yine gözyaşlarım eşliğinde yazacağım bir konu daha. malum coronavirus hala bitmedi, evden çıkmamaya devam ediyorum. bugün odamda yine mutsuz bir ruh haliyle müzik dinlerken içeride annem hanımın telefonla konuşmasına kulak misafiri oldum. teyzemle bodrum hakkında konuşuyorlardı hemen yanına koşup detaylıca dinledim. yazlık bir ev kiralayıp gidebileceğimiz hakkında bir şeyler söyledi teyzem ama annem aksine okul paraları vs vs vs kafa ütüledi ve konu kapandı muhtemelen.
tam üç yıldır istanbul sınırlarından çıkmak nasip olmuyor allah kahretsin artık. para problemleri dedik okay ama şimdi tam bir şeyler olabilir derken corona denen şu hastalık hortladı tüm dünyayı kapladı yine gidemeyeceğim. yine eminim ki seneye de bir bok çıkar sonra da çıkar. hayatta en çok üzüldüğüm şey böyle fırsatları hep yaşım küçükken kullandık şimdilerde ise hiç bir şey yapamıyorum çok üzücü. oysa tam gidip yaz aşkını iliklerime kadar yaşayabileceğim bir yaştayım. geçen sene de tatile gitmememize bir kaç hafta kala dolandırıldığımızı öğrenmiştik bir şekilde iptal olmuştu.
artık o kadar ihtiyacım var ki biraz uzaklaşmaya anlatmama imkan yok. bıktım artık insanlardan, istanbulun havasından trafiğinden kalabalıklığından tek isteğim biraz olsun uzaklaşıp kendimi toparlayabilmek. evet, biliyorum dünyanın en büyük derdi değil bu 'tatil' olayı ama gitmek istiyorum. gerçekten millet hiç olmazsa köyüne falan gidiyor yazın ama akrabalarımızdan hiç kimseyle iletişimimiz olmadığı için böyle şey de yapmıyoruz. gerçi yapıp ne yapacağım orada akrabalarla özgür olmak yerine istanbuldan daha çok zincirlerle bağlı olduğunu hissedersin... yok o da kalsın rafta.
bir kaç zamandır avrupalı ve amerikalı yaşıtlarımın yaşadıklarına bakıyorum da bu bizim yaşadığımız hayat mıymış diyorum. 17-18 yaşlarında arkadaşlarla seyahat etmeye dünyanın dört bir yanını dolaşmaya başlıyorlar. gerçekten coğrafya kaderdir ben hiç böyle şeyler yaşayamayacak mıyım? ben artık bu ülkede nefes dahi alamadığımı hissediyorum. sevgili desen... gerçekten turkish gay community'den hiç bir bok olmaz. herkesin kafasını seks bürümüş yok şöyle yaparım yok böyle yaparım ben burada oturduğum sürece hiç bir şekilde aşk bulamayacağım. farkında mısınız en güzel yıllarımdayım ve hayatımda hiç kimse yok! çıkıp gezebileceğim, sevebileceğim bir erkek yok! ne kadar acı. herkes aç sekse aç. bıktım artık. ne kadar isyan edersem edeyim bu böyle gelmiş böyle gidecek. tek isteğim bir an önce burayı terk etmek ve hayallerimi yerine getirmek.
tamam, hayallerim bazen çok uçlarda olabiliyor.. yani, sanatçılık falan ama ben kendime inanırsam bunu başarabileceğime inanıyorum. bir şekilde yolunu bulacağım, kuşkum yok. ama bir diğer hayalim daha var ki bu aslında dünyanın en basit hayali bile olabilir. aşk! bir ailem olsun istiyorum.. samimi, sıcak ve mutluluk dolu. hiç bir zaman amaan yaşım gelsin de evleneyim demiyorum ama hayatımda gerçekten istediğim biri olsun, birlikte yaşamaya değer biri olsun istiyorum sadece, çok şey değil!
her neyse işte o kadar çok isyan doluyum ki artık kusmak istiyorum resmen. zaten şu yaşadığımız boktan dönem psikolojimi eksi seviyelere indirmişken üstüne her gün yeni depresyona sokucu konular ekleniyor. ne diyebilirim ki bir an önce buradan gitmek istiyorum... başka da bir şey yok.
