu benim omzuna attığını hatırlıyorum... Kalbimin gerçekten çarptığını hissettim. Sonrasında bende sol kolumla ona daha çok sarıldım kendisi başlarda biraz tereddüt etse de sonrasında daha sıkı sardı beni... O an işte içimde bir burukluk hissettim neden bilmiyorum. Lise birinci sınıftan beri beklediğim biri olduğu içindir belki de... Sonrasında gezdiğimiz tarihi yerlerin birinde dudağıma bir buse kondurdu. Ne yazık, çok hissetmedim dudaklarını dudaklarımda. 

    Sonrasında gözlerimi açtığımda gerçek dünyaya döndüm. İçim yine buruktu. Biraz onun fotoğraflarına baktıktan sonra kendime geldim sanırım.  Tam da bir ayrılığın sonunda böyle bir rüya görmüş olmam umarım bir işarettir...

    Belki de evrene gönderdiğim mesajlar bir gün yerine ulaşacaktır, kim bilir!

    berry

son birkaç ay üzerine

  Son birkaç aydır işte şimdi oldu diyordum... sonunda yıllarca beklediğim aşkı yaşadım sandım fakat yanılmışım... Bittikten tam 24 saat sonra yazıyorum bu yazıyı... fakat üzgün değilim nedenini beni dinleyince anlayacaksınız.

  İnternet üzerinden bir İtalyan ile konuşmaya başladım. Birbirimizi aslında bir yılı aşkın bir süredir tanıyorduk ama bir şeylerin resmiyete dökülmesi son 7 ay içinde gerçekleşti. O'ndan Contini kod adıyla bahsedeceğim... 

  Başlarda düzgün giden konuşmalarımız birkaç ay içinde onun yeni bir işe girmesiyle iyice kopmaya başlamıştı. Gündüz veya gece yalnızca bir kez mesajlaşabiliyor, birbirimizi yeterince tanıyamıyorduk. Bu da beni rahatsız etmeye başlamıştı. Ona ''biz bir uzak mesafe ilişkisi yaşıyoruz mesajlaşmak bizim için zorunluluk'' dediğimde ona yönelik bir eleştiri yönelttiğim için bana sert bir cevapla ''ben sana vakit ayırıyorum fakat sen bunu takdir etmiyorsun'' diyerek karşılık verdi. Oysa benim takdir etmediğim şey neydi? Normal her insan gibi birine romantik hisler besleyip gün içinde yaptıklarımı paylaşmak mıydı? Bana sert çıkışının üzerini kapattım. Kendisi ikinci bir şans yarattı o gece. Ağustos ayında çalıştığı işinden ayrılacak ve böylece birbirimize daha fazla vakit ayırabilecektik. Hatta Türkiye'ye gelecekti ve benim üniversite eğitimimden sonra İtalya'da yüksek lisans yapabileceğim okulları sürekli bana ilerletiyordu.

  Gün geçtikçe içimde daha fazla umut varolmaya başlamıştı. Anneme hayatımda birinin olduğunu da tam bu zamanlarda söyledim. Arkadaşlarıma bu tartışmayı aktardığım zamanlarda biri ''bence bir şey değişmeyecek sanki ben böyleyim sen buna alış demeye çalışıyor!'' demişti. Ne kadar haklı bir yorum olduğunu sanırım görmek istememiştim. Aradan yine aylar geçti ve bugünlere geldik. Tarihler beş ağustosu gösterdiğinde bana tam yirmi dört saat boyunca tek bir mesaj bile atmadı... Benim günaydın mesajım orada bütün bir gün boyunca karşılık bekledi. Ertesi günün akşamı hiç bir şey olmamış gibi ''Here I am'' mesajını gönderdi. Bir süre sinirli olduğumu anlaması için mesaj göndermedim. Aradan dört veya beş saat geçtikten sonra ''Neredeydin?'' mesajımı gönderdim. Yirmi beş saniyelik bir sesli not göndererek ''Enerjim yoktu o yüzden yazmadım, hatta hiçkimseye yazmadım'' dediğini öğrendim. Sinir katsayım yükseliyordu. Sinirlendiğim şey yaptığı bu aptallıktan çok zaten başından kendisini belli eden birine gereğinden fazla çabaladığımdı! İlk tartışmamızda da kendisine 'meşgulüm, akşam yazacağım veya şu işle meşgulüm' diye mesaj yazmanın veya sesli mesaj göndermenin 2 saniyeden fazla sürmeyeceğini kendisine belirtmiştim. 

  Ben zaten asla konuştuğu kişiyle 7/24 kesintisiz mesajlaşmayı sevmeyen biriyim. Ama karşıdaki kişi beni önemseyen bir insansa ona nerede ve neden yok olduğumu mutlaka açıklardım... Asla yirmi dört saat boyunca onu habersiz bırakmazdım. 

  En sonunda tüm arkadaşlarıma da durumu anlattıktan sonra sesli mesajına yanıt vermedim... O da dün hiç bir şekilde bana mesaj atmadı... Sanırım bir hikayenin daha sonuna geldik fakat bu defa bittiği için üzgün değil aksine mutlu hissediyorum... Elveda Contini!

  berry

18 Mart 2022 Cuma

bir rüya gördüm dün gece

 bu gece gördüğüm rüya beni olması gerektiğinden biraz fazla etkiledi sanırım. aslında çok basit bir rüyaydı, seviliyordum. sevildiğimi hissediyordum en azından. tanımadığım bir kişiydi rüyamda gördüğüm aslında esmer ve güzel şekillendirilmiş siyah saçları vardı. göğsünün biraz altında yara izi vardı tişörtünü çıkarıp bana gösterdi. rüyamda daha önce hiç bu kadar spesifik bir ipucu almamıştım aslında. belki de kaderimde olan kişinin bir özelliğiydi bu ve bir vizyon olarak bana göründü orada.

sevimliydi...

