24 Ağustos 2018 Cuma

bu nasıl bir sıcak böyle

son bir kaç gündür ciddi anlamda yanıyorum. hava o kadar sıcak ki duştan çıkıp daha kurulanırken başlıyorum ‘of çok sıcak’ demeye. hani tamam deniz kum güneş okay iyi eğlenceli haha falan ama geceleri uyuyacağım desen uyku yok beş yüz saat dön dolaş yok olmuyor. bir film izleyeyim kitap okuyayım da iki kültürleneyim desen yok onuncu sayfada ter tanecikleri süzülü süzüle göze giriyor. çıkıp bir yerlere gitsem desek güneş tepede akşam baş ağrısı. bir de o amele yanıkları ve acı çekmek sonra yoğurt sürme ritüelleri. yok yok en iyisi bahar.

havalar sıcak olmasın demiyorum. olsun ama yerinde olsun. önceden böyle değildi hava ya sanki biraz daha normaldi çöl sıcağı yoktu. geçmişle günümüz arasında çok fark var aslında. mesela eski türkiye’de avrupalı-amerikalı turistler gezerlerdi binbir türlü milletin insanı gezerlerdi türkiye şehirlerinde. şimdi istanbul’un her yerinde türkçeden çok arapça tabelalar ve kara çarşaflı araplar var. 

hatırlıyorum eskiden taksim ne kadae hoştu. şuan sanki arabistanın bir yerini geziyormuş gibi gösteriyor maalesef. bunun sebebi politik olarak dünyadaki durumumuz olduğunu düşünüyor ve çok irdelemiyorum. mazallah bir şafak operasyonuyla alınırım falan. 

bu sıcak bir tek nasıl çekilir biliyor musunuz? böyle tatil köyünde olacaksın sağında solunda yakışıklılar güzeller keseceksin onlara kendini beğendirmeye çalışacaksın diskonda eğleneceksin yemeklerini yiyeceksin (ki tatilde o pancake falan benim tabak bildiğiniz bir dağ oluyor fit gidersem fat dönüyorum tatilden) ancak öyle çekilir. 

geçenlerde de hava sıcak diye bir denize gidelim dedik. demez olaydık aldılar beni yanlarına sabahın erken saatlerinde daha kargalar bokunu yemeden gittik sahile kadar ayağımızı suya sokamadık. pinpirikli benim kuzenimle sevgilisi tutturdular ay yosun var ay bu insanların girdiği suya girmem ben diye. ayağımızı sokamadan çıktık. yolda bunlar aptal aptal her şeye kavga ettiler. yok gözünün üstünde kaşın var, yok whatsapp’ı neden sildin. sonra beni postaladılar eve çekemedim onları ağzımı açıp tek bir kelime bir şey konuşmadım. çok boş bir gündü. 

ama annem demişti. kuzenine güvenipte gitme gel bizle gidelim eğlenelim demişti. ben eve dönüp kös kös oturdum annemler orda yediler içtiler yüzdüler güneşlendiler. salak olduğumla kaldım.  

sıcaktan bunalmış bir halde yatağımda uzanırken, ‘allahım cehennem provası mı bu ya’ diye haykırarak yazıyorum bunları. 

gerçi şey gibi de gözükmek istemem ‘ay allahım nolur bahar gelsin kış gelsin battaniyemi üstüme atıp film izleyeyim fotoğraf atayım instagrama story atalım off’ 

ben daha çok bahar insanıyım hava ne sıcak ne soğuk olacak. ortalama güzel araplar gelirken ülkelerinin sıcaklarını da getiriyorlar herhalde. çöl sıcağı çünkü bu serap falan görüyorum. 

neyse ben çok konuştum çok sıcak beynime vurdu herhalde aldım elime telefonu yazdım öyle içten bir sohbet olsun iki sohbet edelim diye özlemişim yazmayı ama. 

haydi seviliyorsunuz. 

berry. 