ne bileyim şimdi bodrum yahut antalya arasında bir yerde olsam... belki bir turist ya da mucizevi bir istek ama hayallerime yaklaşan bir türk bile olsa olur! ama zannetmiyorum türkiyede bunları yaşayacağımı... şu an içimde öyle bir his var ki anlatmama imkan yok! resmen boğazımda bir his var ağlamak ister gibi ama aynı zamanda gözlerimden de ateşler fışkırıyor! insanlar kanımı emer gibi rahatsız ediyor beni artık...
daha fazla YETEEEEER diye çığlık atmak istemediğim için kısa tutuyorum bu isyanımı. biliyorum ne büyük dertler değil mi... ama işte böyle... berry'nin yaşamı bundan ibaret... benim hayatım aşk!
berry x
25 Haziran 2020 Perşembe
7 Mayıs 2020 Perşembe
survivor ve ramazan • karantina III (konudan konuya atladığım genel bir özet yazısı)
televizyonda survivor'dan başka hiç bir şey yok. gerçi olsa izler miydim? sanmıyorum. iftara kadar izlediğim nihat hatipoğlu programından sonra tam iftar vakti survivor'ı açıyoruz ve bitene kadar izlemeye devam ediyoruz. kimi zaman gözümüzle şahitlik ettiğimiz yetmiyor ve bir de başkalarının bakış açılarından dinleyelim diye düşünüp panaroma'yı bile izliyoruz.
bir kaç bir şey söylemem gerekirse eğer ünlüler takımını hiç sevmedim bu sene... bir tek aycan ve elif'i sevdim bir de arada ersin geliyor ama diğerleri hayır. başlarda yunus emre'yi de severdim tatlı gelirdi gönüllüler takımındayken.. bilmiyorum bu bana mı özel ama ünlüler takımına gittikten sonra çok itici gelmeye başladı -bir de gönüllüler takımındayken de hiç bir şey beceremiyordu-
neyse gelelim benim takıma; gönüllüler. cemal'in olacağını öğrendiğim zaman zaten tarafım belli olmuştu ama cemalin güçlü çıkıp buralara kadar geleceğini beklemiyordum daha doğrusu ne iyi oldu ama!! sonra berkan aşkım var... berkan'ı da ünlüler takımındayken hiç ama HİÇ sevmezdim
gönüllüler takımına geldiği zaman sempatimi kazanmaya başladı. bir de efsane var orada... canım evrim'im valla arada üzülsem de evrim'e ben seviyorum. kimi zaman krize de soksa beni karakterini sevdiğim birisi oldu kendisi. barış nisa ardahan falan genel olarak bu takımı seviyorum tek tek anlatmayacağım şimdi. bir de oy vermeniz için kodu söyleyeyim isterseniz.....
bana survivor'da geçen seneden beri sahte gelen bir şey var. ya gerçekten takımların güçleri birbirlerine çok denk ya da reyting için çok fena salak yerine konuluyoruz. bilemiyorum şimdi üç oyundan ikisi 9-9 gidiyor. sanki reyting için bilerek başa baş götürülüyormuş gibi geliyor bana ama neyse daha fazla eşelemeyeceğim bu konuyu. ben seviyorum survivor'ı <3 ps: berkan ve cemal shiplemeyi de çok seviyorum.
bugün şu oruç tuttuğumuzun bilmem kaçıncı günü ve ilk kez aç hissediyorum ve vakit geçmiyor gibi geliyor neden böyle oldu bilmiyorum. dün nihat hatipoğlu hocamı dinlerken sahurda yemek yemeyi mi unuttum bilmiyorum...
ramazanın karantinaya denk gelmesi iyi oldu ama if you ask me. çünkü erken uyanmamız falan gerekmiyor yorulmuyoruz istediğimizi yapıyoruz falan filan. ama tabii benim düzenimi bozan kimi şeyler de var mesela online dersler ve online sınavlar. online sınavlara ısınamadım itiraf etmek gerekirse... hem etki alanları çok düşük hem de insanın çalışası gelmiyor elinin altında google varken. neyse okulları açacaklarmış 15 haziranda. ben muhtemelen ilk gününde corona kaparım ikinci gününde tüm çevreme yayıp ölürüm. ama takip ettiğim bir astroloğa göre çok yanlış bir
yoldaymışız... bir şeyler yanlış giderse bizi her şeyin başına götürecekmiş...