insan rüyasında gördüğü, gerçekte yaşadığını bile bilmediği birine his besleyebilir mi? belki de uzun süren yalnızlığımın bir uydurmasıydı bu da... zaten her geçen gün umutlarımı biraz daha kaybediyorum. oldukça kilo aldım bu sıralar. daha önce de kilo vermiştim zaten işte tam olarak kilo vermeden önceki halime geri döndüm. kendimi beğenmediğim, aynalara bile bakmak istemediğim bir döneme girdim sanki her geçen gün kendimi biraz daha çirkin görüyorum aynalarda. ve çirkin olmak demek sevilecek biri olmamak demek maalesef. 'hayır, öyle değil' diyebilirsiniz ama belirli bir güzellik anlayışının altında olduğunuzda bu dediğim size daha anlamlı gelebilir. güzel insanlar için sevilmek çok kolay bir şeyken insanların ilk tercihi olmayan 'normal' bir insan için oldukça zor bir şey. 

arkadaş çevremde herkesin iyi veya kötü bir ilişkisi ve güzen anıları varken ben yalnızım. evet şanslı olduğum veya en azından kendimi şanslı gördüğüm özellik gerçekten iyi dostlara sahip olmam olabilir. ama insan bazen arkadaş değil de daha yakın birini istiyor yanında. basit şeyler aslında ama çok da zor. ne zaman biriyle konuşsam HEPSİ 'ama ben daha yeni uzun ilişkiden çıktım ve beni çok kırdılar' diyor. ne şanssızsam hep aynı bahane ile karşı karşıya kalıyorum. herkes birilerini kırmış ve bunun sonucu olarak ben o kişiyi bulamıyorum sanki. başkalarının hataları ile benim mutluluğum arasında bir orantı söz konusu sanırım. 

eşcinsel ve aşk istemek ne kadar zormuş! küçükken daha masum görünürdü böyle şeyler ama herkesin gözünü sex bürümüş. arkadaşımla geçenlerde bunun hakkında sohbet ediyorduk... gerçekten nasıl bu şekilde devam ediyorlar? nasıl düzenli birini istemiyorlar? birini sadece cinsel bir obje olarak görmeyi nasıl beceriyorlar anlayamayacağım sanırım. 

herneyse melankolik hissettiğim bir gecedeyim bugün. o kişi bir gün gelecek... çok bekledim ve buna deyecek demek istiyorum. hemde çok istiyorum. 

18.03.22 - 22:21

18 Temmuz 2021 Pazar

iki bin yirmi bir

 hazır 2021 yılının da bitmesine 5 ay kalmışken bu yılın ilk yazısını yazayım dedim taze bir kalp kırıklığıyla. hayat benim için her zaman aynı; aşksız. 

maalesef daha bir iki saat önce yine biri ile konuşmayı kesmiştim. eskiden 'abi 22 yaşın üzerinde biri ile asla olmam!' derken artık otuzlarının ortasındaki insanlarla konuşmam da nasıl bir sirkin içinde olduğumu gösteriyor sanırım. 

kalp kırıklıkları beni çok yıpratıyor artık. özgüvenimi düşürüyor. acaba ne için benimle konuşmayı kesti, ben yetersiz miyim, çirkin miyim diye düşünmekten artık kimse ile konuşmak dahi istemiyorum. oturup sabırla beyaz atlı prensimi bekleyeceğim. -o da gelirse tabii-

mesafeler mesafeler

ne zaman yabancı biri ile konuşmaya başlasam bana 'oh ama uzaksın' diyorlar... ama kardeşim türk istesem buraya bakardım zaten bana buradan kaçacak biri lazım! anlamıyorlar. aşk mesafe tanır mı? bence tanımaz. aşk online da olsa yüz yüze de olsa aşktır!

insanların hayatlarına bakmaktan yoruldum artık ben de kendi hayatımda mutlu olmak istiyorum... artık her gün olmasa da kısa kısa yazılar yazmak istiyorum... bakalım...

berry x

15 Aralık 2020 Salı

rüyalarım

 Bu sıralar sanki Allah bana acımış da 'bari rüyasında bunları yaşasın' dermişcesine rüyamda sürekli birileri ile aşk yaşadığımı görüyorum. Tuhafıma gidiyor ama bir taraftan hoşuma gidiyor. Sanırım bilinçaltım bunlarla dolu olduğu için her gece farklı bir senaryoyu kuruyor beynim. 

Rüyalarımdan her zaman etkilenirim ve böyle şeyler görmek de beni her zaman mutlu bir ruh haliyle kendime getirir. Bugün de bunlardan biriydi. Gördüğüm kişi, ben ve bir bebek oturuyorduk. Bebeği severmiş gibi yaparak bir yandan elime uçtan uçtan dokunuyordu. Rüyaları unutmaktan nefret ediyorum! Önemli kim bilir kaç detayı unuttum bile çoktan. 


Hayatımın çok yoğun olduğu bir dönemdeyim. Ödevlerden baş kaldırmıyorum, öte yandan da zaten karantinadayız dışarı çıkamıyoruz -ki ben zorunlu karantina olmadan evvel de dışarı çıkmıyordum- bunlarla boğuşurken öteki taraftan kendime bir de diyet mevzusunu çıkarttım. Asla inanmıyorum çok ilerleyeceğine ama deneyelim bakalım, zarar gelmez. Benim kadar yemek seçen biri nasıl olacak da diyet yaparak hayatta kalacak göreceğiz!

Lütfen güzel şeyler olsun artık! O tanışma applerinde bile mesajlaşmak istemiyorum kimseyle. Bir yandan manyaklar gibi aşk yaşamak isterken öteki yandan kimse ile sohbet etmek bile istemiyorum, uğraşasım gelmiyor. Bu ikilem yüzünden hala yalnızım sanırım... Neyse akademik kariyere odaklandık diyelim. 