23 Ağustos 2018 Perşembe

hayatımda güzel giden şeyler çok az

hayatımda çok az şey rayında gidiyor. uzun zamandır prtalıkta yokum çünkü gerçekten hiç bir anlatacak şeyim yok. sadece söyleyebilirim ki sınavım iyiydi ve yetenek sınavlarım yaklaştı. içimde sadece bunun stresi var. her gün uyurken, uyanınca ya da bir yere gidince aklımda olan tek şey acaba bir okul tutacak mı kaygısı oluyor. biraz da gelecek kaygısı. biraz da değil çok gelecek kaygısı.

aşk hayatına gelince. kırmızı’yı en son karne aldığımız gün gördüm. içimde o kadar burukluk vardı ki bundan sonra hiç bir zaman yan yana gelmeyeceğiz. gözlerimle veda ettim ona. onun haberi yoktu elbette ama ben son kez baktım ona. içim yandı gerçekten veda etmek çok zor. bir daha göremeyeceğimi bilmek daha zor. zaten hayatımın arka planında aşk-ı memnu fon müziği çalıyor. yeşilçam filmlerinden çalınmış bir sahne gibi vedamı ettim. aslında ben mahvolurum ölür biterim diye düşünüyordum ama öyle olmadı. bir kaç gün içinde kendimi toparladım. ölenle ölünmez dedim ve matem havamı attım üstümden.




‘artık yepyeni bir hayat vardı önümde’ diye bir anlatım da yapayım. nesi yeniyse artık. 

kırmızı’yı özlüyor musun diye sorarsanız, evet özlüyorum. onu sevmeyi özledim ya da acaba bugün okula gelecek mi diye beklemeleri özledim. bilmiyorum belki de bu bir tip bağımlılıktır. 

ama hayatımda bir güzel giden şey de hayatıma birileri girdi bu yokluğumda. gerçi hoş geldiler ve gittiler. biri kaleciydi iyi bir çocuktu ama bana yazmayınca ben de ona yazmadım ve konu böyle kapandı. yine chat sitelerinden birinde mr. kibar’ı gördüm. adını da değiştirmek lazım çünkü kibarlık kalmamış soğuttu kendinden biraz. 

ama doğru düzgün biri girdi gibi. gibi diyorum çünkü eşcinsel ilişkilerde “ay acaba aktif mi pasif mi?” soruları vardır hah işte benim de kafamda o sorular var. eğer pasif çıkarsa çok üzülürüm çünkü iyi biri ve mutlu olacağımı hissettiğim biri. onun adı kaptan olsun. yine chat sitelerinden birinde tanıştık önce instagram sonra whatsapp’dan konuşmaya devam ettik. şuan her şey iyi gibi gözüküyor arada bir bebeğim-tatlım gibi kelimeler kullanıyor. hiç alışık değilim ışık tutulmuş tavşan gibi kalakalıyorum karşısında. 

hayatımda iyi giden şeyler böyle. daha buzdağının altında bir şeyler var ama hiç bir zaman hatırlayıp da kendimi üzmek istemiyorum. ve bu sene tatil yok maalesef rus aşklarıma kavuşamıyorum maalesef. akrep dövmeli çocuk ve anton’u saygıyla analım buradan. 

bu günlüğü de gelecekte bir gün açıp da okuyayım neler yaşamışım bakayım diye yazıyorum ve bazen yardımcı oluyor böyle eski anılarda bir yolculuk yapıyorum. güzel oluyor.

çok şanslıyım ki çevremde çok iyi insanlar var beni destekleyen bir aile ve arkadaşlara sahibim bu iyi giden en iyi şey işte. 

aşk istiyorum gerçekten. hayatımda seveceğim, sevgi gördüğüm biri olsun istiyorum. evet sevgili oldu iso falan vardı ama hiç sevildiğimi hissetmedim. çok değişik bir duygu bu yaşlar bir daha gelmeyecek en güzel yaşlar sonuçta. 

şimdilik bu kadar yazayım ve artık blogu tekrar başlayalım günlüklerimize bakalım hayat bize neler gösterecek. bir de dua edin kaptan ile çooook güzel şeyler yaşayalım. gıybet edilecek çok şey var. 

seviliyorsunuz

berry. 