yani bu 'karantina günlüğü' fikrini iyi ki buldum -ah bir de yazabilsem- daha çooook uzun yazacakmışım gibi geliyor. herneyse ben iki gün önce (55 gün sonra) ilk kez sokağa çıktım. anlatamam çok değişik bir histi gerçekten. ama bir daha uzun süre eski hayatıma dönebileceğimi düşünmüyorum. markette birisi bana yaklaştığı anda kaçıyorum oradan. insanlara potansiyel hastalıklı olarak falan bakıyorum. okay olması gereken de bu ama açmayın şu okulları işte gidemem ben yapamam!! evden çıkamam!!!!!!! ha kimi aptallar şu iki günde çıkıp gezmeye başladı bile normalleşmeye girdik diye. işte ben bundan korkuyordum. türkiye maalesef insanlara güzel şeyler söyleyebileceğimiz bir ülke değil hemen hiç bir olay yaşanmamış gibi başladılar. dün istiklal caddesi full gözüküyormuş maşallah.
lütfen yapmayın mümkün olduğunda sokağa çıkmayın. insanların kimileri hala maske bile takmıyor yahu! kendimizi kendimiz koruyacağız onların sorumsuzluklarından <3 eğer salgın ikinci dalgayı başlatırsa türkiyede o zaman yazacağım yazıyı o insanlara ithaf edeceğim <3
evde kalmaya devam ediyoruz <3
berry
bir kaç bir şey söylemem gerekirse eğer ünlüler takımını hiç sevmedim bu sene... bir tek aycan ve elif'i sevdim bir de arada ersin geliyor ama diğerleri hayır. başlarda yunus emre'yi de severdim tatlı gelirdi gönüllüler takımındayken.. bilmiyorum bu bana mı özel ama ünlüler takımına gittikten sonra çok itici gelmeye başladı -bir de gönüllüler takımındayken de hiç bir şey beceremiyordu-
neyse gelelim benim takıma; gönüllüler. cemal'in olacağını öğrendiğim zaman zaten tarafım belli olmuştu ama cemalin güçlü çıkıp buralara kadar geleceğini beklemiyordum daha doğrusu ne iyi oldu ama!! sonra berkan aşkım var... berkan'ı da ünlüler takımındayken hiç ama HİÇ sevmezdim gönüllüler takımına geldiği zaman sempatimi kazanmaya başladı. bir de efsane var orada... canım evrim'im valla arada üzülsem de evrim'e ben seviyorum. kimi zaman krize de soksa beni karakterini sevdiğim birisi oldu kendisi. barış nisa ardahan falan genel olarak bu takımı seviyorum tek tek anlatmayacağım şimdi. bir de oy vermeniz için kodu söyleyeyim isterseniz.....
bana survivor'da geçen seneden beri sahte gelen bir şey var. ya gerçekten takımların güçleri birbirlerine çok denk ya da reyting için çok fena salak yerine konuluyoruz. bilemiyorum şimdi üç oyundan ikisi 9-9 gidiyor. sanki reyting için bilerek başa baş götürülüyormuş gibi geliyor bana ama neyse daha fazla eşelemeyeceğim bu konuyu. ben seviyorum survivor'ı <3 ps: berkan ve cemal shiplemeyi de çok seviyorum.
bugün şu oruç tuttuğumuzun bilmem kaçıncı günü ve ilk kez aç hissediyorum ve vakit geçmiyor gibi geliyor neden böyle oldu bilmiyorum. dün nihat hatipoğlu hocamı dinlerken sahurda yemek yemeyi mi unuttum bilmiyorum...
ramazanın karantinaya denk gelmesi iyi oldu ama if you ask me. çünkü erken uyanmamız falan gerekmiyor yorulmuyoruz istediğimizi yapıyoruz falan filan. ama tabii benim düzenimi bozan kimi şeyler de var mesela online dersler ve online sınavlar. online sınavlara ısınamadım itiraf etmek gerekirse... hem etki alanları çok düşük hem de insanın çalışası gelmiyor elinin altında google varken. neyse okulları açacaklarmış 15 haziranda. ben muhtemelen ilk gününde corona kaparım ikinci gününde tüm çevreme yayıp ölürüm. ama takip ettiğim bir astroloğa göre çok yanlış bir
yoldaymışız... bir şeyler yanlış giderse bizi her şeyin başına götürecekmiş...