2020 yılının sonuna gelmek üzereyiz. Bu yıl resmen bir oyun gibi ölmeden sona gelmeye çalışıyoruz. Sona gelebildiğim -en azından yaklaşabildiğim- için kendimi tebrik ediyorum. 2021 ise istediklerimize kavuştuğumuz bir yıl olsun. 

Not: az önce salatamı bitirdim ama sanırım hala aç hissediyorum!

25 Haziran 2020 Perşembe

yaz tatili düşleri ve biraz fazla kaçan isyan

yine gözyaşlarım eşliğinde yazacağım bir konu daha. malum coronavirus hala bitmedi, evden çıkmamaya devam ediyorum. bugün odamda yine mutsuz bir ruh haliyle müzik dinlerken içeride annem hanımın telefonla konuşmasına kulak misafiri oldum. teyzemle bodrum hakkında konuşuyorlardı hemen yanına koşup detaylıca dinledim. yazlık bir ev kiralayıp gidebileceğimiz hakkında bir şeyler söyledi teyzem ama annem aksine okul paraları vs vs vs kafa ütüledi ve konu kapandı muhtemelen.

tam üç yıldır istanbul sınırlarından çıkmak nasip olmuyor allah kahretsin artık. para problemleri dedik okay ama şimdi tam bir şeyler olabilir derken corona denen şu hastalık hortladı tüm dünyayı kapladı yine gidemeyeceğim. yine eminim ki seneye de bir bok çıkar sonra da çıkar. hayatta en çok üzüldüğüm şey böyle fırsatları hep yaşım küçükken kullandık şimdilerde ise hiç bir şey yapamıyorum çok üzücü. oysa tam gidip yaz aşkını iliklerime kadar yaşayabileceğim bir yaştayım. geçen sene de tatile gitmememize bir kaç hafta kala dolandırıldığımızı öğrenmiştik bir şekilde iptal olmuştu.

artık o kadar ihtiyacım var ki biraz uzaklaşmaya anlatmama imkan yok. bıktım artık insanlardan, istanbulun havasından trafiğinden kalabalıklığından tek isteğim biraz olsun uzaklaşıp kendimi toparlayabilmek. evet, biliyorum dünyanın en büyük derdi değil bu 'tatil' olayı ama gitmek istiyorum. gerçekten millet hiç olmazsa köyüne falan gidiyor yazın ama akrabalarımızdan hiç kimseyle iletişimimiz olmadığı için böyle şey de yapmıyoruz. gerçi yapıp ne yapacağım orada akrabalarla özgür olmak yerine istanbuldan daha çok zincirlerle bağlı olduğunu hissedersin... yok o da kalsın rafta.

bir kaç zamandır avrupalı ve amerikalı yaşıtlarımın yaşadıklarına bakıyorum da bu bizim yaşadığımız hayat mıymış diyorum. 17-18 yaşlarında arkadaşlarla seyahat etmeye dünyanın dört bir yanını dolaşmaya başlıyorlar. gerçekten coğrafya kaderdir ben hiç böyle şeyler yaşayamayacak mıyım? ben artık bu ülkede nefes dahi alamadığımı hissediyorum. sevgili desen... gerçekten turkish gay community'den hiç bir bok olmaz. herkesin kafasını seks bürümüş yok şöyle yaparım yok böyle yaparım ben burada oturduğum sürece hiç bir şekilde aşk bulamayacağım. farkında mısınız en güzel yıllarımdayım ve hayatımda hiç kimse yok! çıkıp gezebileceğim, sevebileceğim bir erkek yok! ne kadar acı. herkes aç sekse aç. bıktım artık. ne kadar isyan edersem edeyim bu böyle gelmiş böyle gidecek. tek isteğim bir an önce burayı terk etmek ve hayallerimi yerine getirmek.

tamam, hayallerim bazen çok uçlarda olabiliyor.. yani, sanatçılık falan ama ben kendime inanırsam bunu başarabileceğime inanıyorum. bir şekilde yolunu bulacağım, kuşkum yok. ama bir diğer hayalim daha var ki bu aslında dünyanın en basit hayali bile olabilir. aşk! bir ailem olsun istiyorum.. samimi, sıcak ve mutluluk dolu. hiç bir zaman amaan yaşım gelsin de evleneyim demiyorum ama hayatımda gerçekten istediğim biri olsun, birlikte yaşamaya değer biri olsun istiyorum sadece, çok şey değil!

her neyse işte o kadar çok isyan doluyum ki artık kusmak istiyorum resmen. zaten şu yaşadığımız boktan dönem psikolojimi eksi seviyelere indirmişken üstüne her gün yeni depresyona sokucu konular ekleniyor. ne diyebilirim ki bir an önce buradan gitmek istiyorum... başka da bir şey yok.

ne bileyim şimdi bodrum yahut antalya arasında bir yerde olsam... belki bir turist ya da mucizevi bir istek ama hayallerime yaklaşan bir türk bile olsa olur! ama zannetmiyorum türkiyede bunları yaşayacağımı... şu an içimde öyle bir his var ki anlatmama imkan yok! resmen boğazımda bir his var ağlamak ister gibi ama aynı zamanda gözlerimden de ateşler fışkırıyor! insanlar kanımı emer gibi rahatsız ediyor beni artık...

daha fazla YETEEEEER diye çığlık atmak istemediğim için kısa tutuyorum bu isyanımı. biliyorum ne büyük dertler değil mi... ama işte böyle... berry'nin yaşamı bundan ibaret... benim hayatım aşk! 

berry x

7 Mayıs 2020 Perşembe

survivor ve ramazan • karantina III (konudan konuya atladığım genel bir özet yazısı)

televizyonda survivor'dan başka hiç bir şey yok. gerçi olsa izler miydim? sanmıyorum. iftara kadar izlediğim nihat hatipoğlu programından sonra tam iftar vakti survivor'ı açıyoruz ve bitene kadar izlemeye devam ediyoruz. kimi zaman gözümüzle şahitlik ettiğimiz yetmiyor ve bir de başkalarının bakış açılarından dinleyelim diye düşünüp panaroma'yı bile izliyoruz.