16 Ocak 2018 Salı

benim en güzel pişmanlığım

en acı yanı da, gözlerine bakamamak olsa gerek. yan yana olduğum zaman bile gözlerinin içine doyasıya bakamıyorum. o kadar özel ki bakmaya kıyılmıyor. anlamasından korkuyorum birşeyleri. ama olsun anlasın, ama olmuyor. hayatımda isteyeceğim son şey onun bana karşı nefret beslemesi olurdu. gözlerinde binlerce his var. aslında sadece gözlerinde değil, gözlerim onu gördüğü an kalbimde oluşan sancının tarifi yok.

her seferinde ilk kez görüyormuşcasına atan kalbim ve içimde dolanan onlarca güzel his. sanki dertlerim bir kenara çekiliyor ve bir kaç dakika mutlu olmama izin veriyor gibi.

benim mutluluğum ve mutsuzluğumun tek sebebi. nasıl ikisini birden başarıyor? nasıl beni dünyanın en mutlu ve en mutsuz insanı arasında götürüyor bilmiyorum ama sanırım kırmızı benim en güzel pişmanlığım. pişmanlık olur mu bilmiyorum onu sevdiğim için bir gün bile pişman olmadım. aslında o olmasa bilmiyorum her şey çok boş olurdu. ne kadar beni tanımıyor bile olsa bana ne kadar çok şey kattı. onun için değiştim, onun için güçlü kaldım ve her gün onu görebilmek için daha heyecanla okula gittim.

dünyadaki en muhteşem erkek o bana göre. gözleri, dudakları, saçları her bir noktası benim özelim. hani kimi ikinci günde melankoliye giren çiftler gibi değil isyanım. ben ona dört yılımı verdim. olmadık, olamadık orası ayrı ama şunu içimden gelerek söylüyorum:
 ben sevilmeyi hak ettim.

ama verdiğim değerin gramını almadım ondan. aramızda bir uçurumdan farklısı var. aramızda bir kız yok sadece, benim sevdiğim çocuk başka bir cinsiyetten hoşlanıyor bunu yaşamadan anlatılamaz bir şey. ne kadar acı çekersen çek, ağlarsan ağla olmayacak. kesin ve net bir şey. ne kadar acı  değil mi? 

içimde bir umut var bugün değilse yarın olacak. hissediyorum nedendir bilinmez ama bir gün yollarımızın kesileceğine inanıyorum. 

mevlana'nın bir sözü var, diyor ki 'hayat sana arka arkaya dikenlerini gösteriyorsa sakın üzülme, aksine sevin. çünkü çok yakında gülü de gösterecektir.' aşk konusunda hiç bir zaman gül göremedim. sevgilim oldu ama hiç bir zaman sevilmedim. 

sevilmek, kutsal bir şey. ama sanırım benim için kutsal olan kırmızı'nın gözlerinin içine doyasıya bakıp gülmekti. bir istekten öteye gidemedi hayallerim. içimdeki sevgi gün geçtikçe daha çok artıyor ama olmayacağını, gerçekleşmeyeceğini hatırladıkça bir duvara toslamış gibi kalıyorsun ortada. 

her ne olursa olsun. sevin. aşk kutsaldır, aşk güzeldir ve eğer doğru kişiyse size cenneti yaşatır. kırmızı benim için doğru kişi değil, biliyorum. insanlar bana 'o iyi biri değil' dedikçe savunmak istiyorum ama olmuyor. ne yaparsa yapsın aşkım bir gram azalmıyor. kalbim ona ait bunu hissediyorum ve her ne olursa olsun ondan kopamayacağımı hissediyorum. hayatında biri de olsa ben sessizce ağlayıp izledim. kimi zaman mutluluk haram dahi olsa, onu sevmekten pişman olmadım. dedim ya, o benim en güzel pişmanlığım. hayatımın rengi o. mutluluğum... mutsuzluğum... kıskançlığım... sevgiyi de nefreti de doyasıya yaşadım onunla ama bir an bile pişman olmadım. ve dünya, sana o kadar çok teşekkür ederim ki beni onunla tanıştırdığın için. beni aşkla tanıştırdın.