yani bu 'karantina günlüğü' fikrini iyi ki buldum -ah bir de yazabilsem- daha çooook uzun yazacakmışım gibi geliyor. herneyse ben iki gün önce (55 gün sonra) ilk kez sokağa çıktım. anlatamam çok değişik bir histi gerçekten. ama bir daha uzun süre eski hayatıma dönebileceğimi düşünmüyorum. markette birisi bana yaklaştığı anda kaçıyorum oradan. insanlara potansiyel hastalıklı olarak falan bakıyorum. okay olması gereken de bu ama açmayın şu okulları işte gidemem ben yapamam!! evden çıkamam!!!!!!! ha kimi aptallar şu iki günde çıkıp gezmeye başladı bile normalleşmeye girdik diye. işte ben bundan korkuyordum. türkiye maalesef insanlara güzel şeyler söyleyebileceğimiz bir ülke değil hemen hiç bir olay yaşanmamış gibi başladılar. dün istiklal caddesi full gözüküyormuş maşallah.
lütfen yapmayın mümkün olduğunda sokağa çıkmayın. insanların kimileri hala maske bile takmıyor yahu! kendimizi kendimiz koruyacağız onların sorumsuzluklarından <3 eğer salgın ikinci dalgayı başlatırsa türkiyede o zaman yazacağım yazıyı o insanlara ithaf edeceğim <3evde kalmaya devam ediyoruz <3
berry
berry günlük 5 yaşında
aslında tam olarak 3 mayıs 2015 tarihinde başlamışım bu blogu ama şimdi iki sınavdan çıkınca birden bire geçen gün google'da pasta falan gördüğüm geldi ve yazmak istedim... şu sıralar fark ediyorum da bu blog benim hayatım. gelecekte bunları okuyup biraz gülmek istiyorum kendime doğrusu.
coronavirus karantinasına devam ediyoruz. 56.günümdeyim. -az önce bunu yazarken hapşurdum inşallah corona olmamışımdır çünkü iki gün önce markete gittim- anyways, ben imana geldim bir de mesela şu an oruç tutuyorum. benden beklenmeyecek bir şey aslında ama yapıyorum...
şu sıra evde kalmak, insanların toplu toplu ölmesi falan beni çok etkiledi sanırım. bir de yaşlıların neden çok dindar olduğunu da öğrenmeme sebep oldu bu dönem. insan ölüme yaklaştıkça allah'a daha sıkı sarılmaya başlıyor -en azından ölüm korkusu lol- ben bir de orucu sadece aç kalmak olarak değil aynı zamanda nefsimi TAM olarak tutarak yaşamaya çalışıyorum. mesela kendimi kimi yollarla tatmin etmeyi de bir süredir bıraktım. uzun aralıklarla yapmaya karar verdim mesela iki haftada bir gibi.
oruçta ne açlık ne de susuzluk beni zorluyor açıkçası.. en zorlandığım konu -iflah olmaz derecede yanan vücudumu ve kimi zaman aklımı ele geçiren- dirty düşüncelerim. onları da temizlediğim zaman tam olarak masum bir insan olabileceğim sanırım. ama bir de kendimi tatmin etmeyi bırakınca sanki iki kat fazla tepki veriyorum bir şeylere gibi geliyor... iki kat fazla azıyorum yani..
neyse, berry'ciğim iyi ki doğdun
coronavirus karantinasına devam ediyoruz. 56.günümdeyim. -az önce bunu yazarken hapşurdum inşallah corona olmamışımdır çünkü iki gün önce markete gittim- anyways, ben imana geldim bir de mesela şu an oruç tutuyorum. benden beklenmeyecek bir şey aslında ama yapıyorum...
şu sıra evde kalmak, insanların toplu toplu ölmesi falan beni çok etkiledi sanırım. bir de yaşlıların neden çok dindar olduğunu da öğrenmeme sebep oldu bu dönem. insan ölüme yaklaştıkça allah'a daha sıkı sarılmaya başlıyor -en azından ölüm korkusu lol- ben bir de orucu sadece aç kalmak olarak değil aynı zamanda nefsimi TAM olarak tutarak yaşamaya çalışıyorum. mesela kendimi kimi yollarla tatmin etmeyi de bir süredir bıraktım. uzun aralıklarla yapmaya karar verdim mesela iki haftada bir gibi.oruçta ne açlık ne de susuzluk beni zorluyor açıkçası.. en zorlandığım konu -iflah olmaz derecede yanan vücudumu ve kimi zaman aklımı ele geçiren- dirty düşüncelerim. onları da temizlediğim zaman tam olarak masum bir insan olabileceğim sanırım. ama bir de kendimi tatmin etmeyi bırakınca sanki iki kat fazla tepki veriyorum bir şeylere gibi geliyor... iki kat fazla azıyorum yani..
neyse, berry'ciğim iyi ki doğdun
Etiketler:
boş muhabbet,
doğum günü,
falan filan,
happy birthday,
sohbet,
yıldönümü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