bir kaç bir şey söylemem gerekirse eğer ünlüler takımını hiç sevmedim bu sene... bir tek aycan ve elif'i sevdim bir de arada ersin geliyor ama diğerleri hayır. başlarda yunus emre'yi de severdim tatlı gelirdi gönüllüler takımındayken.. bilmiyorum bu bana mı özel ama ünlüler takımına gittikten sonra çok itici gelmeye başladı -bir de gönüllüler takımındayken de hiç bir şey beceremiyordu-

neyse gelelim benim takıma; gönüllüler. cemal'in olacağını öğrendiğim zaman zaten tarafım belli olmuştu ama cemalin güçlü çıkıp buralara kadar geleceğini beklemiyordum daha doğrusu ne iyi oldu ama!! sonra berkan aşkım var... berkan'ı da ünlüler takımındayken hiç ama HİÇ sevmezdim
gönüllüler takımına geldiği zaman sempatimi kazanmaya başladı. bir de efsane var orada... canım evrim'im valla arada üzülsem de evrim'e ben seviyorum. kimi zaman krize de soksa beni karakterini sevdiğim birisi oldu kendisi. barış nisa ardahan falan genel olarak bu takımı seviyorum tek tek anlatmayacağım şimdi. bir de oy vermeniz için kodu söyleyeyim isterseniz.....

bana survivor'da geçen seneden beri sahte gelen bir şey var. ya gerçekten takımların güçleri birbirlerine çok denk ya da reyting için çok fena salak yerine konuluyoruz. bilemiyorum şimdi üç oyundan ikisi 9-9 gidiyor. sanki reyting için bilerek başa baş götürülüyormuş gibi geliyor bana ama neyse daha fazla eşelemeyeceğim bu konuyu. ben seviyorum survivor'ı <3 ps: berkan ve cemal shiplemeyi de çok seviyorum.

bugün şu oruç tuttuğumuzun bilmem kaçıncı günü ve ilk kez aç hissediyorum ve vakit geçmiyor gibi geliyor neden böyle oldu bilmiyorum. dün nihat hatipoğlu hocamı dinlerken sahurda yemek yemeyi mi unuttum bilmiyorum...

ramazanın karantinaya denk gelmesi iyi oldu ama if you ask me. çünkü erken uyanmamız falan gerekmiyor yorulmuyoruz istediğimizi yapıyoruz falan filan. ama tabii benim düzenimi bozan kimi şeyler de var mesela online dersler ve online sınavlar. online sınavlara ısınamadım itiraf etmek gerekirse... hem etki alanları çok düşük hem de insanın çalışası gelmiyor elinin altında google varken. neyse okulları açacaklarmış 15 haziranda. ben muhtemelen ilk gününde corona kaparım ikinci gününde tüm çevreme yayıp ölürüm. ama takip ettiğim bir astroloğa göre çok yanlış bir
yoldaymışız... bir şeyler yanlış giderse bizi her şeyin başına götürecekmiş...

yani bu 'karantina günlüğü' fikrini iyi ki buldum -ah bir de yazabilsem- daha çooook uzun yazacakmışım gibi geliyor. herneyse ben iki gün önce (55 gün sonra) ilk kez sokağa çıktım. anlatamam çok değişik bir histi gerçekten. ama bir daha uzun süre eski hayatıma dönebileceğimi düşünmüyorum. markette birisi bana yaklaştığı anda kaçıyorum oradan. insanlara potansiyel hastalıklı olarak falan bakıyorum. okay olması gereken de bu ama açmayın şu okulları işte gidemem ben yapamam!! evden çıkamam!!!!!!! ha kimi aptallar şu iki günde çıkıp gezmeye başladı bile normalleşmeye girdik diye. işte ben bundan korkuyordum. türkiye maalesef insanlara güzel şeyler söyleyebileceğimiz bir ülke değil hemen hiç bir olay yaşanmamış gibi başladılar. dün istiklal caddesi full gözüküyormuş maşallah.

lütfen yapmayın mümkün olduğunda sokağa çıkmayın. insanların kimileri hala maske bile takmıyor yahu! kendimizi kendimiz koruyacağız onların sorumsuzluklarından <3 eğer salgın ikinci dalgayı başlatırsa türkiyede o zaman yazacağım yazıyı o insanlara ithaf edeceğim <3

evde kalmaya devam ediyoruz <3
berry

berry günlük 5 yaşında

aslında tam olarak 3 mayıs 2015 tarihinde başlamışım bu blogu ama şimdi iki sınavdan çıkınca birden bire geçen gün google'da pasta falan gördüğüm geldi ve yazmak istedim... şu sıralar fark ediyorum da bu blog benim hayatım. gelecekte bunları okuyup biraz gülmek istiyorum kendime doğrusu.

coronavirus karantinasına devam ediyoruz. 56.günümdeyim. -az önce bunu yazarken hapşurdum inşallah corona olmamışımdır çünkü iki gün önce markete gittim- anyways, ben imana geldim bir de mesela şu an oruç tutuyorum. benden beklenmeyecek bir şey aslında ama yapıyorum...

şu sıra evde kalmak, insanların toplu toplu ölmesi falan beni çok etkiledi sanırım. bir de yaşlıların neden çok dindar olduğunu da öğrenmeme sebep oldu bu dönem. insan ölüme yaklaştıkça allah'a daha sıkı sarılmaya başlıyor -en azından ölüm korkusu lol- ben bir de orucu sadece aç kalmak olarak değil aynı zamanda nefsimi TAM olarak tutarak yaşamaya çalışıyorum. mesela kendimi kimi yollarla tatmin etmeyi de bir süredir bıraktım. uzun aralıklarla yapmaya karar verdim mesela iki haftada bir gibi.

oruçta ne açlık ne de susuzluk beni zorluyor açıkçası.. en zorlandığım konu -iflah olmaz derecede yanan vücudumu ve kimi zaman aklımı ele geçiren- dirty düşüncelerim. onları da temizlediğim zaman tam olarak masum bir insan olabileceğim sanırım. ama bir de kendimi tatmin etmeyi bırakınca sanki iki kat fazla tepki veriyorum bir şeylere gibi geliyor... iki kat fazla azıyorum yani..

neyse, berry'ciğim iyi ki doğdun

3 Nisan 2020 Cuma

corona psikolojisi • karantina II

son iki günüm uyku düzenimin yok olmasıyla devam etti. online eğitimin devreye girmesinden sonra sabahın köründe uyanıyor, dersten hemen sonra tekrar uyuyor ve ardından akşama doğru uyanıp sabaha kadar oturuyorum. bu da düzelecek diyorum kendi kendime ama ne zaman orasını ben bilemem.

evden çıkmayalı bugün yirmi üç gün oluyor.

iki gündür netflix'e takılıyorum. filmler diziler falan derken vakit nasıl geçiyor fark edemez bir hale geldim. saat 19:30 civarlarında tıpkı hunger games'de olduğu gibi vaka/ölüm sayılarını öğrenip psikolojimi bozuyorum. ha bir de bugün bir gelişme daha oldu. 20 yaş ve altındakilere sokağa çıkma yasağı ilan edildi. zaten evden hiç ayrılmadığım için beni etkileyen bir şey olmadı. bir de bu sıralarda sanırım coronavirus vakası olmasa da ambulanslar o korkunç kıyafetlerle geliyorlar. oturduğumuz yerde sadece kuzenim ve benim oturduğumuz apartmanlardan birilerini aldılar birer hafta arayla. artık kimi şeylere nasıl tepki vereceğimi unuttum biliyor musunuz? mesela türkiye'de ilk vakanın görüldüğü 11 mart tarihini hatırlıyorum da uyku uyuyamamıştım gece... ertesi gün kalkıp okula gitmiştim tabii ama neyse.. konumuz bu değil. şu an güncel vaka sayımız 20,921 ve o kadar da fazla tepki vermiyorum. bir alışkanlık oldu her gün haber bültenlerinde vaka sayılarını görmek.

ben genel olarak iyi hissediyorum ama bazen sinir krizleri geçirecek bir seviyeye de yükselmiyor değilim. ailemle çok karşı karşıya gelmemeye çalışıyorum. bu sıralar herkesin psikolojisi olanlardan o kadar çok etkilendi ve evde kilitli kaldık ki karşı karşıya gelsek kavga çıkacak gibi hissediyorum. çoğu şeyi de alttan almaktan yorulmadım değil.

kardeşimle iki gecedir stresimizi atmak adına netflix dizilerini izliyoruz herkes yattıktan sonra. şu an chilling adventures of sabrina izliyoruz. geçen yazıda da anlatmıştım ya gavin leatherwood azması geçiriyorum diye işte sebebi bu. güzel oluyor eğleniyoruz. dün de doğum günüydü aslında çok üzücü günler geçiriyoruz ama bir şekilde mutlu olabilmeyi bilmek çok güzel bir şey. onu mutlu etmek için pastalar alındı, şaraplar hazırlandı ve eğlencee! çok da muhteşem değildi ama karantina altında yapılan bir kutlamaya göre oldukça eğlenceli bir işti.  sürekli ama sürekli içimde negatif düşünceler dönüyor aslında bakarsanız. corona kapmaktan o kadar korkuyorum ki anlatamam. şansıma da güvenmiyorum açıkçası... okay, ben hiç evden çıkmıyorum ama birileri çıkıyor işte...

dün fark ettim şu detayı da; ben ne zaman birine karşı duygular beslemeye başlasam bir şeyler oluyor ve ayrı kalmamız gerekiyor. okulda mesela tam Romeo'ya karşı bir duygular hissettiğimi kabullenmeye çabalarken BAM! it's corona time! ben bu şanssızlığı kabullendim, yapabilecek bir şey yok. ama bana yepyeni şeyler de tattırmıyor da değil. ders dinlerken katılımcıların olduğu listeye girip adına bakıp iç geçiriyorum. sonuçta aynı anda aynı şeyi yapıyorduk bunu bilmek benim gibi yıkık bir insanı mutlu ediyor sanırım. 

anlatacak bir şey bulmaya çalışıyorum ama yok! bulamıyorum! çünkü tüm günlerim bomboş elimde telefon ya da bilgisayarla geçiyor. ha bir de şu an kulaklarımda uğruna adam öldürebileceğim israilli bir seks tanrısı mergui'nin müziklerini dinleyerek yazıyorum bunları. küçük şeylerde bulalım bakalım mutluluğu! hayal gücüm de karantinada oldukça genişledi ama bunu başka bir yazıda anlatacağım artık. inanılmaz boş bir yazı oldu aslında ben bile beklemiyordum bu kadar gereksiz olmasını ama bu günleri yazıp belgelemek istiyorum.

evde kalın ha sakın çıkmayın dışarı
berry xx

1 Nisan 2020 Çarşamba

hobiler ve aşk meşk • karantina I

bugün evden dışarı adım atmayalı on yedinci günüm doluyor. onlarca yeni hobi edindim, onlarcasını tekrar bıraktım ya da beceremedim. -ama en azından denedim- bu sıralar tuttuğuma aşık olur bir duruma geldim. telefonumun her köşesinden erkek fotoğrafları fışkırır bir hale geldi. erkek gurmeliği diye bir hobiymiş bu, ben buldum.

başlarda bol bol kitap okumaya verdim kendimi sonra filmlere ve müziklere. şu an ise annemle yemek yapıyorum sürekli. aklımda yapılacak yüz binlerce şey var ama beceremediğim için elimde patlıyor genelde. ama sanatsal anlamda büyük bir açlığın içerisindeyim. müzik yapmaya çalışıyorum ve dijital olarak resimler çizmeye çalışıyorum kendimi çok yetenekli bulmasam da.

bu sıralar dünya müziği ile iç içeyim. bir sanatçıya şırıl şırıl aşık olduğumdan mı bilinmez ama mucizevi bir şekilde ibranice konuşmaya başlayabilirim her an. zaten oldum olası israilli beyleri her zaman gözdem olarak tutmuşumdur.

düşünüyorum da nasıl bir döneme denk geldik bilemiyorum gerçekten. bana çok değil beş - altı ay önce 'kimse evlerinden çıkmayacak okullar bile iptal olacak' deseler çok fazla gülerdim ama artık o kadar normal bir şey gibi geliyor ki bana. zaten evden çıkmayı çok sevmeyen biri olarak öyle zorlanmadım karantina sürecine adaptasyonda. ama yine de hiçbir şey umursamadan çıkıp gezmenin tadı bambaşkaymış... bugünlerin hemen geçmesini ve normal hayatımıza bir an önce dönmemizi umuyorum, çünkü hunger games gibi her gün tv başında 'acaba kaç kişi oldu?' diye beklemek canımı sıkmaya başladı. her gün rakamlar ikiye katlanıyor, bizim insanımız hala balık falan tutuyor.

yalnızlık da bir vurdu beni açıkçası. delirmeme ramak kaldı. kendimi -bahsettiğim israilli şarkıcı- mergui ile sevgili olmuş ve kendimizi izole etmişiz gibi hayaller kurmaya başladım. nasıl bir bilinç altım varsa her olaya karşı kendini ümitlendirecek bir detay bulmayı başarabiliyor. bir de daha dün gece gavin leatherwood'a karşı bir yükseliş yaşadım ama konumuz bu değil. sizlere biraz kendi aşk hayatımdan da söz etmek istiyorum.

ben okulda birine -hatta iki kişiye- çok fena düşmüşüm de haberim yokmuş. buna da dün karar verdim. ilki tam benim aradığım tip aslında. uzun boylu, fit görünümlü ve yakışıklı bir çocuk. derslerde genelde tam önümde oturuyor ve gözlerim bayram ediyor. hele erkeksi bir oturuşu var ki beni benden alan sizlere anlatmam mümkün değil... ona Romeo diye hitap edeceğim. çünkü yakışıklı, genç ve hayalimdeki romeonun siyah saçlı hali olduğundan olabilir. neyse tek problemi her hafta yanında farklı bir kız görüyor oluşum. zaten benim kaderim bu... insanlar keyfini sürerler ben de ancak uzaktan bakarım ya da 'aaa whatsapp profil fotoğrafını değiştirmiş' diye ağzımın sularını akıtırım.

diğeri daha serseri tipli bir çocuk. hal ve hareketlerini ilk aşkım olan Kırmızı'ya benzetiyorum açıkçası. hal ve hareketleri dediğim de mekandan mekana koşması falan muhtemelen. ama inanılmaz bir çekim hissediyorum ona karşı. okula karşı Romeo'dan daha ilgisiz biri ve bence iyileştirilmesi gereken yaralar olduğunu hissettiğim için ona karşı bir şeyler hissediyorum. -severim ben çünkü öyle şeyler- genelde kafamda bir hayal canlanırsa genelde bu çocuk oluyor. farklı bir havası var anlatılamaz yani. ona da Benvolio diyeceğim. onunla takılmak, gezmek, dolaşmak ve onu sevmek bambaşka olurdu diye düşünüyorum...

yanıp tutuştuysam devam ediyorum. bu aralar yine chat app'lerine sardım -çünkü bütün gün evdeyim ve yapacak başka hiç bir işim yok- orada da şans eseri sabaha karşı saat beş gibi birinin mesajını gördüm ve konuşmaya başladık. arayışımız aslında birebir ama beni ondan iten bir şeyler var. iki maddede inceleyebiliriz bunu aslında; bottom-vari tavırlar ve aseksüellik ihtimali. evet seks benim için ilişkide akla gelen ilk şey değil. elbette cinsellik de ilişkide çok önemli bir detay ama biriyle seks üzerinden sağlıklı bir ilişki kurulmayacağını düşünmekteyim. bana verdiği pozlardan falan çok bottom gibi geliyor ve ben maalesef iğrenç bir insan olduğum için 'errkek gibi errkek olmalı!' tezimden asla vazgeçmiyorum. hani öyle diğer insanlar gibi çok yakışıklı olsun, zengin olsun şeyim yok ama yanıma da yakışsın. sadece 'yokluk' diye bağıran bir ilişki de kurmak istemem doğrusu.

şimdi sizlere bol bol içimi döktükten sonra annemle birlikte yaptığımız -benim iğrenç yaptığım- sarmaları yemeye gidiyorum.
türk yemeği olan sarma @kimkardashian

berry xx

13 Şubat 2020 Perşembe

nişanlanmış

''hayatımda gerçekten hiç aşka bu kadar yakın olduğumu hissetmemiştim. bilemiyorum, belki de ben şu an kendi kendime gelin güvey oluyorum ama onun da boş olmadığını biliyorum.'' diye bahsetmişim Americano hakkında yazarken. o yazıdan bir kaç ay sonra ne yapacağımı bilemez bir halde durum güncellemesi yapıyorum. duygularımın arasında kayboldum adeta! 

mutsuz muyum yoksa içim kavruluyor mu bilmiyorum ama çok güçlü bir his yaşadığımı biliyorum. biraz başlara gideyim. bol bol konuşuyorduk onunla başlarda. inanılmaz iyi bir sohbetimiz vardı, kendimize ait bir mizah anlayışımız bile vardı. sonralarda bir şeyler bozulmaya başladı. aslında başladığı saniyeden itibaren sonunun ne olacağını biliyordum ama yine de beynimde dolaşan düşünceler beni daha çok bağlıyordu ona. texas'da yaşıyordu inanılmaz iyi bir ailesi vardı. aslında klasik latin kökenli bir amerikan ailesine sahipti. kardeşini beyzbol oyuncusuydu, annesinin bir güzellik salonu vardı ve aynı zamanda yoga-zumba takıntısı vardı. çok istemiştim o aileye girmeyi çünkü bana çok güzel geliyordu. kafamda oraya gittiğim hayaller geziyordu, ailesiyle birlikte olduğumuz anlar canlanıyordu. en ince detaylarıyla hemde. sonra aradan iki hafta geçtikten sonra telefonla konuşmalarımız kesildi. yazışmalarımız da. sürekli ortalıktan yok oluyordu ve engelleyip geri dönüyordu. ben kafamda tamamen bitirmiştim tabii ki! -o sıralar zaten Oidipus hayatıma girmişti diyebiliriz- ama çok üzülmüştüm. gerçekten ilk kez bir şeylerin rayında gittiğini hissetmiştim. o istanbul'a gelmeyi çok istiyordu ben de onun yanına gitmeyi. ama en sonunda tamamen engellendim. 

dün gece Chocolate'ın facebook'undan hesabına bakmak istedim ne yapıyor ediyor diye. gördükten sonra ne kadar içimin acıdığını anlatmamın ihtimali yok! nişanlanmıştı. hayatımda ilk kez bu kadar büyük bir tokat yemiştim. belki ilk kez hayatımda olan biri nişanlanıyordu ama buna kesinlikle hazır değildim. üstelik benim doğum günümde nişanlanmıştı. o girmek istediğim ailenin fertleri bunu beğenmiş ve yorumlarda mutluluktan uçuyorlardı. nişanlandığı çocuğun profiline girdim. annesi fotoğraflarını beğenmişti. aileye girmiş yani. hayallerini kurduğum aileyle. ben annesiyle zumba yaptığımız görüntüleri bile kafamda canlandırmıştım oysa! çok üzüldüm, yıkıldım açıklamak gerekirse. hazır değildim böyle bir şeyi görmeye. biz belki de çok güzel olabilirdik eğer aynı ülkede yaşasaydık. ama olmadı. ben her zaman olduğu gibi sırtıma biraz daha hüzünü yükleyip yoluma devam etmeye başladım. 

mutluluk dileyemiyorum. dilim varmıyor. buna isteyen bencillik desin ama ne kadar az konuşmuş olursak olalım ben ona karşı çok yoğun şeyler hissetmiştim. o da hissetmişti -belki de çok iyi bir yalancıydı- Chocolate dün farketti ki aslında ilişkileri iki bin on sekiz yılına kadar uzanıyormuş. muhtemelen araları bir süre kötüydü ve o sıralarda bana yazdı. ben onu ve beni istemeyen herkesi çok da güzel pişman edeceğim gelecekte, biliyorum. 

ben hiç bir şey yaşayamayacağım. istemeye istemeye bunu kabul etmeye başladım. yapayalnız göçüp gideceğim hiç sevilmeden. insanlardan farklı olarak şunu biliyorum ama ben sevilmeye layık birisiyim. ama seven kimse yok işte. umarım kaderim bu yazdıklarımı yanlış çıkartır ve çok da güzel severim gelecekte ama bu ülkede kaldığım sürece yaşayacağım hiç bir şey olmayacak. amerika'ya gittiğim gün başlayacak benim kaderim bunu çok iyi biliyorum. türkiye'de eşcinsel olarak aşkı bulmak çok güç bir şey. o siteler falan hepsi çöp! bomboş insanlarla dolu herkes duygularını bir kenara bırakmış, sadece bacaklarının arasına çalışıyor akılları. böyle bir şey yapamam ben aşık olmak için doğmuşum, sevmek için yaşıyorum. 

içim hala oldukça buruk. kırgınım. kabullenemiyorum da biraz. çünkü beni engellemiş olsa bile ailesinin hesaplarına arada sırada bakıyordum. meğer içimde gizli saklı 'keşke yazsa' diye bir çığlık yatıyormuş ama benim bundan haberim yokmuş. yine kaybettim. bilmem kaçıncı kez ve son da olmayacak. ama bana en çok yara veren şey olduğu kesin. bütün hayallerimi yine gömdüm kalbimin içine. artık dayanacak sabredecek güç bulmakta o kadar çok zorlanıyorum ki anlatmama imkan yok! yine kandırıldın işte! aptal! yine kandın! yine sen kaybettin! diye içim içimi yiyor...

ben çok bunaldım. hayatta belki de bir ilişkisi olsun diye en çok çabalayan insanım ama bir kez bile aşk gelip kapımı çalmadı henüz. çok yazık. en güzel yaşlarım geçiyor ama yalnız! bir süre bu olay yüzünden depresyondan çıkamam sanırım... yapacak bir şey yok... bu 'nişanlanma' olayına alışsam da iyi olur çünkü benim hayatım böyle gitmeye devam ederse ben bu hissi daha çooook yaşarım gibime geliyor.

berry x



4 Şubat 2020 Salı

yılın kerizi

bugün şans eseri facebook'un oyunları arasında gezerken bir uygulama dikkatimi çekti. hani böyle ''ruh eşin nerede?'' ''seni 2020 yılında neler bekliyor?'' tarzı sorulara cevap bulduğumuz bir oyundu. ben böyle şeyleri severim doğrusu. geleceğim hakkında basit spoilerlar alıyormuş gibi hissederim.

aşk tanrısı zeus sana ne mesaj yazacak?

karşıma ilk çıkan soru buydu ve tıkladım. içimde bir mutluluk ''şuradan güzel bir şey çıksa da biraz mutlu olsam ehehe'' moduyla mutlu mutlu bastım. ama zeus beni mutlu etmek yerine şu (yandaki) cevabı vermek istedi. bekar hayatının tadını bu güne kadar çıkardım ben zeus ya! yetti yani bu kadar iki mutlu olayım diye girdim kemiklerimi kırana kadar beni dövmüşler gibi ayrıldım. ben sonra bu cevaptan tatmin olmayıp tekrar denedim. orada da ''düzenli ilişki sana göre değil. ailenin bekar, yakışıklı, milyoner amcası olacaksın.'' cevabını aldım. neyse en azından milyonermişim dedim, sustum. hemen ardından başka bir teste geçiş yaptım.

ruh eşin nerede?

en azından nerede olduğunu bilir oralarda aradım ama meğer aradığım kişiye şu anda ulaşılamıyor, aradığım kişi başka biriyle fingirdeşiyormuş! hatta öyle biri yokmuş ben en azından bir yerde beni bekliyordur diye kendimi teselli ediyordum... aşk bana uygun değilmiş ben kuşlar gibi özgür olmak için doğmuşum. sap olmam için yaratmış allah beni resmen. bunu da tescillemiş oldu bu uygulama alıp duvarıma asacağım yakında... özgürlük falan güzel de zaten ilişkide iki insanın birbirini kısıtlamasına inanılmaz karşı bir insanım. ben mutlu olmak için biriyle birlikte olacağım kısıtlanmak ve mutsuz olmak için değil. yalnız yeterince mutsuzum zaten! burada da tokatlandıktan sonra yetmedi bir sonraki teste geçtim tekrar.

ruh ikizin kim?

adamlar bana ''senin ruh eşin yok! senin ruh eşin yok ki sen beni çıldırtmak mı istiyorsun?'' demiş ama ben asla pes etmemişim... akrep inadı ya işte huyum kurusun bir kez daha tokatlanmak istemiş bu minik kalbim. yeniden kapı gibi öyle biri yok! diye uyarı verdiler. salak berry! sen de kabullensene illa inat illa inat durduk yere üzdün kendini. düşmanların diline düştün. bir de sonuna dalga geçer gibi belki başka hayatta yazmışlar. ay ne olur olmasın öyle bir şey bu hayatın başkası da mı varmış! bırakmadılar ki yaşayalım... bir daha mı çekeceğim bu dertleri oku çalış yeniden okumaya başla mezun ol hayda yine bir iş telaşı hayatta kalma savaşı ve şansıma yine evde kalma durumu... yok ben almayayım. kalsın. bir de şansıma bin kat kötü bir durumda doğarım öldüğümle kalırım. reenkarnasyona inanan bir insanım ve geçen aylarda bulduğum regresyon terapisine göre aslında geçmiş hayatta yaşadığımız ve yaptığımız şeylerin bedelini ve ağırlığını bu hayatlarımızda da çekiyormuşuz. nasıl bir insansam geçmiş hayatımda allah bir günümü şöyle rahat yaşatmadı. neyse, bir diğer teste geçelim.

hayatınızın gerçek aşkı kim?

gerizekalı daha ne desinler istiyorsun. bu yıkıklığın, yıkılmışlığın en dip seviyesi sanırım. adamlar diyor ki 'yok yok yooook!' ama ben inatla hanimiş benim aşkım nerede bekliyormuş beni bakış açısıyla polyannacılık oynuyorum. allah gerçekten beni bildiği gibi yapsın. başka diyecek şey bulamıyorum. aldığım cevap kendi kendime mutlu olduğumu söylüyor. uygulamayı yapan gerzeklere de iki çift lafım var hayatından memnun olan insanlar ne yapsın bu sitelerde test yapmakla! hayatı düzgün olanlar yakışıklı / güzel sevgilileri ve hayatlarıyla bize instagramdan gösteriş yapıp kıskançlık krizlerine sokmaktan başka bir şey mi yapıyorlar ya?! yazın oraya 'hayatın muhteşem olacak!' 'beş vakte kadar prens kapında' 'allah belamı versin ki %100 kesin bu sene sonu hayatının aşkı kapına geliyor gelmezse gel beni s....' olsun bitsin bu iş. zaten yıkık insanlar geliyor oraya bir de üstüne binbir çeşit hakarete maruz kalıyoruz! hiç hoş değil. duyar kasıp anket shaming yaptığıma göre bir diğer ankete geçebiliriz... mutluymuşum kendi başıma... hele hele...

bir sonraki anketten bahsetmeden evvel şunu söyleyeyim; içinde gerçekleşmesine en inanmadığım (diğerleri daha muhtemel yani sonuçta evde kalacağım tescillendi neticede) olay çıktı karşıma. 

sevgililer gününde seni neler bekliyor?

ben kalbim ege'de kaldı yazımda yunan flörtüm olduğundan bahsetmiştim. birden karşımda böyle bir cevap görünce şaşırmıştım doğrusu. ama dediğim gibi içinde en inanmadığım ve gerçekleşmesi en imkansız olan cevap bu... yapacak bir şey yok. belkeyeceğim 14 şubat'ı. zaten bu sıralar bir karar aldım bu güne kadar hep ben milletle konuşmak için can attım hep ben mesajlar attım. bu kez oidipus'da kendimi geri çektim. o yazmadan yazmıyorum mesela. bu benim için büyük bir adımdı ilk defa kendi saçımı süpürge etmiyorum. ama çok şükür ki şu ana kadar her gün mutlaka yazışıyoruz. (nazar değmesin) açık konuşmak gerekirse yine depresif bir sevgililer günü geçireceğimi düşünüyorum. ümidim yok AMA ümit fakirin ekmeğidir derler ya içimde uslanmaz (ve artık tescilli) bir keriz olduğu için şu an içimde sanki 14 şubatta biraz romantik olaylar yaşanacak gibi bir his geliyor... bakalım bakalım neler olacak!

berry x